Uzman Doktor Ece Balkuv ile Beyniniz Hayatınızı Nasıl Şekillendirir? kitabı üzerine yapmış olduğum söyleşi; insan, insan hayatı, beynin çalışma şeklinin insan hayatına etkisi, hayatımızı etkileyen nörolojik unsurlar ve bu yöndeki çalışmalar, DNA dizilimimizin artıları-eksileri üzerine aklınıza gelebilecek ne varsa tüm detayları kapsıyor. Bu anlamda başından sonuna büyük bir merak duygusuyla ve öğrendiğim her yeni bilgi ile büyük heyecan duyarak yapmış olduğum bu söyleşiyi sizlerle paylaşıyorum.

Beyniniz Hayatınızı Nasıl Şekillendirir? insana dair sorulan bir sorunun tüm detaylarıyla ele alındığı bir cevaplar silsilesi olarak karşımızda. Kaynak kitap olarak değerlendirebileceğiniz Uzman Doktor Ece Balkuv kitabı Beyniniz Hayatınızı Nasıl Şekillendirir? kitabını almanız dileğiyle. Söyleşi için buyurun lütfen.  

Aynur Kulak: Beyniniz Hayatınızı Nasıl Şekillendirir kitabını yazmaya nasıl karar verdiniz ve neden kitabın ismi bir soru cümlesi olarak şekillendi?

Ece Balkuv: Hayatta tecrübe ettiğimiz her şey eletrokimyasal sinyaller sayesinde gerçekleşiyor. Gerçeklik algımız dış dünyada olandan ziyade kafamızın içinde olanla alakalı. Bu nedenle ünlü biyolog Francis Crick’in ‘’İnsanlar için kendi beyninin incelenmesinde daha hayati bir araştırma konusu olamaz’’ sözüne kesinlikle katılıyorum. Yıllar önce ilk defa nöroloji asistanlığına başladığımda kıymetli Hocam Prof. Dr. Nihal Işık neden nöroloji bölümünü seçtiğimi sormuştu. Ona verdiğim cevap sizin sorunuz için de geçerli. ‘’Çünkü hayatımın yazılımını tanımak istiyorum’’.

Kitabın adının bir soru cümlesi olmasının nedeni üzerinde daha önce düşünmemiştim. Ancak biliyorsunuz her şey bir soruyla başlar. Örneğin tüm medeniyet ‘’Eğer böyle yaparsam ne olur ?’’  sorusuna yanıt ararken kuruldu. Benim kitabım da beynimizin hayatımızı nasıl şekillendirdiği sorusu üzerine kurulu.

Aynur Kulak: Nörolojinin tanımı tam olarak nedir? Tıp bilimi içerisinde nörolojiyi karmaşık aynı zamanda özel kılan sebepler neler?

Ece Balkuv: Nöroloji sinir sistemini inceleyen hekimlik dalıdır. Nörologların diğer branş hekimlerinin kafasını karıştıran problemleri hızlıca teşhis etme konusunda bir şöhreti vardır. Çünkü nörolojiden nörolog dışında kimse anlamaz. Muayene yöntemleri çok uzun ve özeldir. Görüntülemeleri yorumlamak tecrübe ister. Kısacası karmaşık ve sofistikedir. Sinir dokusu tüm vücuda yayılır ve bu durum da poliklinikte ve serviste gördüğümüz hasta çeşitliliğini arttırır. Nörolojiyi bu kadar özel kılan şey ise nörologların, kim olduğumuzu belirleyen, insan vücudundaki en ilginç yapıyla ilgileniyor olması.

Aynur Kulak: Yukarıdaki soruyu biraz da şunu için sordum: Hastalıklarımızla ilgili interneti açıp tüm bilgilere rahatlıkla ulaşırken beynin işleyişiyle ilgili, nörolojik yapısıyla ilgili tam bilgiye ulaşmak güç çünkü son derece gizemli ve uçsuz bucaksız bir dünya. Beyniniz Hayatınızı Nasıl Şekillendirir? kitabınızı okurken de görüyoruz ki, bedenimizin hareketlerinden, duygularımıza, iyi düşünmekten, kötü düşünmeye varana kadar her şey beynin doğuştan gelen yapısıyla ilgili. Böyle bir yapının kontrolünü tam olarak sağlayabilir onu tüm fonksiyonlarıyla %100 kapasiteyle kullanabilir miyiz? Mümkün mü böyle bir şey ya da ilerde, kim bilir 2100 yıllında falan mümkün olabilir mi?

Ece Balkuv: Günün birinde belki daha sofistike beyinli canlılara evrilebiliriz ama insanoğlunun varlığının o kadar uzun süreceğinden şüpheliyim. Bu işin biyolojik olarak gerçekleşmesini beklemek istemeyenler var. Örneğin Elon Musk. Musk’ın Neurallink şirketi beyin-bilgisayar arayüzleri geliştirip süper beyinler yaratmak hedefinde. Korteksin üzerine dijital bir katman yerleştirip yapay zeka ile simbiyoza ulaşmak hedefleniyor. Gerçekten aynı anda hem heyecan hem de endişe verici. Zaten doğal kaynakların tükenmesi ve aşırı nüfusun yol açtığı tüm diğer problemler iyice ayyuka çıkınca tüm futuristik projeler endişe verici hale geldi. Benim çocukluğumdaki uçan arabayla gezen Jetgiller ütopyaları Black Mirror distopyalarına dönüştü.

Aynur Kulak: Kitap 12 bölümden oluşuyor. Bilinç ve Beyin ile başlayıp Ölüm bölümüyle biten kitap boyunca beynin ve bilincimizin bilinçaltımızı, hafızamızı, duygularımızı, çocukluğumuzu  -ölümümüzü hatta- çok çarpıcı örneklerle nasıl etkilediğini okuyoruz. Bu karmaşık görünen sarmal yapı nasıl böylesine mükemmel bir uyumla çalışıyor? 

Ece Balkuv: Sinir sisteminde pek çok yolak vardır. Kimi aktivasyon (uyarım) kimi inhibisyon (baskılama) yapmaya yarar. Bu yolaklar da nörotransmitter denilen bir nevi sinir dokusuna özel hormonlar sayesinde uyarılır veya baskılanır. Beyinde herkes birbirini kontrol eder. Bu kontrol mekanizmaları bozulunca hastalıklar ortaya çıkar. İnanılmaz sofistike bir yapı.  

Aynur Kulak: Kitapta yaşanan bazı mucizelerle beyin yapısının nasıl çalıştığına dair yeni bilgiler elde edildiğini okuyoruz. Mesela Phineas Gage olayı ya da 1864 yılında Avusturya-Prusya savaşında görev yapan Alman Doktor Gustav Fritch’in parçalanmış kafa taslarının altındaki beyin dokusuna müdahale ederken şaşırtıcı bulgular tespit etmesi gibi. Hala bu tür mucizelerden beyinle ilgili veya nörolojik yapı ile ilgili yeni bilgiler elde ediliyor mu? Bir de beyin haritası oluşturmakla ilgili bir bilgi veriyorsunuz. Bunu da biraz açabilir misiniz?

Ece Balkuv: Nöroloji çok aktif bir alan. Örneğin anatomi alanında kolay kolay yeni bir keşif yapamazsınız. İnsan vücudundaki en küçük kemiğin en küçük çıkıntısı bile atlaslarda mevcut. Fakat nöroloji ve nörolojik yapılar tüm keşiflere rağmen hala bilinmezlerle dolu.  O yüzden evet nörolojik yapılarla ilgili sürekli yeni bilgiler ediniliyor. Sizin dediğiniz gibi beyin haritalandırma projeleri var. Beyin haritalandırılması demek, kısaca, beyin ve uzantısı olan omuriliğin anatomi, fonksiyon ve sinirsel bağlantılarının tümünün ve ilişkilerinin tanımlanması çalışmasıdır. Bu konuda, Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Human Brain Project 2013 yılında başlatıldı ve AB’nin en yüksek fon ayrılmış, yani en pahalı, bilimsel projesi ünvanını taşıyor. Avrupadaki 100’den fazla üniversite ve araştırma merkezi projeye dahil. Amerika Birleşik Devletlerinde yürütülen Human Connectome Projesi var. 40 milyon dolarlık fonu olan bu proje ile beyin veritabanı oluşturulmaya çalışılıyor. Obama’nın 2013 yılında duyurduğu BRAIN Inıtiative var. Seattle’daki Allen ve Beyin Bilimi Enstitüsünü 100 milyon dolarlık bağışla başlatılan Allen Beyin Atlası projeleri var. Kanadada yapılan bir takım beyin haritalandırma çalışmaları mevcut. Tüm bu çalışmaların sonucunda ‘beyin simülasyonu (bir nevi dijital zihin), nöroinformatik (birinin beynindeki bilgiye ulaşım), zihnin dışardan kontrolü ve dış dünyanın zihinsel kontrolü vb. ‘’ konuları tartışacağımız bir gelecek bizi bekliyor.

Aynur Kulak: Nörolojik hastalıklar boyutunda özellikle alzheimer, epilepsi, şizofreni, parkinson, çalışmalar ne boyutta? Özellikle bu hastalık semptomları beyniniz hayatınızı nasıl şekillendirir sorusuna cuk oturuyor sanki. Ve tabii şunu da sormak istiyorum: İlerde tam olarak çaresi bulunur ve bu tür hastalıklara yakalananlar tamamen iyileşebilir denilebilir mi?

Ece Balkuv: Özellikle Alzheimer Hastalığı ile ilgili ciddi çalışmalar yapılıyor. Çünkü insan ömrü uzadıkça bu durumun ciddi bir halk sağlığı problemi haline gelmesi kaçınılmaz. Şu anda Dünyada yaklaşık 50 milyon Alzheimer hastası mevcut. Genetik çalışmalardan, bu hastalıkta biriken amiloid beta ve tau proteinlerinin oluşumunu ve birikimini engelleyen moleküllere kadar pek çok çalışma var. Bunun haricinde özellikle multipl skleroz anlamında son 10 yılda çok olumlu gelişmeler oldu. Çok etkili ilaçlar piyasaya sürüldü. Nörolojik hastalıklar ancak teşhisi konulan tedavisi olmayan hastalıklar olarak bilinir. Ne yazık ki bu kanı tamamen yanlış değil fakat değişmeye başlamalı. Artık inme bile erken evrede yakalanmasıyla çoğu zaman tamamen tedavi edilir hale geldi. Epilepsi ve parkinsonda cerrahi seçenekler ortaya çıktı. Şu an ölüme dahi çare arayan çok ciddi çalışmalar mevcut. Teorik olarak nörolojik hastalıkların kesin tedavisinin bulunmasına mani hiçbir durum yok. Eninde sonunda gerçekleşecektir diye düşünüyorum.

Aynur Kulak: Nörolojinin geleceği ile ilgili bölümde telepati, gen terapisi, yapay zeka… çok şaşırtıcı ve merak uyandırıcı bilgiler veriyorsunuz. Bu bölümle ilgili tüm alt başlıkları göz önünde bulundurarak bir gün gerçekten zihnin dışardan kontrolü sağlanabilir mi?

Ece Balkuv: Çevresel felaketlerle insanlığın sonu gelmezse bu konudaki çalışmalar elbet bir sonuca varacak. Teorik olarak bunların hepsi mümkün. Beyni bir yazılım gibi düşünebilirsiniz. İyi bir kodlamacı bir yazılım üzerinde istediği değişikliği yapabilir.

Aynur Kulak: Türkiye’nin dünyadaki yeri nörolojik çalışmalar boyutunda nasıl bir yerde? Araştırmacı genç tıp öğrenciler için, akademisyenler için gerekli kaynaklar sağlanabiliyor mu?

Ece Balkuv: Araştırmacı genç tıp öğrencileri TUS tan, nöbetten kafasını kaldırıp araştırma yapamıyor. Türkiye’de sağlık sistemi araştırma üzerine değil hizmet üzerine kurulu. Her başı ağrıyanın nöroloğa başvurduğu, acillerin acil olmayan hastalarla dolup taştığı bir sistemde sağlık hizmeti sunmak dışında pek bir şey yapılmıyor. Yapılamıyor. Bunun haricinde kaynak bulmak çok zor. Ayrıca bir çalışmanın etik kuruldan geçmesi de hiç kolay değil. Bir sürü evrak toplayacaksınız. Etik kurul dediğin habire toplanmaz. Sonra ret gelir. Sil baştan yine başvur..

Aynur Kulak: Son olarak dünyada patlak veren korona virüs ve pandemi süreciyle ilgili ne düşündüğünüzü sormak istiyorum. TV’de her gün gördüğümüz sağlıkla ilgili kendinde söz hakkı bulan herkes bir an da yok oldu. Zaten çok değerli olan bilim, bilim dünyası, bilim kurulları, gerçekten konularında uzman doktorlar ve gerçek tıp yeniden değer kazandı. Keşke gerçek tıbbın ve sağlık çalışanlarının değerini bu şekilde anlamasaydık ama sizce ne oldu da tüm dünya pandeminin ateş çemberinden geçiyor? Dünya bu süreci nasıl atlatacak?

Ece Balkuv: Dediğiniz gibi tıp camiasında bilinmeyen, kongrelerde çalışmaları sunulmayan bizim adını sanını bilmediğimiz ama ne hikmetse sağlık camiası dışından herkesin çok iyi doktor ilan ettiği bir takım popüler sağlıkçılar var. Pandemi haliyle gerçek hekimlik bilgisi gerektiren bir durum olduğu için artık bizim kendi camiamızdan bildiğimiz ve saygı duyduğumuz hocalar TV’lerde boy göstermeye başladı. Tabii isteyen TV’ye çıkar istediğini anlatır kimseyi eleştirmek haddim değil. Televizyon kanalları da hayır kurumu değil ki onların amacı izlenmek. E gerçek hocalar hiç eğlenceli değil. Tıp çok sıkıcı. Ne oldu da pandeminin ateş çemberinden geçiyoruz sorusuna gelecek olursak. Hiç bir şey olmadı. Zaten biz bu pandemiyi bekliyorduk. Üniversitedeki asistanlıktaki tüm mikrobiyoloji hocalarımız yaklaşık 100 yılda bir ciddi pandemi yaşandığını ve yakında tekrarlanma ihtimalini yüksek olduğunu söylüyorlardı. Tabii vahşi yaşama fazla burnumuzu sokmamız ve yabancı virüslerle karşılaşmamız bu süreçleri tetikliyor. Daha önce pek çok pandemi yaşandı. Herkes öğrendi artık en yakın örnek ‘İspanyol gribi’. İşte virüsü Amerikalılar yaptı, yok onlar yapmadı Almanlar yaptı, siz bilmiyorsunuz Japonlar yaptı, ne münasebet baz istasyonları yüzünden oldu ‘geyiği’ bence tamamen bilgisizlikten kaynaklanan bir saçmalık.  Bunun yanında Dünya bu süreci nasıl atatacak bilmiyorum. Daha önce de pandemiler oldu ama o zamanlar dünyanın bir ucundan diğer ucuna binlerce insan sadece birkaç saatte gitmiyordu. Muhtemelen her krizde olduğu gibi bir grup azınlık çok zenginleşecek geri kalan çoğunluk ise fakirleşecek. Aklıma bir Temel fıkrası geldi. Temel bir gün çocuklarıyla yürüyormuş ileride bir muz kabuğu görmüş. ‘tikkat edin uşaklar birazdan düşeceğuz’ demiş. Yani Temel’in aklıyla o muza basmadan geçmek çok zor. Bizim de virüse yakalanmamız öyle. Dünya bir kapalı kutu, bizde çok hareketliyiz. Eninde sonunda çoğumuz virüse yakalanacağız.