“Edgar Allan Poe’nun zaman makinesi vardı ve bunu ispatlayabilirim!”

Bu sözlerle sesleniyor Jake Offenhartz, okuyuculara. Peki neden bahsediyor? Edgar Allan Poe gerçekten bir zaman yolcusu muydu? Zaman makinesine mi sahipti? Buyrun beraber okuyalım:

“Kesinlikle eminim ki Edgar Allan Poe’nun zamanda yolculuk yapabilme gücü var(dı). Bir dinleyin bakalım beni.

Bu sadece hayatının çok iyi bilinen yönleriyle ilgili değil (öksüz doğması, gizem romanlarının babası olması, kriptoloji uzmanlığı, korku ustası olması). Ölümündeki kafa kurcalayan detaylarla, başkasının kıyafetleriyle sefil bir şekilde bulunmasıyla, kimliği bulunamamış Reynold adında bir adam hakkındaki mantıksız mırıldanmalarıyla ilgili de değil. Hele ki 70 yıldır Poe’nun doğum gününde, mezarının yanında, siyah giyimli, elinde konyak şişesi ve üç tane gül ile beliren isimsiz adama dair kafa karıştırıcı ihbarlara hiç değinmeyeceğim.

Garip ve trajik, evet, fakat büyük ihtimalle, kabul görülmüş korku yazarı zaman ve mekanın sınırlarını aşmamıştı. Hayır, benim, az sonra göreceğiniz, yazarın yaratıcı ürününü kapsayan zamanda yolculuk teorimin, saçma iddiamı mantık, hatta olasılık dahiline çekilecek olması tesadüfen isabetlidir.

Kanıtı ise et yiyen uçuşan cisimler haritasında, ezilmiş kafatası mücadelecilerinde ve ezeli parçacıklarda saklı. Tamamdır, işte başlıyoruz…

Örnek A: Nantucket’lı Arthur Gordon Pym’in Öyküsü

1837’de yazılan, Poe’nun tamamlanmış tek romanı, denizde kaybolmuş bir balina avcı gemisindeki isyanını anlatır. Erzak biter, gemi mürettebatı yamyamlaşır, kurban seçmek için çubuklar çekilir. Richard Parker adında bir genç en kısa çubuğu çeker ve neticede yenir.

Şimdi işin daha da garipleştiği kısma geçelim: 1884’te, romanın yayınlanmasından 66 yıl sonra, dört adam, denizde akıntıya kapılacak ve sonrasında da batacaktı. Benzer şekilde erzakları bitecek, yaşamak için yamyam olacak ve 17 yaşındaki genç kamarotu yiyeceklerdi. Gencin adı: Richard Parker!

Bu olağandışı paralellik nerdeyse bir asır boyunca fark edilmedi. Ta ki kamarot Parker’ın bir akranı tarafından, bu gerçek olayla roman arasındaki benzerliklerin bir mektupta genişçe anlatılacağı zamana kadar. Mektup, gazeteci Arthur Koestler’in daha sonra “çarpıcı tesadüfler” adı altında derleyeceği yazı dizisine konu olacak ve The Sunday Times gazetesinde yayınlacaktı. 

Örnek B: İşadamı

1848’de, Phineas Gage adında bir demiryolu işçisi, kafatasına giren bir demir levyeden ötürü beyin travması geçirir. Bir şekilde kurtulur, yine de kişiliği şiddetli bir biçimde değişir. Bu davranış değişiklikleri dikkatlice incelenir, tıp dünyasında beynin ön lobunun sosyal bilişselliğindeki rolünü anlamaya önayak olur.

Tabii, ön lobda oluşacak sendromların sebep olduğu temel kişilik değişikliklerini yaklaşık on senedir açıklanamaz bir şekilde zaten anlamış olan Poe, bu farkındalıkta da öndeydi. 1840’ta Poe, travmatik bir kafa yaralanmasından ötürü takıntılı derecede düzenli ve şiddetli bir hayat geçiren, sosyopatik patlamalar yaşayan isimsiz genç bir anlatıcı hakkında karakteristik olarak The Businessman (İşadamı) adında iğrenç bir öykü yazdı.

Poe’nun ön lob sendromunu kavrayış biçimi öyle doğrudur ki; nörolog Eric Altshuler bunun hakkında şunları söyler: “Bir düzine semptom var Poe bunların hepsini biliyor. O öyküde her şey var, biz daha fazlasını ancak öğrenebildik.”

Uçuk kaçık birisi olmayan, diplomalı nörolog Altshuler pekiştirerek devam ediyor: “Bu o kadar kesin ki, haliyle çok acayip. Sanki Poe’nun zaman makinesi vardı.

Örnek C: Eureka

Hâlâ ikna olmadınız mı? Peki ya size Poe’nun, evrenin oluşumunu, Big Bang teorisinin modern bilim tarafından formülize edilmesinden 80 yıl önce öngördüğünü söyleseydim? Elbette kozmoloji eğitimi almamış amatör bir hayalperest, Kepler’den bu yana, astronomları şaşırtan teorik paradoksları çözerken, birçok kişi tarafından kabul görülen belirsizlikleri de reddederek , evrenin mekanizmasını doğru bir şekilde tanımlayamazdı. Ama tabi, olan da tam olarak buydu!

Kahinsel görüş, 150 sayfalık düz yazı-şiir olan ve deli bir adam tarafından ele alınmış olarak görülen ve karmaşıklığından ötürü sertçe eleştirilen Euroka’da şekil bulmuştu. Yazarın, hayatının son yıllarında yazdığı Eureka, genişleyen bir evrenin “ezeli parçacık”tan ortaya çıkmış “ani bir ışık” ile başladığını tanımlıyordu.

Poe daha da ileriye gidip Olber Paradoksu’na (onca yıldıza rağmen gökyüzü neden hala karanlık sorusunu soran paradoks) ışığın genişleyen evrende henüz bizim güneş sistemimize varmadığını savunarak ilk mantıklı çözümü sunuyordu.

Edward Robert Harrison 1987’de Gece Karanlıkta kitabını yayınladığında Eureka’ya bu noktada övgüler yağdırıyordu.

Nautilis dergisinde bir röportajda, İtalyan astronom Alberto Cappi, Poe’nun bilim-öncesi görüşleri hakkında konuşuyordu: “Poe’nun o dinamik bir şekilde genişleyen evren görüşüne ulaşması çok şaşırtıcı, çünkü böylesi bir olasılığı teklif edecek gözlemsel ya da kuramsal bir kanıt yoktu. Poe’nun dönemindeki hiçbir astronom sabit durmayan bir evreni hayal edemezdi.”

Peki ya Poe zamanının ötesinde değildiyse, ya bütün zamanın ötesindeydiyse? Ya bu yazılmış kehanetler (Richard Parker’ın yamyamlığa kurban gidişinde, ön lob sendromu semptomlarında ve Big Bang’de) Poe’nun zamanın dışındaki devamlılığının raporlarından çıktıysa?

Tabii ki bir zırdeli gibi geliyorum kulağa, fakat belki, belki, yazarın eserlerinden çıkmış daha birçok kehanet vardı ve bunlar The New York Times’ın da öne sürdüğü gibi “Poe’nun kıymeti çok uzun bir süre öyle bilinmedi ki, onunla ilgili çok fazla materyal yok.” tüm o olasılıkları gerçek yapacaktı.

Size Poe’nun 1844’te James Russell Lowell’a, uzun süren yokluğundan ve tembelliğinden ötürü yazdığı bu özür mektubundaki şu alıntıyla veda ediyorum:

“Devamlı olarak gelecek hülyasında yaşıyorum. İnsanlığın mükemmelliğine dair inancım yok. Bence insanın bu çabası insanlık üzerine bir etkisi olmayacak. İnsan şuan 6000 yıl önce olduğundan sadece daha çok aktif (daha çok mutlu değil), daha çok bilge de değil. Sonuç asla değişmeyecek, ve değişeceğini varsaymak, kaderi çizilmiş insanın boşuna yaşadığını varsaymaktır, sonucu belli zamanın geleceğin bir önbilgisi olduğunu varsaymaktır, yok olmuş onbinlerin kendimizle ya da gelecek neslimizle olan ilişkimizin üzerinde eşitçe olmadığını varsaymaktır. Bireyselliğin kitle arasında kaybolacağı görüşünü kabul edemem. Hayatımın bir değeri hakkında konuşuyorsun, ve daha önce de söylediğim gibi, verecek hiçbir şeyim yok. Herhangi bir şeye herhangi daimi efor vermek için ve herhangi bir şeyde kararlı olmak için zamansal şeylerin değişkenliği ve yok olmasına dair derinden bilinçliyim. Hayatım hep, içten bir gelecek arzusunda geçici bir heves, bir nabız, bir tutku, yalnızlık için özlem, herşeyin varlığına bir tepeden bakma oldu.”

edgar allan poe

History Buff adlı sitedeki Edgar Allan Poe Had a Time Machine and I Can Prove It başlıklı yazıdan Türkçeye İrfan Yiter tarafından Gaia Dergi için çevrilmiştir.