S.Muhammed Saki Erol‘un yazdığı, Gaziantep Şahinbey Belediyesi‘nin yönettiği, yeni nikahlanmış çiftlerin oynatıldığı “Aile Saadeti” adlı dizinin bir bölümünde “Kadın Nasıl Dövülür?” kısmı oldukça yankı uyandıracağa benziyor.

Kitabı yazan Muhammed Saki Erol’un dünyaya vermek istediği mesaj: Kadın “aklen ve dinen dûn” olduğu ya da “İki kadının tanıklığının bir erkeğin tanıklığına bedel” bulunduğu ya da “Namazı katleden şeyler, kara köpek ve kadın olup cehennemin çoğunluğunu kadınların oluşturduğu” gibi ya da buna benzer nice şeriat hükümlerinin doğruluğu mesajını vermek ve yaşatmaktır. Kadını, erkeğin sömürüsüne ve hizmetine terk eden ve şehvetine araç eden şeriat zihniyetini baş tacı yapan erkekler, bu büyük suç ve sorumsuzluğun affedilemez bir parçasıdır. Tiksinti yaratıcı bu bencillik içerisinde en cahilinden en okumuşuna, en solcusundan en sağcısına sırf rahat ve çıkarları adına şeriatın kadınlarla ilgili küçültücü hükümlerine inanmış, inanmasalar da ses etmemişlerdir. Kadını küçülten ve erkeğin sömürüsüne terk eden bu düzeni eleştirmek, yermek ve değiştirmek gerektiğini hiçbir zaman akıllarından geçirmemişlerdir.

Erkeklerin cahil saltanatı

“Tanrının kimini, kimine üstün kılmasından ötürü erkekler, kadınlar üzerinde hakimdirler.” ya da “Biz kadınlar sizlerin ellerinde özgürlüklerimizi yitirdik.” ya da “İki kadının tanıklığı bir erkeğin tanıklığına bedeldir” ya da “Kadınlara danışın, fakat yaptıklarının aksini yapın.” ya da “Nikah, kadınlar için köleliktir.” şeklindeki ve bunlara eklenebilecek nice “tanrı” ve “peygamber” emirlerini ciddiye alıp bunları tanrıdan gelme sanmışız. Yıllar boyunca sırtlarını bu hükümlere dayayan erkekler, kendilerini Seyyid, Efendi ya da Metbü mevkinde görmüştür. Biz kadınları da Tabi, Köle, Cariye diye tanımlamışlar. Yüzyıllar boyunca kadın sınıfını aşağılayan bir düzeni kutsal bilmiş ve çok büyük bir kurnazlıkla kadınlara da o şekilde kabul ettirmiş ve öylece saltanatlarını sağlamışlardır.

Cumhuriyet’in kadınlara getirdikleri (!)

Atatürk’ün akılcı ve şeriata sırt çeviren reformları hariç, bu reformlar dışında o tarihten bu yana değişen bir şey yoktur. Şu bir gerçektir ki; Cumhuriyet ideolojisi, kadın hakları konusunda ciddi bir zihniyet ve bakış açısı değişikliğini gerçekleştirmek gerektiğini düşünerek hareket etmiştir. Ve bu zihniyet değişikliğinin de en başta eğitim ile olacağının farkında ve fevkinde olan Genç Cumhuriyet, reformlar çerçevesinde yeni toplumsal cinsiyet rolleri doğrultusunda eğitimin araçlarını yeniden düzenlemişlerdir. Bu yeni  ders kitaplarında kadınlar; okuyan, yazan, çizen ve özgüven sahibi özgür karakterler olarak tanıtılıyordu. Erkekler ise eşlerine yardımcı ve anlayışlı bir kimliğe sahip, müşterek bir aile hayatının ortak bir parçası olarak tanıtılmıştır. Türkiye’de kadının gelişmesini engelleyen çelik hatlar koparılıp atılmıştır.

Tarihteki devrimci kadınlar: Kathleen Neal Cleaver – Esma Mahfuz

Cumhuriyet ile birlikte, çok kadınlı evlilik yasa dışı ilan edilmiş oluyordu. Evli olan kadına ve erkeğe eşitlikçi bir anlayışla eşit boşanma hakkı tanınmıştır. Böylece biçimsel olarak kadınların özgürlük ve eşitlikleri teminata kavuşturulmuştur. Çocukların velayeti eskiden yalnızca erkeğe verilirken artık anne ve babaların her ikisine birden veriliyor ve bu davaya bakan hakimin kararına bırakılıyor. Kadının erkek kardeşiyle birlikte tam eşit bir miras hakkı var. Tanıklık konusunda da eski hukuktaki kadının tanıklığı bir erkeğin tanıklığına eşit sayılırken, yeni yasayla cinsiyetler arasında tam eşitlik yasası kabul edilmiştir.

Kadınlara hak verilmez, kadın o hakkı söke söke alır

Burada kadınlara hakların, bir erkek tarafından verildiğini söylemiyorum. Elbette tarihte, kadınların onurlu duruşu ve mücadelesi, kadının toplumsal cinsiyet rollerini aşmasında çok çok önemli bir yere sahiptir. Cumhuriyet rejimi her ne kadar bir nebze kadın erkek eşitliğini sağlamış olsa da tüm devletlerin erk olduğu unutulmamalıdır. 

#HAYIR diyemeyen biz kadınların ihmalinden doğmuş ve doğacaktır

Türkiye kadınının, Atatürk devrimine rağmen, bugün yine şeriatçının pençesine düşmüş olarak bu hazin duruma itilmişliği, muhakkak ki utanç vericidir. Nisan 1935’de Uluslararası Kongre Birliği Başkanı Ashley‘nin kapanış konuşmasında Latife Bekir‘in bazı sözlerine karşılık olarak yaptığı bu konuşmanın hakikatine ve içtenliğine sığınarak sizlerle de paylaşmak isteriz:

“Evet, Atatürk kadın hareketlerinin her aşamasında kadınların yanında olmuş ve onları desteklemiş, hatta takdirle izlediği her mücadele sonunda başarıyı içtenlikle alkışlamayı da ihmal etmemiştir. Ama yine de kazanılan kadın hakları bir lütuf olarak verilmemiştir. İdealist Türkiye kadınları haklarını, iğne ile kuyu kazarcasına başlattıkları mücadeleler sonucunda almıştır. Fakat hatırlatılması gereken, kadınları özgürlükten köleliğe ve eşitlikten haysiyetsizliğe indiren bu geriye yöneliş , şeriatın çağdaşlıklarına isyan etmeyen, #HAYIR diyemeyen biz kadınların ihmalinden doğmuş ve doğacaktır.”