Sevmek bir sanat mıdır? Yoksa yaşanması tamamen rastlantılara kalmış bir duygu mudur?

Fromm’a göre sevgi tıpkı yaşam gibi bir sanattır. Herhangi bir sanat dalını öğrenmek için ne yapıyorsak sevmeyi öğrenmek için de aynı şeyi yapmamızı söyler. Fakat sevgi özlenilen bir şeyken, başarı, ün, güç hep sevgiden daha önemli sayılır. Tüm bunları elde etmek için her şeyi yaparız. Sevgiyi öğrenmek içinse hiçbir şey.

İnsanın varoluşundan beri yalnızlık, huzursuzluk veren yabancı bir duygu olmuştur. Bu yalnızlık duygusunu bastırmak için Fromm’a göre bazı eksik çözüm yolları bulunmuştur. Bu duygudan kurtulmanın yollarından biri dinsel törenlerdir. Törenler toplu olarak düzenlenir ve kişi kendini topluluk içinde yitirir. Bu kısa bir süreliğine de olsa yalnızlık duygusunu ait olma hissiyle bastırır. Günümüzde bu bir partiye, bir futbol takımına bağlılık olarak görülebilir. Fromm, üretici işte edinilen birlik duygusu insanlarla ilişikiden doğan bir şey değildir der. Dinsel törenlerdeki kaynaşmada elde edilen birlik de geçicidir; topluma uyarak elde edilen birlik yalancı bir birliktir.

Tam çözüm insanlarla birliğe, başka birisiyle sevgi içinde kaynaşmaya erişebilmektir.

Sevgi, Fromm’a göre varolma sorununun olgun insana yaraşır çözüm yoludur. Burada olgun sevginin kişinin bütünlüğünü ve bireyselliğini kabul ederek birleşme sağlayan etken güçtür. Sevgide iki varlığın bir olması aynı zamanda iki ayrı varlık olarak kalabilmeleri ikilemi gerçekleşir.

The Kiss by Klimt.jpg

Sevgi, edilgen bir olay değildir; bir şeyin içinde olmaktır. Sevgi vermektir, almak değildir.

Bu konuda en büyük yanılmalardan biri vermenin, oksullaşma, bir şeyi birisi uğruna yitirmek olarak anlamaktır. Fromm, kişiliği gelişmemiş, tüccar anlayışlı kişilerinin verme eylemini bu şekilde anladığını dile getirir. Üretici kişilikse, vermek eylemini canlılığın ortaya koyulma biçimi olarak görür.

Kişi yalnızca bir kişiyi seviyor diğer her şeye ilgisiz kalıyorsa bu sevgi değildir. Birlikte yaşamaya bağlılık ya da yaygınlaştırılmış bencilliktir. Eğer sevginin bir etkinlik ve ruhsal bir güç olduğunu kavrayamazsak, sevgimize uygun bir nesne bulduğumuzda tüm sorunların çözüleceği yanılsamasına düşeriz.

Freud’un sevginin libidonun kendini göstermesinden başka bir şey olmadığı görüşüne karşı Fromm, kendimize duyduğumuz sevginin başka birisine duyduğumuz sevgiden ayrılayamayacağını, bizim dışında kaldığımız hiç bir insan kavramı olmadığını dile getirir.

Başkalarını sevmekle kendimizi sevmek birbirinin yerini alacak sevgiler değildir. Tersine başkalarını sevebilen herkeste kendisine karşı da sevgi vardır. Yapısı gereği, sevgi nesneyle insanın kendisi arasında bölünemez.

Sevginin Soysuzlaşması

Fromm, çağımız anamalcılığında (sermayader, kapitalist), insanın diğer insanlara ve doğaya karşı yabancılaştığını ve bir mal konumunda olduğunu vurgular. Herkes diğer insanlara olabileceği ölçüde yakındır fakat yalnızlığını gidermeyeceği sürece huzursuzluktan kurtulamayacktır. Aslında günümüzde bu yalnızlığın bilincinde olamayacağımız sayısız neden vardır. Öncelikle mekanik iş düzenlerimiz, kendimizi aşma isteğimizin bilincine erişmekten alıkoyar. Giderek artan umutsuzluğumuzdan kültür endüstrisinin sunduğu ürünlerle kaçarız ve çok geçemeden yeni şeyler ararız. Çağdaş insan Fromm’un gözünde Huxley’in Cesur Yeni Dünya‘sında çizdiği insana – cinsel bakımdan doymuş, kişiliği gelişmemiş ve diğer insanlarla yüzeysel ilişkilier kuran- çok yakındır.

Sevginin kuramsal yönü üzerinde duran Fromm, uygulanması aşamasında günümüz insanın yazılı bir reçete beklemesinin durumu daha da karmaşık hale getirdiğini dile getirir. Sevmenin öğretilecek olan değil, kişisel yaşantı ile ilgili olduğunu söyler. Tıpkı sanat dallarında olduğu gibi, sabır, disiplin, üstüne düşme, ilgi ve yoğunlukla sevgiyi yaşayabiliriz. Sevginin varolabilmesi için narsizmin hemen hemen bulunmaması gerektiğine göre sevgi alçakgönüllülük, nesnellik ve akıl ister der Fromm. Sevebilme yetisi ne ölçüde geliştiğimize, dünyaya ve kendimize karşı tutumumuzda ne ölçüde yaratıcı bir eğilim geliştirebildiğimize bağlıdır.

Bugünkü toplumsal koşullarda sevebilen kişiler üstün kişilerdir. Sevginin, günümüz koşullarında önemsiz bir şey olması, onun hiç bulunmadığı anlamına gelmez. Sevginin yalnız bireysel olgu olarak değil, toplumsal bir olgu olarak bulunabileceğine inanmak insan yaradılışını iyi bilmekten doğan akla uygun bir inançtır.

Kaynak

Fromm, E. (1995). Sevme Sanatı. (Yuldanur Salman, Çev.) İstanbul: Payel.