Okuma süresi: 3 dakika

S kasabasında elektrik işlerinde çalışan Bay K’nın derinden derine kara sevdalı olduğu M Hanım’ın ölüm haberini duyduktan sonra kendini asmasından bahsediyorduk. Yanımıza tahta bir sandalye çekti ve sessizce oturdu. Selam verdi. Şaşırmıştık ama selamını aldık ve bir çay söyledik. “İzin verirseniz size olanları anlatmak isterim.” dedi. Buyurmasını, memnun olacağımızı dile getirdik. Üstümüzden koruklar sarkıyor, güneş kıpırdayan asma yaprakları arasından sızdığında, bakışlarında ürpertici bir ışıltı yaratıyordu. Kareli gömleğinin kıvırdığı kolundan uzanan kocaman eliyle şınkırdata şıkırdata şekerini karıştırdı. Bu arada dedemin saatinin aynını kullanıyor olmasına dalmışım. 

“M Hanım, tahmin edebileceğiniz gibi güzelliği dillere destan bir hanımefendiydi. Kasabanın dışında işlettiği kumarhaneden dolayı herkes ondan çekinirdi. Kasaba esnafı ve ileri gelen beyefendileri onunla konuşurken iki lafı bir araya getiremezdi. Bunun sebebi onun karanlık yönü değil, herkesi etkisi altına alan bir büyüyü andıran güzelliğiydi. Karşısında lâl kesilmeyeni görmedim.” 

M Hanım’ı daha önce gördüğümüzden söylediklerinin doğru olduğunu biliyorduk. Mırıltıyı andıran birkaç sözcükle onayladık. Uzaktan gelen bir çocuk ağlamasından uzaklaşmak ister gibi anlatımına masaya doğru daha bir eğilerek devam etti. Biz de ona uymuş masaya biraz daha yaklaşmıştık. Birbirine yaklaşan dört ayrı baş güneşin yalımıyla terleyen yüzünü, ensesini, alnını siliyor ve can kulağıyla fısıltıyı andıran sesini dinliyordu.

“Diğerlerinden farklı olarak Bay K, kendisine büyük bir aşkla bağlıydı. Bay K için M Hanım’la bir gelecek düşlemek hayal bile edemeyeceği bir şeydi. Fakat yine de dayanamayıp, mesai arkadaşlarına bu büyük aşkından bahsetmişti. Hatta sarhoş oldukları bir gün onlara sigara içmediği halde her zaman yanında taşıdığı oltu taşından çakmağı göstermiş ve bir gün mutlaka M Hanım’ın sigarasını yakma şerefine erişeceğini söylemişti. Neredeyse küçük bir servet değerinde olan bu çakmağı M Hanım’a hediye etmeyi umduğundan yaptırmıştı. Varlığını bağladığı bu hayalinin tüm kasabaya yayılması uzun sürmedi.”

Bay K’nın çakmağını biz de duymuş ama bunun kasabalının diline dolamaktan keyif aldığı bir efsane olduğunu düşünmüştük. Birer soğuk yayık ayranı söyledik ve “yalandır,” dedik. Öyle olmadığını söyledi. Çok içtiği bir gün arkadaşlarına en büyük korkusunun çakmağı evde unuttuğu bir gün M Hanım’ın kendisinden ateş istemesi olduğunu ve bazı geceler bu kabustan kan ter içinde uyandığını söylediğini kendi kulaklarıyla duymuştu.

“Bence,” dedi. “Tüm bunlardan habersiz Bay K gecelerini M Hanım’ın hayalleriyle süslerken, gündüzleri kendisinden ateş isteyen birine sigara içmediğini söylediğinde onun neden kahkahalarla güldüğüne hiçbir zaman bir anlam veremeden gitti.” Bıyığına bulaşan ayranı elinin tersiyle sildi. Devam etti. Bizi sıkmıyordu ya…

“Estağfurullah,” dedik.  

“Bu nedenle tüm kasabalı, yüklü kumar borcundan kurtulmak için M Hanım’ı kasabanın ortasında vuran Ş’nin bu melun cinayeti işlediği haberinin kasabaya yayıldığı ve hatta bu olayın ana haber bültenlerine taşındığı gün Bay K’nın kendisini asmasını bu elim cinayete bağladı. Biraz önce söylediğim gibi beyler, gerçek bundan biraz farklıdır.”

Devam etmesini istedik. 

“M Hanım o gün vurulmasından kısa bir süre önce kasabanın çarşısında alışveriş yapmıştı. Son çıktığı dükkânın önünde şoförünü beklerken bir sigara içmek isteğiyle çantasını karıştırdı. Bir türlü ateş bulamayınca da önünden gelen ilk kişiye, “ateşiniz var mı?” diye sordu. Bay K hayalinin gerçek olması ve M Hanım’ı görmenin heyecanıyla bir an kendinden geçmiş olsa da hemen kendini toparladı. Bence yüreğinde çalan binlerce davula aldırmadan kendinden emin elini cebine attı. İşte hayalini kurduğu gündü. Oysa ceplerini telaşla karıştırması boşunaydı. Çünkü maalesef ki çakmağı yanında değildi. Bay K mahcubiyetini ve hayal kırıklığını yüzüne ekleyip, yoluna devam etmek zorunda kaldı. Tüm bunlar benim önümde gerçekleşti. Olanı biteni gördüğümden ve tüm hikayeyi bildiğimden çocukça bir merakla Bay K’nın peşine takıldım. Onun gittikçe kamburlaşan sırtıyla, yeniyetme bir genç gibi gözyaşlarını gizlemeye çalışarak eve kadar gidişini izlediğimi size itiraf etmeliyim. 

Eve girdiğinde çıkan seslerden eşyaları sağa sola attığını, hıçkıra hıçkıra ağladığını duydum. Bir gürültü ardından içeriden gelen sesler kesildi. Saatime baktım. Az daha oyalanırsam sanayiye götüreceğim dediğim emmi oğlumu kaçıracaktım. Hızlı adımlarla oradan uzaklaştım. Sonra da olayları duyana kadar sapasağlam çakmağıyla hayalleri yıkılmış bu zavallıyı aklıma getirmedim. Saati tam olarak hatırladığımdan Ş’nin tabancasından çıkan kurşun M Hanım’ı kalbinden vururken, Bay K’nın evinin tavanına kendini astığını biliyorum. İş arkadaşları ve sonra da tüm kasabalı Bay K’nın intiharını bu cinayeti duymasına bağladı ama Zavallı Bay K yaşarken M Hanım’ın bir cinayete kurban gittiğini bilmiyordu. Tıpkı M Hanım’ın, kendisine duyduğu aşk yüzünden hayatını sonlandıran bu zavallıdan hiç haberi olmadığı gibi.” dedi. 

Yüzünden karanlık bir yalım geçtiğini sandım. Belki de dinlediklerimizin etkisiyle yanılmıştım. Gömleğimin cebinden sigaramı çıkardım. Uzattığım paketten bir dal çekti. Önce kendi sigarasını sonra bizimkileri üstünde M harfi işlemeli, oltu taşından, metalleri altın kaplama bir çakmakla, hiç çekinmeden, elleri bile titremeden yaktı. Masadan kalktı. Biz daha durumun vehminden kurtulup, olanı biteni kavrayamadan çarşının kalabalığına karıştı. Cebine bir cüzdan, yeşim taşından bir tespih, bir de opinel marka çakı katmıştı. Ne kadar arasak da onu bulmamız mümkün olmadı.