“Neden mavi besin yok? Mavi besin bulamıyorum. Mavi aroma bulamıyorum. Mesela limon sarı, portakal turuncu, çilek kırmızı, mavi nerde? Mavi yok. Bazıları diyor ki yaban mersini mavidir. Hiç de bile! O şarapta mavidir, tabakta mor. Mavi besin yok. Nerede mavi besin? O mavi besinden istiyoruz. Muhtemelen ölümsüzlüğün hediyesi. Onu bizden alıkoyuyorlar!”

Bu sözlerle bahsediyor George Carlin mavi rengin doğada az bulunmasından. Gökyüzü ve okyanuslar dışında, doğal mavi olan bitkilerin azlığı, mavi rengini hep gizemli, karizma bir havaya sokmuştur. Ancak endişeye gerek yok. En yaratıcı ve eğlenceli, en ufuk açıcı janr olan bilimkurgu bu konuya da el atıyor ve maviye hak ettiği krediyi ve öngörüyü bahşediyor. Uzay çağında, çağımızda, bilimkurgunun rengi mavidir.

Burada elbette janrın edebiyat kanadından bahsetmiyoruz. Görsel sanatın hayatımıza en çok gireni, beyaz perdeden, sinemadan bahsediyoruz. Buna göre bilimkurgu filmlerinde kullanılan tema renkleri, dönemin sosyo-kültürel ve politik dinamikleriyle şekillenmiş, zamanla dönüşüm geçirmiştir.

70’ler bilimkurgusunu ele alalım. Post-apocalyptic ve cyberpunk kültür ağırlıklı, genetik bilimin korku öğeleriyle işlenip eğlenceli ve bir o kadar da ürpertici filmleriyle dolu bir dönemdi. Bu dönemde ekranın, yani bu filmlerin ana renkleri çoğunlukla kahverengi tonundaydı. Çamur kahverengisi.

Renklerin dili ya da renklerin bilimi, yeterince bilimsel olmasa da, psikolojide her rengin bir anlamı, insanda bıraktığı izler noktasında bir ifadesi olduğunu biliyoruz. Buna göre sıcaklık, mülkiyet arzusu, güvenlik ihtiyacı ve ait olma hissini çağrıştıran kahverengi, 70’ler bilimkurgusunun (sci-fi, science fiction) alt metinsel düzlemde oldukça zıddı bir konuma yerleşiyor. Mesela Soylent Green filmindeki o yeşil/kahverengi tonlar, filmin yarattığı karanlık ve depresif, umutsuz ve çaresiz atmosferle oldukça kontrast bir ilişki içinde.

Erken 70’lerdeki içerikle paralel giden bu ton, 70’lerin sonunda mavi renklere bürünmeye başlıyor. Ta ki soğuk savaş dönemi olan 90’ların, edebiyata yansıması gibi beyaz perdeye de yansımasına kadar. Bu dönemde mavi/kırmızı tonlar, nükleer savaş korkusunun bünyelerde yarattığı o etkiyi kötü kırmızı ve donuk mavi ile temsil ediyor. Terminator serisinin ilk filmi kahverengi tonda iken, ikinci filmini donuk mavi tonlarda izliyoruz.

Günümüze baktığımızda ise mavi tonun yalnızca sci-fi janrını domine etmediğini görüyoruz. Sosyal medyanın rengi mavi dersek yanılmış olmayacağımız kanaatindeyim. Şöyle bir göz gezdirelim: Facebook, mavi logo, mavi anasayfa. Twitter; mavi logo ve mavi içerik, Linkedin; mavi, Skype; mavi. Her ne kadar bu mecraların mavi tonunu “rahatlatıcı, gözü yormayan” amaçlı kullanmış olabileceklerini düşünsek de, günümüzün de geleceğin de görsel arenada renk tercihinin mavi olduğunu az çok görebiliyoruz.

Arasında kronolojik olarak bir bağlantı olamasa da The Mummy filminde yansıtılan mavi tonlar ile eski Mısır’da bazı mumyalarda mavi pigmentler kullanmış olması hoş bir tesadüf. Nitekim bu mavi pigmentlerin kullanımına dair bulgular The Mummy filminden çok sonra ortaya çıkıyor.

Günümüz teknolojisine baktığımızda özellikle ekran/monitor teknolojisinin yine mavi/beyaz tonlarda olduğunu görebiliyoruz. Hologram teknolojisinin ise direkt mavi ve maviyi çağrıştıran tonlar olduğunu unutmayalım. Bundan pay çıkaran günümüz sci-fi yönetmenleri ise filmlerinde buna dair oldukça iyi işler çıkarıyorlar. Şimdi bol mavili bazı sci-fi filmlere göz atalım ve Carl Sagan’ın başta bahsettiği ve merak ettiği “neden mavi” konusunu bir de kendimiz irdeleyelim, örneklendirelim:

Moon (2009)

 

Space Odyssey (1968)

Minority Report (2002)

Elysium (2006)

Oblivion (2013)

Tron Legacy (2010)

Star Wars

I Robot (2004)

Avatar (2009)

Prometheus (2012)

Star Trek Into Darkness (2009)

Haliyle sci-fi severler milenyumda mavi renge doydu, doyuyor diyebiliyoruz. Bunu bir janrdan takip etmemize bile gerek yok. Teknoloji sayesinde mavi renk hayatımızın bir parçası oluyor ister istemez. Teknolojiyi mavi renkle özdeşleştiriyoruz bilinçaltımızda. Ayrıca tasarımcı Nathan Shedroff ve Christopher Noessel’in ortak ele aldığı kitapta (Make It So: Interaction Design Lessons From Science Fiction) geleceğin yönetmenlerine ve tasarımcılarına ve hatta mimarlarına geleceğin ağırlıklı renk skalasının mavi olabileceğine dair ipuçları ve fikirler veriyor. Okumakta yarar var diyor ve ünlü Mr. Spock alıntısıyla bol mavili bir gelecek diliyorum: Uzun ve refah yaşa!