Diren Demir ile bir araya gelmeyi başardık. Sanatçıyla Likya yolundan çıktığı gibi röportajı tamamladık. Bakalım akışlar nasıl gelecek bizlere…

“27 Haziran 1969 gecesi, sıcak ve nemli bir geceydi…”

“İnsan gerçekliğinin tanınmadığı faşizan süreçlerde, tarihin her noktasında plansız bir direniş, açığa çıkmayı bekleyen doğal bir isyan beklemektedir. Cinsel özgürlüğün dönüm noktalarından biri olan Stonewall Devrimi, tüm bu plansız devrimler tarihinin belki de en etkili, en radikal ve en keskin dönüm noktası olmuş; 3 gece içinde heteronormatif hegemonyaya karşı tüm dünyaya yayılacak olan cesur bir duruş teşkil etmiştir. “

Diren Demir, selam. Bize kitapla ilgili neler söyleyebilirsin?

Bir Haziran Gecesi, LGBT+ tarihinin dağılmış ve unutulmuş ayrıntılarının tozlu arşivlerden toplanarak bir araya getirilmesi ile oluşturuldu. Kitapta üzerinde durduğum şey uzun zamandır araştırma konularımdan biri olan Christopher Sokağı ve Stonewall Barı olsa da, merkezinde bir mekandan çok, o mekana ruhunu katan, Stonewall hareketinin ön saflarında var olan insanlar var.  Oldukça objektif ve kanıt temelli ilerleyerek aktardığım 3 gece sürmüş Stonewall isyanlarında bulunan binlerce insan arasında, o geceler orada olduğunu saptadığım tüm isimleri araştırıp, Greenwich Village’ın eski arşivlerinde teker teker arayıp, haklarında edindiğim açık verileri 1 yıl boyunca bir araya getirdim. Böylece Stonewall olayı, birbirinin tanımayan ve o gece gerçekten orada yan yana direnmiş olan bu aktivistlerin ortak deneyimleri, kesişim noktaları, tesadüfleri ve tanışıklıkları ile yeniden şekillendi.

Böyle bir olayı anlatırken biyografik bir seçki oluşturmanın tehlikeli taraflarından birisi de kişileri ve konuları fetişleştirmek ve şehitleştirmektir. Bu kitaptaki tarih anlatısı, delüsinatif “Kutsayıcı” / “Yüceltici” değerleri olumlayabilecek coşkudan uzakta; olabildiğince objektif bir aktarım barındırmakta. Ayrıca bu aktivistlerin Stonewall gecesi ile ilgili doğrudan aktarımları ve anlatılarının da bugüne kadar fetişleştirilip, yaş ve deneyim hiyerarşisi oluşturmaya alan açacak şekilde aktarıldığına şahit oldum. Oluşturduğum derlemede bunu elimine etme niyetini de taşıdım.

Stonewall’dan bahsederken, konunun gerçekten anlaşılabilmesi adına dönemin yakın tarihi ve LGBT+ topluluğunu o konuma getiren etmenlerin tamamına da bakılmalı idi. Dolayısıyla kitapta sadece kişileri değil; Stonewall’un kendisinden önce ve sonra dokunduğu her alanı, dernekleri, erken dönem LGBT+ toplulukları, dönemin sanat ortamını, siyasi durumunu ve sosyal dokuyu açımlayacak geniş bir giriş kısmına da yer verdim.

Cinsel devrim ve LGBTİ+ konularında yoğun çalışıyorsun. S.T.A.R. daha yeni çıktı diye hatırlıyorum, şu anda başka projen var mıdır?

Evet. LGBT+ tarihinin yanı sıra büyük bir mitoloji ve paganizm hayranıyım. Günümüz mitoloji araştırmalarında, antik yaşamın ve eski inançların açılımları ve yorumları içerisinde LGBT+ kimliklerin unutulması büyük bir problem idi. Antik çağlardaki LGBT+ yaşantıyı ve kültleri gün yüzüne çıkardığım, mitoloji ve LGBT+ konularına olan tutkumu bir araya getirdiğim, “Queer Miotloji” isimli çalışmam da yakında raflarda yerini alacak. Bu çalışmamın LGBT+ bireylerin tarihin her yerinde, her kültürde, her inanışta var olduğunu bir kere daha hatırlatıp, tarihimizi daha eskilere götürerek aktivist duruşumuzun temellerini güçlendirmesini umuyorum.

Bildiğim kadarıya aktif olarak LGBTİ+ çalışmalarında da yer alıyorsun. Katılımlar nasıl, neler söyleyebilirsin? Ben daha çok trans birey ve daha rahat bir ifade alanı görüyorum son zamanlar?

Bu tarz patronsuz, bürokrasiden uzak, anti hiyerarşik sosyal alanlarda gelişen bağlar oldukça destekleyici olabiliyor. Her yaştan, her kökenden, her yönelim, cinsiyet,/cinsiyetsizlikten bireyin gelmesi ve temsil eşitliği sağlanması bence önemli bir nokta. Katılımdan ziyade “katılmak” hakkında birkaç şey de söyleyebilirim;  Politik bir LGBT+ ortamında gerçekten ihtiyacımız olan dayanışma ruhunu ve desteği bulabiliyoruz. Yalnız değiliz. Yalnız değilsiniz.


“Sanat İçin Üret” Projen ile birincilik aldın, bu konuyu biraz açar mısın bize?

Genelde kendi sürekliliğini sağlayabilecek iç dinamiklere sahip sosyal projeler üretiyorum. “Sanat İçin Üret” projem adından da anlaşılacağı gibi kendi içinde tüketim değeri taşımayan bir proje idi. Projede maddi imkansızlıklar sebebi ile sanat fikirlerini ve projelerini hayata geçiremeyen güzel sanatlar öğrencilerinin eserlerine destek verilerek gerçekleştirilecek olan bir sergi; bu serginin geliri ile de köy okullarındaki eksikliklerin ve sanat faaliyetlerinin iyileştirilerek eğitimde eşitlik sağlanmasını amaçladım.  Ben de bir güzel sanatlar öğrencisi olduğumdan, bu proje bana ve hislerime oldukça yakın bir yerden geliyor.