Biraz sanat galerilerinden, açık arttırmalardan, alımlardan/satımlardan bahsedelim. Sanat galerileri ve sanat eserlerinin alımı/satımı oldukça geniş bir markete sahiptir. Kendi düzensiz bir ekonomisi vardır bu marketin. Bir tabloya biçilen fiyatı sadece eserin içeriğine bakarak belirleyemiyoruz. Haliyle “bunu ben de çizerim” yaklaşımı ya da “ne kadar da pahalı bir tablo” tepkisi pek de önemli değildir bu market için. Çünkü çok fazla değişkeni vardır.

İçerikten fikir yürütülecekse şu bilinmeli ki eser için harcanan her şey (tuvalinden tut masasına, fırçasına, çalışma defterine, kullanılmışsa dijital gereçlere, kiralanmışsa stüdyo kirasına kadar) satış fiyatına dâhildir. Boyaların kullanım yoğunluğu; haliyle tabloların inceliği-kalınlığı dahi fiyatı değiştiren etkenlerden. Resimin yaratıldığı dönem, eserin sayısı, sanatçının yaşayıp yaşamadığı ve saire bir diğer ölçüt. Eh bu değişkenleri göz önünde bulundurduğumuzda daha eski, sahipleri ölmüş, nadir bulunan eserlerin uçuk fiyatları biraz anlam kazanıyor.

Günümüz sanatçıları için ise durum biraz daha farklı ve masraflı. Sanatçı galeriye komisyon ödüyor. Satıcıya (aracı) komisyon ödüyor. Haliyle günümüz modern sanatçılarının bu satışlardan elde ettikleri kâr biçilen fiyatlara göre oldukça tartışmalı.

Ve market kendi içinde bir satış çizgisine de sahipse ve ortada bir yatırım etkeni de varsa, işin içinde olmayan bizlere bu fiyatlar oldukça astronomik gelebiliyor. İnsanların bu tabloları yalnızca gözüne hoş geldiği için aldığı da bir yanılgı. Bu elbette sebeplerden biri. Yine de tüm bu alışverişi tek bu sebebe bağlamamakta ve bu pazarın nasıl işlediğini bilmekte fayda vardır.

 

Çünkü eğer biri çıkıp da sırf “eserin özgür yanının insanda uyandırdığı histen ötürü fiyat böyle astronomik bir şekilde biçiliyor” derse, yarın yazarın biri de çıkıp “ben bu hissi kitaplarımda senelerdir veriyorum ancak benim eserlerimin açık arttırmada milyon dolarlara satıldığını görmedim; benim eserimin ya da edebiyatımın, bir ressamın çiziminden ya da resim sanatından ne eksiği var” demeye de hakkı doğabilir. Ya da bir adamın kitap galerisi açıp bundan bilmem kaç yüzyıl önce yazılmış eserleri, günümüz basılma kriterlerine bakmaksızın milyon dolarlara satışa çıkarma hakkı da pek tabi doğabilir. Kısacası meseleye tamamen duygusal yaklaşarak farkında olmadan elma ile armutu aynı meyvelermiş gibi göstermekten kaçınmalı. Bu, meselenin bir yönü. Diğer yönü ise oldukça ilginç söylentilere, hikâyelere ve hukuksal süreçlere sahip.

Senelerdir konuşulur ki sanat galerilerindeki bu ilginç post-modern tabloların bu denli pahalı olmalarının nedeni kara para aklamadır. Post-modern bir eseri ilginç olarak tanımlamak ve fiyatının abartı biçildiği görüşünü savunmak tamamen resim sanatının tarihsel gelişimi ve değişimiyle alakalı son derece subjektif ve doğal olarak tartışmalı bir konudur. Onu bir kenara bırakıp asıl meseleye odaklanırsak, kirli para kazanan insanlar galerilere gelip, tablo satın alıp, parasını akladığını dillendirebiliriz şimdilik. Bu sürecin nasıl işlediğine dair biraz ayrıntıya girelim.

Kirli para (kara para) kazandığınız bir işiniz var. Multimilyonersiniz ya da birkaç şirketiniz var. Ancak kara para kazandıran bazı işler içine de girdiniz. Diyelim 1 milyon dolarlık bir kazancınız oldu. Bir resim galerisine gittiniz. Bir tablonun açık arttırmasına katıldınız. Ya da birkaç tanesine katıldınız. 1 milyon dolara kadar fiyatı yükselttiniz ve eseri satın aldınız. Satın aldığınız eseri bir bankaya götürdünüz. Bu eseri teminat olarak kullanarak bankadan 900 bin dolar gibi bir miktarda kredi aldınız. Bu şekilde kara paranızı bir sanat eseri (tablo, heykel ve benzeri) sayesinde aklamış, temizlemiş oldunuz.

Bir diğer yöntemin şöyle işlediği söyleniyor. Bir sanat galerisine gittiniz. Kirli paranızla sanatçının tüm eserlerini satın aldınız. Zaman sonra bu eserleri kendiniz satışa çıkardınız. Yine açık arttırma yöntemi ile. İnsanlar geldi, kirli parayla satın aldığınız bu eserleri satın aldı ve size kendi temiz paralarını verdi, çeklerini yazdı ve saire. Yine paranızı temizlemiş oldunuz.

Bu markette kara para aklama söylentileri senelerdir dolaşır. Günümüz zenginlerine ve multimilyonerlerine ve sahip oldukları şirketlerin kazançlarına ve işlevlerine, uyuşturucu, kadın ticareti, silah satıcılığı yapan kurum ya da şahısların kazandıkları miktarlara baktığımızda, böylesi bir söylentinin doğru olmaması için hiçbir sebep olmadığı görüşüne katıldığım gibi inanılırlığına dair de pek bir zorluk çekilmeyeceği kanaatindeyim. Buna dair bazı Avrupa ülkelerinin çıkardığı yasaları, yaptığı düzenlemeleri inceleyerek aslında bu kara para aklama meselesinin söylentiden ibaret olmadığını teyit edelim.

Sanat eserlerinin sisteme kaydı gibi bir düzenlemesi olmadığı için, sanat eserini herhangi bir kimlikle alabilen alıcı, hiçbir yere fatura göstermeden, vergi ödemeden ya da cüzi bir miktar ödeyerek, aldığı eseri istediği ulaşım şekliyle istediği yere gönderebiliyor. Kara para aklamak için oldukça önemli bir anonim trafikten bahsedebiliriz bu noktada. Özellikle İsviçre, Singapur ve Lüksemburg’da, milyon dolarlara alınan bu sanat eserlerini koruyan, depolayan serbest limanlar, bölgeler var. Bu bölgelerdeki bu limanlar, depolar, ucuz vergilendirmelerle bu kara para aklamak için satın alınmış tabloları, şarapları, heykelleri ve benzeri eserleri senelerce, belki asırlarca koruma altına alabilmektedir. Ya da mal sahibinin isteği üzerine satışa çıkarabilmektedir.

Suç içinde suç da işlenebiliyor. Bu depoların bu eserleri diğer alıcılara satarken hiçbir kâr elde etmemesi gerekiyor. Bunu amaçlayan bir satışa manipülasyon deniyor ve suç olarak görülüyor. Buna dair önemli bir tutuklama Monaco’da gerçekleşmişti. Singapur’da yaşayan İsviçreli iş insanı ve “serbest limanların efendisi” (bu depolardan bahsediliyor) olarak adlandırılan Yves Bouvier, korunması, anonim ve özel olarak satışa çıkarılması gereken bu eserler üzerinden haksız kâr elde etmeye çalıştığı için tutuklanmıştı.

Bunların önüne geçmek için İsviçre ve Lüksemburg geçen sene yeni bir yasa geçirdi. Yasaya göre para transferlerine sınırlar getirildi. Bu sınırın üzerinde para transfer etmek isteyen şahıs ya da kurumlara, sınırı aşan miktarın kredi kartıyla ödenmesi ya da resmi ve yasal işlemlere tabi tutulması zorunluluğu getirildi. Böylelikle transfer edilen para kirli değilse, yasal ise kanıtlanmış olacaktı. Sanat eseri üzerinden kara para aklamanın anormal seviyelere geldiği ülke olarak ise Çin biliniyor.

Sanat üzerinden para aklamanın orta gelirli tabaka için önemi ya da etkileri nedir? Sanatı böylesi çirkin bir işe alet etmeyen ve sanata sanatın verdiği haz ve estetik için değer veren sanatçı ya da sanatseverler için, astronomik rakamlara satılan değerli değersiz tüm bu sanat eserlerinin manevi değerinde ister istemez düşme ve sanatın geldiği nokta konusunda kafaları karıştırma etkisi olabilmektedir. Bir sanat eserine biçilen değerin teknik ayrıntılarda saklı olması gerekiyorken (ki buna rağmen bu değerin hâlâ ve yine subjektif olacağı gerçeği göz ardı edilmemeli), bu sanat eserlerine ödenen uçuk miktarların, averaj bir sanat takipçisinin kafasını kolaylıkla karıştırabildiği gözlemlenebilir.

Klasik sanat dönemi eserlerinin ve post-modern sanat eserlerinin fiyatlarının aynı seviyede olduğunu gören bir sanatsever için bir sanat eserinin değerlendirilme kriterleri birden bire “azalan/artan fiyat” olmaya başlayabilmektedir. Kirli para kazanan multimilyonerler kendi dertlerini yok etmeye çalışıp sanatı ve eserini bu şekilde paçavra bir hale getiriyorken, sanata gerçekten gönül vermiş kesimin bu gerçeklerin farkında olması gerekiyor.

Peki her pahalı eser alan para mı aklamış oluyor? Her alıcıya öyle mi yaklaşmalıyız? Elbette hayır. Ancak pek de bilinmeyen bir sanatçıdan çıkan ve bir türlü anlam veremediğiniz bir eserin, bilinen, tanınan, ne işle uğraştığı görülen insanlarca satın alındığını duyar ya da okursanız, bu açık arttırmanın niyetini sorgulamakta kendinizi özgür hissediniz.