Yanımızdaki insanları tam olarak anlayamıyor ve tanıyamıyorken bir kuşağı anlamak veya anlamaya çalışmak, özellikle bu kuşak birçok yeniliğin içine doğmuş, dijital çağın imkanlarıyla donatılmışken onları görebilmek ve yakalamak nasıl mümkün olabilir?

Evrim Kuran’ın Z Kuşağı üzerine kaleme aldığı Bir Kuşağı Anlamak kitabını görür görmez çok heyecanlandım. Bu konuda özellikle ülkemizde akademik anlamda dahi çok az (Bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az) çalışma bulunurken Z kuşağı  -tabii ki Z Kuşağının evvelini (Sessiz Kuşak, BB Kuşağı –X Kuşağı ve Y Kuşağı) ve sonrasını da kapsayan- üzerine böyle bir kitap yayınlanması çok değerli.  

Evrim Kuran’la kitap üzerine, kuşaklar üzerine, akademik çalışmalar ve bu çalışmaların önemi üzerine çok kapsamlı, detayları kendine has olan çok güzel bir söyleşi gerçekleştirdim. Okuyunuz lütfen.

Z Kuşağı/Bir Kuşağı Anlamak kitabını da mutlaka okuyun elbet.

Aynur Kulak: Evrim Hanım, sizden başlamak istiyorum. Eğitiminiz, yaptığınız MBA çalışmaları, lisans çalışmaları jenerasyonları, jenerasyonlar arasındaki farkları niteleyen çalışmalar. Akademik ortamlarda, üniversitelerde yapılan çalışmaları saymazsak, Türkiye’de özellikle bu türde çalışmalar henüz hız kazanmadı. Siz bu konuyu alanınız olarak belirleyip bir de Bir Kuşağı Anlamak/ Z Kuşağı isimli bir kitap çıkardınız. Görünce gerçekten çok heyecanlandım. Evrim Kuran nasıl böyle bir yolda ilerlemeye karar verdi?

Evrim Kuran: 2000 yılından bu yana kuşak çalışmaları ile ilgiliyim. Bu bahsettiğim yıllar, bırakın akademik ortamlarda çalışma yapılmasını, kuşak araştırmalarının hiç de önemsenmediği dönem. 2000’lerin başında bir askeri okulda ve bir üniversitede yaşadığım eğiticilik deneyimi bana iş yaşamına bambaşka bir kuşağı hazırladığımızın sinyallerini fazlasıyla vermişti. Bir öngörüde bulundum ve bu kendini gerçekleştiren bir kehanet değildi; bir demografik devrim gerçekleşmekteydi ve ilerleyen yıllarda da eğitimden iş yaşamına, siyasetten sivil topluma, her kurum bu değişimden payını alacaktı. Aldı da. Gelinen noktada ülkemizde hem akademi ama daha da fazla iş yaşamı, kuşak çalışmalarını epey ciddiye alıyor.

Dreaming

Aynur Kulak: Kitapta vermiş olduğunuz bilgiye istinaden; 97 yıllık Cumhuriyet tarihi beşinci kuşağı da dünyaya getirdi ve altıncı nesil doğmaya başladı. Nüfus artış oranına baktığımızda kuşaklar anlamında dünyaya çok ciddi katkı sağlıyoruz. Peki bu ne derece nitelikli bir katkı sizce? İyi mi, kötü mü, ortalama mı? Vereceğiniz cevaba istinaden (kötüyse eğer mesela) iyiye doğru veya ortalamaya doğru bir ivme söz konusu olabilir mi Türkiye’deki Z Kuşağı ve bundan sonra gelecek olan kuşaklar ön görüldüğünde?

Evrim Kuran: Nitelikli katkı nedir? Her yeni kuşağın önceki kuşaktan çözülmesi gereken daha az sorun devralması ise, sadece Türkiye’nin değil dünyanın genel olarak karnesi iyi değil. Türkiye’nin ise gençlerini sevmeyen bir genç ülke olduğunu düşünüyorum. Bunun da yeni bir şey olmadığını düşünüyorum. Genç nesillere yeni çağ yetkinlikleri kazandırabilen bir eğitim ortamı ve düşüncede özgür bir üretim ortamı sağlayabilen toplumlar geleceğe nitelikli katkı koyabilirler.

Aynur Kulak: Sizin de kitap da belirttiğiniz gibi, artık uzun ömürlü kuşaklar yetişiyor. Bu durum kuşaklar arası farkı nasıl etkileyecek? Bazı farklar kapanacak mı mesela? Çünkü sizin de belirttiğiniz gibi telgraf toplumundan Ipad toplumlarına geçiş hızla gerçekleşti. Bu hızlı geçişin yaşandığı zaman zarfında adaptasyon süreci zor ve sancılı oldu. Bu anlamda gelmeye başlayan altıncı kuşak ile beşinci kuşak geçişleri çok da sancılı olmayacak diyebilir misiniz?

Evrim Kuran: Tüm kuşak geçişleri sancılıdır. Telgraftan tablete geçiş ne kadar hızlı olursa olsun, cihazlarımız ne denli akıllı olursa olsun, insan duygusal bir hayvandır ve yeniye adaptasyonu, bir cihazın yazılımının güncellenmesi kadar hızlı olmaz. Yanı sıra, kuşaklar birbirlerine kendi ideolojik kulelerinden bakar; diğer kuşağın gerçeklerinden değil. Bir başka deyişle, ait olduğumuz kuşağı ve o dönemde yaşadığımız deneyimleri çağın en zorlu evresi sanmaya eğilimliyizdir; oysa her dönemin kendi gerçekliği vardır. Yargılamadan görmek gerekir.

Aynur Kulak: Türkiye’nin Y ve Z kuşağı dünyanın gelişmiş toplumlarına, sosyo-ekonomik yapısı açısından neden benzemiyor? Dünyanın birleştirici noktasındayız jeo-politik olarak, nüfus olarak hiç fena değiliz ama bir şeyleri kotarma konusunda (İletişim, geçişler, eğitim, anlama, okuma) yukarı doğru ivme kazanamıyoruz. Birbirimizle bağımız zayıf, bu zayıflık domino taşı misali olumsuz anlamda bir sonuç ortaya çıkarıyor diyebilir misiniz? Yoksa umutlu mu olmalıyız?

Evrim Kuran: Jeopolitik konumumuz ve demografik yapımız, numerik avantajlarımız. Yani sadece nicelik belirten öğeler bunlar. Bizim ülkemizde epeydir nitelik sorunumuz var. Kolektif bir toplum olan Türkiye, kolektivizmden uzaklaştı ama batının bireyselliğine de yaklaşamadı; klanlaştı. Bir de biz güç aralığı yüksek bir toplumuz. En iyi fikre değil, en güçlünün, en yüksek seslinin fikrine önem veriyoruz. Böyle bir bağlamda yeninin yeşermesi zor. Ama mümkün. Yeni jenerasyonla bu mümkün. Bu sebeple umuda varım.

Aynur Kulak: Türkiye’nin farklı yerlerinde, çeşitli mahallelerinde jenerasyonlar, sosyo-ekonomik yapılar ile ilgili detaylı araştırmalar yaparak bazı verilere ulaştığınız bilgisini veriyorsunuz. Şaşırtıcı olan bir alt mahalleyle bir üst mahalle bile taban tabana zıt özellikler barındırırken Türkiye gibi bir toplumda ele geçen veriler bir karmaşıklık arz etmiyor mu? Yoksa hayır asıl böyle oluyor olması kuşakların dinamik unsurlarını ön plana çıkarıyor diyebilir misiniz?

Evrim Kuran: Veriyi doğru okursanız karmaşa yaratmaz. Kuşakların kendi benzerlikleri içinde farklılıkları var. Örneğin aynı kentin iki farklı sosyoekonomik kategorisinde yer alan iki farklı Z kuşağı var. Biri rap dinliyor; diğeri rock müzik. Ama ikisinin de isyan dili müzik.

Aynur Kulak: Bir söyleşiniz de özellikle Türkiye’de akademik alanda çalışmalarımı anlatmakta zorlandım diyorsunuz? Neydi zorlandığınız şey/şeyler? Yurt dışında da eğitimler veren biri olarak Türkiye akademik düzeyde neden ısrarla bir kısır döngünün içerisine hapsediyor kendini? Neyi ısrarla görmek istemiyor?

Evrim Kuran: Acımasız genellemeler yapmak istemem ama Türkiye’de akademik kibirle çok karşılaştım. Batı kültürünün hem akademik anlamda hem de iş yaşamında yeni fikirlere daha açık olduğunu, statükoyu korumaya daha az meyilli olduğunu gözlemliyorum. Bir de Türkiye’de üniversite dahil tüm eğitim kurumlarında sık rastladığım bir durum var: Müfredat aşkı. Deneyselliğe, hayal kurmaya, kritik düşünceye, işbirliğine neredeyse izin vermeyen bir müfredat aşkı. İçerik bizim eğitim sistemlerimizde o denli önemli ki, bağlam genelde göz ardı ediliyor.

Aynur Kulak: Z kuşağının duygusal zekası ne durumda? Yani dışardan baktığımızda, donuk, ifadesiz suratlar kafaları bilgisayara veya telefona gömülü bir kuşak görmekteyiz. Endişelenmeli miyiz bunun için? Çünkü Z kuşağını anlamak isteyenler ve kuşağın ta kendisi için yazdım diyorsunuz. Bana da hep Z kuşağı, diğer tüm kuşakların günah keçisi gibi algılatılmak isteniyormuş gibi geliyor. Z kuşağının ta kendisi kimler? Nasıl bir nesil bu? Korkmalı ve dışlamalı mıyız? Yoksa onlardan öğreneceğimiz çok şey mi var?

Evrim Kuran: Ben Z kuşağının ülkemizde stres seviyesinin yüksek olduğunu ancak donuk veya duygusuz olmadığını düşünüyorum. Duygusal zekânın en önemli yetkinliklerden biri halini aldığı bu yeni çağın çocuklarının dünyaya epeydir unuttuğu kavramları hatırlatacaklarına inanıyorum. Örneğin; yakın gelecekte, yani Z kuşağının gençliği ve yetişkinliğinde iş yaşamının en önemli belirleyicisi dijital dönüşüm olacak. Bu dönüşüm yeni bir iş yapma kültürünün farklı kuşaklarca aynı anda benimsenmesini sağlayacak. Kanımca dijital dönüşümle işveren ve çalışan arasındaki fiziksel mesafe artsa da, duygusal mesafenin kapanması için fırsatlar ortaya çıkacak. Bu sebeple daha az fiziksel çalışma ortamına, daha fazla duygusal zekâ ve empatiye ihtiyacımız olacak. Z kuşağının bağlamı bu ve bu bağlama uygun bir kuşak olduğunu düşünüyorum.