Bildiğiniz herşeyi unutun!

İnternetle dünya bir takla attı ya, nanoteknolojiyle, galaksinin tamamı önce amuda kalkacak; sonra sırıkla yüksek atlamada bütün zamanların rekorunu kıracak.

Bu arada nanoteknolojiyi icad eden insan neslinin nereye savurulacağı hiç belli değil.

Bir anda toz bulutuna dönüşüp, “Abi, kıyamet yangınla başlamayacak mıydı?” diyemeden yok olabiliriz.

Şaşırdınız mı?

Psikopat ruhlu sistem, illa ki akrep gibi kendi kendini sokacak.

Mevzu edebiyat, maksat 14 Şubat Dünya Öykü Günü’ne binaen bir yazı kaleme almaksa, “nanoteknoloji ne alaka?” diyebilirsiniz.

Durum, tam da budur!

Nanoteknoloji ve edebiyat ringte!

Skor henüz belli değil.

Yeni değil, iki benzemez gibi duran sanat ve teknoloji, uzun süredir karşı karşıya.

Mesela son günlerin müjdesi neydi?

Nanoteknoloji, kansere çare olacak!

Eyvallah da nasıl?

Çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük ama akıllı ilaçlar, insan beynine yerleşecek ve dışarıdan kumanda ile hastalığı tedavi ederkeeeeen…

Aklınıza Binbir gece Masalları mı geldi? Hâlâ çok iyimsersiniz.

Teknoloji ile dünyadaki bütün insanların beyni tek merkezden yönetilebilse robot sektörü doğmadan ölmez mi? Yaşayan 7 milyar robot, yani bizler, daha ucuza mal olacağımıza göre…

Şimdi de aklınıza, Hollywood’un pompaladığı bilim-kurgu filmleri mi geldi? Doğru yoldasınız.

Cehennemin taşları, hep iyi niyetle örülüdür.

Teknolojinin esir ettiği, her gün biraz daha köleleştirdiği insanı, giderek uzaklaştığı sanat kurtarabilir mi?

Ruhumuzu besleyen, bizi bize anlatan sanat değil mi?

Masallar, şiirler, öyküler, destanlar, romanlar, insan beynini, özellikle de yetişme çağındaki çocukların düşünce biçimini şekillendirmez mi?

İşte nanoteknoloji de bu işlevi birkaç saniye içinde yapabilir. Bütün algılarımızı yerle bir edip, bir anda bambaşka hedeflere yönelmiş bambaşka insanlar ve ordular yaratabilir.

Tam da sanatı kopyalayarak…

Ancak küçük bir ayrıntı var: Sanat, insana ne kadar iyi gelirse, teknoloji o kadar yıkıcı olabiliyor.

Melekle şeytan gibi.

Sanatın kutsal yanını tartışmaya gerek yok.

Gerçeği, bize, sanattan, edebiyattan daha güzel ne anlatabilir?

Lütfen gözünüzü bir an için çok satanlar listesinden ayırın.

İntihar makinesi Mavi Balinalar’ın alt basamağı olan Vampir serisini edebiyat şemsiyesi altına iteleyenler, her karesinden şiddet fışkıran milyon dolarlık filmleri bütün dünyaya dayatanlar, daha ucuz, daha sinsi yollar arıyor.

Bunun için iştahları kabarıyor.

Önleyemedikleri bir açlıkla, kuduz köpekler gibi saldırıp, önlerine ne gelirse yakıp yıkıyorlar…

Dünyanın her tarafını saran nedensiz savaşlar onların doymak bilmeyen şizofren egolarının eseri.

Durum vahim.

Karşımızda gelmiş geçmiş masallara sığamayacak kadar kötü ruhlu bir canavar var.

Peki, korkmalı mıyız?

Hayır!

Nanoteknoloji dahil, ben hiçbir yenilikten, buluştan korkmuyorum.

Onların teknoloji harikası laboratuvarları varsa bizim de kâğıdımız kalemimiz ve yüreklerimiz var.

Gerçek devrimci sanat hâlâ arkamızda. Özgün masallar, öyküler, hâlâ bizim beyinlerimizin eseri.

Kuşkunuz olmasın, bu acımasız maçın galibi yine bizler olacağız.

Çünkü hiçbir robot, sanatın aslı olan yaratıcılığa muktedir olamaz.

Bu uğurda katledilen Sabahattin Ali, Samed Behrengi ve tüm devrimci yazın emekçilerini yad ederek, 14 Şubat Dünya Öykü Günü’nüzü kutluyorum.

Hipokrat’ın dediği gibi, hayat biter, sanat kalır.

Hazırlayan: Dursaliye Şahan