Okuma süresi: 8 dakika

||
2002-2012 yılları arasında Ankara’nın sevilen grupları arasında yer alan Ruj, seneler sonra yeniden bir araya geldi. Bu sefer sevenlerine farklı ülkelerden, farklı şehirlerden sesleniyorlar üstelik!

  • Merhabalar, öncelikle sizleri kısaca tanıyabilir miyiz? (Bu noktada benim kişisel olarak çok merak ettiğim bir soru da mevcut: Neden “Ruj”?)

Z: Ben Zafer Turhan. Grupta vokal/gitarist olarak yer alıyorum. 39 yaşındayım, evliyim ve 8 yaşında Deniz adında bir oğlum var. Hollanda’da yaşıyorum.
2002-2004 yılları arasında bizleri takip edenler bilirler; grubun ismi en başta “Last to Breathe” idi, sonradan Türkce şarkı sözleri yazmaya başladık ve grubun ismini R.U.J. olarak değiştirme kararı aldık. Bu isim, kendi aramızda hoşumuza giden bir sözün baş harflerinden oluşan bir kısaltmaydı. Zamanla bu noktalar kullanılmamaya başlandı; bizler de „Ruj“ olarak müzik hayatımızı sürdürmekte karar kıldık.

B: Ben Başar Çetin. Ruj’un gitaristiyim. Emekli fizyoterapistim. 2017’den bu yana Kripto para ve algoritmik trading sistemleri geliştirme üzerine çalısmaktayım. „Ruj“ kısa ve akılda kalıcı bir isim; aynı zamanda eski grup ismimizin de baş harfleri.

O: Merhabalar, ben Oktay. Grubun davulcusuyum. Eşim ve oğlumla birlikte İrlanda’da yaşıyorum. İsim kısa, akılda kalıcı ve insanlar üzerinde yarattigi etki hoş. Aynı zamanda pek çok kadının da olmazsa olmazı biliyorsunuz (:

  • Ruj, 2002 yılında kuruldu; bu, günümüzden yaklaşık 20 sene öncesi anlamına gelmekte. Geçtiğimiz seneler içerisinde grup açısından pek çok şey değişti. Hepiniz farklı ülkelere, şehirlere taşındınız; üstelik arada müziğinizi icra etmediğiniz 10 senelik bir dönem de mevcut. E tabi toplumsal açıdan da büyük bir değişim söz konusu. İnsanların yaşam tarzları, olaylara bakış açıları, sıkıntıları, hobileri kısmen farklı noktalara evrildi. Peki sizin gözünüzde bu değişimin müzik üzerindeki etkisi ne yönde oldu?

Z: Bu süre zarfında, kimi zaman farkında dahi olmaksızın, hem müzik hem de söz üretimi açısından pek çok şeyin değişmiş olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Teknik açıdan olduğu kadar sözler açısından da bir değişim söz konusu.
Beni etkileyen asıl unsur dijitalleşme ve sosyal medya üzerinden müziğin prodüksiyonu, dağıtımı, reklamı gibi öğelerin on yıl içerisindeki topyekün değişimi oldu. Artık her sıradan dizüstü bilgisayarın bir profesyonel müzik stüdyosuna; her dinleyicinin ise güçlü bir destekçiye dönüştüğü bir döneme girmiş bulunmaktayız. Ulaşılabilen veri miktarı inanılır gibi değil. Şarkılarınızın hangi şehirde, kaç kere, hangi saatte, hangi yaş grubu tarafından dinlendiği bilgisi her gün dijital platformlar tarafından sizlere otomatikman ulaştırılıyor.

B: Eskiden bir grubun CD’si veya kasedi alınır, bütün albüm defalarca dinlenir, albüm kitapçığı incelenir, o müziğin içine girilirdi. O zamanlar müzikten aldığım lezzeti şu an çok alamıyorum. Bugün gelmiş bulunduğumuz noktada hızlı tüketim söz konusu. Teknoloji müzik yapım süreçlerini kolaylaştırdı; fakat bu esnada tüketimi de hızlandırdı. Elbet steroid alıp kas yapabilirsiniz; ne var ki bu, kaslarınızın çabuk şişmesine sebep olur. Uzun yıllar spor yaparsanız kas yapınız oturur, kalıcı hale gelir.  Mevcut durum da biraz buna benziyor.

Uğur Akın (Bas gitar / Geri vokal): Biz hiçbir zaman güncel konulara dair müzik yapmadık; arka planda varolan duygular bir şekilde parçalarımızın oluşmasına her daim önayak oldu. Benim için RUJ her zaman güvenli bir kaçış noktası olmuştur; uzun vadeli düşüncelerin, unutulmaya yüz tutmuş duyguların ve biraz da, kişisel bağlamda, nihilizmin varolduğu bir bölge. Bu yüzden kişisel açıdan bir değişim söz konusu olsa dahi bir şeylerden kaçıp da kendimi içerisinde bulduğum nokta hiçbir zaman değişmedi. Bu açıdan müziğin benim gözümde herhangi bir biçimde başkalaşmış olduğunu söyleyemem.

O: Müziğin teknolojik gelişmelerden en çok etkilenen; hatta faydalanan alanlardan biri olduğu inkar edilemez bir gercektir. Ne var ki teknolojiyi müziğinizin içine ne kadar dahil edeceğiniz tamamıyla seçiminize bağlıdır. Müzik dünyasının yerli yabancı en önde gelen grupları hala 20-30 yıl öncesinin teknolojisini kullanabiliyorlar; özellikle de kayıt aşamasında. Teknolojinin insan hayatı üzerinde yarattığı onca değişim elbet inkar edilemez; fakat bu durum ne yazık ki en yeninin en iyi olduğu veya mevcut durumun sizi daha iyi bir müzisyen yaptığı anlamına da gelmiyor. Sektör olarak bakıldığında günümüzde her şeyin çok daha hızlı bir biçimde gerçekleştirilebiliyor olduğu aşikar. Örneğin şu an 3 farklı ülkede ve 4 farklı şehirde yaşıyor olmamıza rağmen eskisinden bile daha üretken bir halde çalışmalarımızı sürdürebiliyoruz.

  • Az önce Oktay’ın da belirtmiş olduğu üzere sizler grup üyeleri olarak birbirinden farklı ülkelere, şehirlere taşınmış bulunmaktasınız. Bildiğim kadarıyla sizler gibi olup da yeniden biraraya gelerek müzik icra eden başka bir grup yok veya yok denilecek kadar az. Sizler yeniden bir arada bir şeyler üretme kararını nasıl aldınız? Süreç nasıl gelişti?

Z: Uzun bir süre boyunca, 2010 albümü sonrası bizi müzik üretim sürecinden uzaklaştıran unsurun fiziksel mesafe olduğuna inandım. Pandemi bir şekilde teknik olanaklarımızın farkına varmamızı sağladı; bizler de bu olanakları kullanmaya başladık. Tabii fişeği esas ateşleyen Oktay’ın gruba dönme kararı oldu.

B: Grup aktif olmasa da bizler her zaman iletişim halindeydik. Zafer Oktay’ın yeniden gruba girmek istediği müjdesini verdikten sonra yeniden bir şeyler üretme fikrinden bahsetti. Daha sonra çalışmalara başladık.

O: Ben konuyu kendi perspektifimden biraz açayım madem 😊 Zafer ve Başar‘ın sözlerine de katıldığımı belirterek eklemek isterim ki, 2010 senesinde hayatlarımızı düzene sokabilmemiz ve kendimize bir yön çizebilmemiz için biraz zamana ihtiyacımız vardı. Buna mesafe de eklenince, Zafer‘inde belirttiği üzere, süreç epey ağırlaştı. Ben aktif müzik yaşamımı ikinci plana atmak durumunda kaldım ve okulumu bitirmek üzere üniversiteye geri döndüm. 2015 yılında, İrlanda’ya gelmemin arifesinde, bir albüm kaydı tamamladım ve uzunca bir süreliğine yaptığım son şey bu oldu.
İrlanda’da birkaç grupla stüdyoya girdim; fakat istediğimi bulamadım veya belirli sebepler dolayısıyla yeterince motive olamadım. Müziği bir süre daha nadasa bırakarak iş ve eğitim yaşamıma odaklanmaya karar verdim ve bu süre zarfında sıklıkla müzik dinleyip kendi calışmalarımı kaydettiğim bir ev stüdyosu kurdum.
RUJ’un albümü çok sık dinlediğim bir albümdü. Bu sıradışı bir durum; çünkü, müzisyen olanlar bilirler, kendi şarkılarından bıka da bilir insan / onları dinlemekte zorlanabilir. Ne var ki benim gözümde RUJ, çok farklı bir noktada.
Bir gün, işten eve dönerken, arabada yine RUJ dinliyordum ve kendi kendime “ Neden olmasın?” diye düşündüm. Bunun üzerine pandemiden kaynaklı uzun bir kapanma sürecine girdik ve ben artık konuşma zamanımızın geldiğini düşünerek Zafer‘e ulaştım: “Ne düşünürsünüz, bir araya gelip bir şeyler yapalım mı?”
Süreç bu şekilde başladı ve hızlı bir biçimde üretime evrildi.

  • 10 senenin ardından 2 tekli, 1 video klip ile yeniden ortaya çıkmış olmanız dinleyicileriniz tarafından nasıl karşılandı? Sizlere yapılan geri dönüşler ne yönde oldu?

Z: Şimdiye dek aldığım duyumlar son derece olumlu yönde.

B: Bizim dinleyici kitlemiz az ve öz bir kitle. Bizleri eskiden beri takip edenler şarkıları sevinçle karşıladı. Yeni keşfedenler eski şarkıları da keşfetme imkanı buldu. Tepkiler olumlu. Umarım pandemi sonrası, dinleyicilerle konserlerde tekrar buluşacağımız günler bir an önce gelir.

U: Bu uzun ara döneminde her sene YouTube videolarına bakıp yorumları okudum. Her sene 1-2 yeni yorum eklenir ve genellikle “Nerelerdesiniz?“ diye yazan birileri olurdu. Bizimle bu kadar ilgilenen insanlara bir şeyler verebilmek hep aklımda olan bir istekti; bu sene yapabildik neyse ki.

O: Çok güzel tepkiler aldık ve bu bizi açıkçası daha da motive etti. Büyük bir keyifle yeni şarkılar oluşturmaya ve kaydetmeye devam ediyoruz.

  • 2000’li yılların başlarında Ankara’da pek çok konser gerçekleştirdiniz. Bu konserlere dair aklınızda kalan bir veya birkaç anıyı bizlerle paylaşabilir misiniz?

Z: Ankara’da herhalde yaklaşık her barda, konser salonunda çaldık o dönem. En çok özlediğim şey ise küçük takipçi kitlelerine sahip 4-5 grubun bir araya gelmesi sonucu gerçekleştirilen Cumartesi – Pazar öğleden sonrası konserleri. Herkes orada olurdu. Konser sonrası eve gider gitmez internetin başına geçerek Ruj‘a gelen yorumları okurduk.
Bir de Uğur’un evini “prova alanı ve şarkı yapım üssü” olarak kullandığımız dönemleri çok özlüyorum. Gerçi “Şarkılar üzerine çalışalım.” diye her akşam toplanıyor; gecelere kadar müzik dinleyip hayallere, sohbete dalıp gidiyorduk. (:

B: Bizim müziğimiz biraz depresif. IF’te gerçekleştirdiğimiz bir konser esnasında metalci arkadaşlarımız omuz omuza girip kafa sallamışlardı, sahnenin üzerinden seyircilerin arasına dalanlar olmuştu. Gülmekten çalmakta zorlanmıştım.

U: Ankara’da değil; fakat Bursa’da verdiğimiz ilk konserde yalnızca barmene çalmıştık. Yine de bizim için alışıldık bir durum; bir konserde her zaman yüzlerce kişi olmayabiliyor. Verdiğimiz en kalabalık konser herhalde Ankara Üniversitesi Bahar Şenlikleri olacak. Gün batımında binlerce ilgili dinleyici… Bütün olay da bu değil mi aslında; ‘İlgili dinleyici’. Söz konusu barmen de bizde o hissiyatı yaratmıştı. Kendisine tekrardan teşekkür ediyoruz.

O: Hangi yıldı hatırlamıyorum; fakat Hacettepe Üniversitesi Şenlikleri idi. Anathema ile aynı gün sahne almıştık. Biz hep sahne sıramız gelene dek seyircilerin arasında arkadaşlarımızla vakit geçirip diğer grupları seyrederdik. O gün de öyle oldu ve bir baktım Vincent Cavanagh da oturmuş yemek yiyor, insanlarla sohbet ediyor. Onunla tanışıp sohbet etme şansım olmuştu. Bizimle birlikte öteki gruplar da çok güzel çalmışlardı; çok güzel bir konser olmuştu.

  • Her müzik grubunun bestelediği / coverladığı bir şarkı, diğer şarkılara göre biraz daha özeldir. Sizin için de böyle bir şarkı mevcut mu, varsa sebebi nedir?

Z: “Söz Verdim“

B: Benim için “Derin Yağmur”, “Phi”, “Söz Verdim“. Sözleri ve müziğin yarattığı hissiyat sebebiyle.

U: “Olamaz“ herhalde grup olarak yaptığımız en karşılık görmüş parçadır. Nokia Super Sound sonunda kazandığımız arabayla grubun belki hep beraber hissettiği en yüksek duyguyu bize kazandırmıştır.

O: Albümden “Phi”, “Yorgun” ve “Ankara”; yenilerden hepsi çok güzel, karar veremedim. Coverlar’dan Dredg coverlardık: “It took only a day”.

  • “Bu Güneş Yakar Bizi” çok güzel bir tekli olmuş, klibi de öyle kuşkusuz; fakat benim sözleri ve içeriği açısından dikkatimi esas çeken “Femina” oldu. Kadına şiddet günümüzde yalnızca Türkiye’de değil; dünya genelinde büyük bir sorun haline gelmiş durumda. Türkiye’de yaşamakta olan insanlar olarak bizler her gün en az 1 kadın cinayeti haberi almaktayız. Bunun dışında da kadına yönelik psikolojik, fiziksel ve cinsel şiddet her geçen gün artmakta. Bu noktada herkesin elini taşın altına koyması, bir şeylerin değişebilmesi adına mücadele vermesi büyük önem taşıyor. Müzik de, bu noktadan ele alacak olursak, en değerli mücadele kanallarından bir tanesi. Bizlere bu konuda ve “Femina”ya dair neler söylemek istersiniz?

Z: Ben kadına yönelik şiddet ve sonuçları karşısında uzun yıllardır kendini etkisiz hisseden; konu açıldığındaysa “Vah vah…” dan öteye gidemeyenlerdendim. Açıkçası bu konuda bir şeyleri değiştirmek istesem bile ne yapmam gerektiğini tam kestiremiyor, karar veremiyordum.
“Femina“nın gitar akorları epey zamandır hazırdı; fakat üzerine henüz söz yazmamıştım. Ta ki 2020’de, Temmuz sonu gibiydi zannedersem, Pınar Gültekin cinayetini duyana kadar. O olay beni çok etkiledi. Kendimi Pınar’ın yerine koyarak hissettiklerimi yazdım; şarkının hikayesi bu şekildedir.

B: Kadına şiddet Türkiye’nin; hatta dünyanın kanayan yarası. Şiddete karşı mücadele elbet yalnızca şarkılarda varolmamalıdır; mevcut durumun her fırsatta, sanatın tüm alanlarında en sert biçimde vurgulanması gerekir. Bizler tepkimizi bu şarkı ile göstermek istedik. Belki eski kuşaklar üzerinde pek fazla etki yaratmaz; fakat bu şarkıyı dinleyen genç bir bireyin üzerinde olumlu bir etki yaratabilmemiz halinde mutlu oluruz.

O: Kadına yönelik şiddet toplumumuzda kanayan bir yaradır. Anlamak mümkün değil. Öyle büyük bir acı ki satırlara sığmadı; biz de çareyi şarkısını yapmakta bulduk, biraz olsun insanlarla paylaşabilmek için.

  • Gitgide tırmanmakta olan şiddet olaylarının yanısıra günümüzde yaşanmakta olan büyük bir geçim sıkıntısı da mevcut. Türkiye’de geçim sıkıntısı yaşamakta olan sanatçıların, mekan işletmeçilerinin ve çalışanlarının gelmiş olduğu noktayı kaygıyla izliyoruz. Eminim ki bu konuda da söyleyeceğiniz pek çok şey mevcuttur. Bizlere düşüncelerinizi kısaca özetleyebilir misiniz? Pandemi sürecinde geçim sıkıntısı yaşamakta olan sanatçılara / emekçilere ne söylemek istersiniz?

Z: Pandemi, dünyanın her yerinden sanatçılar üzerinde çok olumsuz bir etki yarattı. Tabii önemli olan nokta, devletin böyle bir durumda sanatçıları nasıl desteklediği. Pandemiyi yok edemediğimize ve bu insanlarımız için başka herhangi bir gelir kapısı olmadığına göre, devletin sosyal bir devlet halini almasının tam zamanı şimdi değil de ne zamandır?
Birçok ülkede sanatçılar için fonlar oluşturuldu. Türkiye’de ise Kültür ve Turizm Bakanlığı, bildiğim kadarıyla pandeminin üzerinden tam 10 ay geçtikten sonra, küçük bir kısım müzisyene 3 ay boyunca 1000er lira gibi bir destek açıkladı. Bu yardım çok yetersiz olmakla beraber proje çok geç hayata geçirildi. 100‘den fazla müzisyen arkadaşımız çaresizlikten hayatına son verdi. Beğendiğim; aynı zamanda da desteklediğimiz bir proje ise plak şirketimiz de olan Arpej Yapım ve Milyon Yapım’ın “Her Ev bir Sahne“ projesi oldu.

B: Pek çok müzik emekçisi ne yazık ki bu süreçte gereken desteği görmedi. Insanların ruh sağlığının bozulduğu bu sürecte müzisyenlere her zamankinden daha çok ihtiyaç var. Umarım bu konuda daha somut tedbirler alınır ve bir an önce gerekli destek sağlanır.

O: Bu süreç herkesi oldukça zorladı ve zorlukları eşliğinde hala devam etmekte. Müzisyenin mabedi sahnedir. Sadece gelir kaynağı olduğu için değil; müzik bir yaşam, bir ifade biçimi olduğu için de bu değişiklik son derece vurucu oldu. Yapılması gereken çok şey vardı. İş bu noktada özellikle devletlere düşüyor ve ne yazık ki kişisel inisiyatifler malum sebeplerden ötürü çok etkili olamıyor. Kayıplar icin çok üzgünüz. Umuyoruz ki bir an evvel şartlar iyileşecektir.

  •   Son olarak eklemek istediğiniz birkaç söz varsa onları alalım.

Z: Alisa, sana ve Gaia Dergi’ye teşekkür ediyoruz. Sevenlerimize de en içten selamlarımı iletiyorum. En yakın konserde onlarla buluşmak için sabırsızlanıyoruz.

B: Röportaj için teşekkürler. Ruj ile ilgili gelişmeleri ve güncel haberleri takip etmek isteyen arkadaşlar Instagram’dan @rujofficial ‘ı takip edebilirler.

O: Uzun bir aradan sonra ilk röportajımız; bu nedenle de özel bir röportaj. Soruları heyecanla ve mutlulukla cevaplandırdık. Okuyanlarla bu heyecanı ve enerjiyi paylaşabildiysek ne mutlu bize. Bize bu şansı sunduğun için sana da ayrıca teşekkur ederiz Alisa. (:

  • Sizlere çok teşekkür ediyor, sağlıklı günler diliyoruz. Çalışmalarınızın devamını büyük bir heyecanla takip ediyor olacağız.

Müzik kategorili diğer yazılar için lütfen tıklayın.