”Neden, ister felsefede ya da politikada ister şiir ya da sanatta olsun olağanüstü kişiliklerin hepsi melankoliktir?’’

Yönün ve zamanın olmadığı; varılacak bir noktanın da… Yönü, zamanı ve varılacak noktayı bilememenin, terk edilmişliğin ve fırlatılıp atılmışlığın getirdiği bir kaybolmuşluk hissi. Belirli duygulardan bağımsız; her duyguya bağımlı. Başı ve sonu kestirilemeyen bir zaman diliminin içinde, kimi zaman hüzünlü, kimi zaman heyecanlı.

Albrecht Dürer, Melencolia I, 1514, Berlin Devlet Müzesi

Yaşamın kaybedilmiş anlamı üzerinde, sınırları kestirilemeyen ve belki de var olmayan sınırların gerisinde, yaşamın belirleyici sınırına; ölüme kavuşmanın korkusu içindedir melankolikler. Var olmanın sonunda, yokluğun, hiçliğin ulaştığı bir eksikliğin içinde; sonsuz var olma fikrine karşı ani bir yok oluşun eşiğindedirler. Düşünceleri, insanlık tarihi boyunca sorgulanan ve anlam arayışının hiç bitmediği bir güç olarak karşılarında durmuş; bir kapı, çıkış yâhut başlangıç noktası olarak nitelendirilerek başka birçok anlam arayışının da temelini oluşturmuştur. Bu güç, cevabının bulunamayacağının inancıyla zihinlerine meydan okumuştur her zaman. Ulaşamamanın yarattığı yoksunluk hissi ve sınırlı yüzünü gösteren düşüncelerin kenarında, derin bir sessizlikle ortaya çıkan hiçliğin ortasına düşen insanlar; melankolikler, var olmakla birlikte bu hiçliğin içinde, dünyadaki yerlerinin arayışı içinde olmuşlardır.

Albrecht Dürer, Passion, 1511

Belirsizliğin ve heyecandan yoksunluğun rengi içinde, grinin yoğunluğunun en derininden en sığ boyutlarına, en sığ olandan en varılmaz olana sürüklenip durmuşlar: boğulmamışlar ancak çıkamamışlar da. Her iki durum için de çaba sarf etmemişler aynı zamanda; durup beklemişler, zamanın donukluğunun tam ortasında.

Edvard Munch, Melankoli, 1895

Bilinmeyen yerlerde ve bilinmeyen zamanlarda, sırası belli olmayan bir akış içinde; coşkunun ve acının birbirine karıştığı bir noktada durmuş, iç içe anımsanan geçmiş, şu an ve gelecek; yani zaman, yavaşlamış ve şu ana hükmeden geçmiş ile melankolik insanlar hareketsiz kalmışlardır. Tüm zıtlıkların, çelişkilerin arasında kendilerini korumak istemiş ve her biri ”kendine ait bir oda’’ ya çekilmiştir.

Domecio Fetti, Melankoli, Louvre Müzesi, Paris

Boşluğun ve sonsuzluğun içinde, dar ve harabedir artık tam ortasında durdukları yer. Etrafları, tarihin akışının ulaştığı bir yankıdan ibarettir. Bir zamanlar düşünü kurdukları her ne varsa; zamanı, şu anı ve geleceği etkilemeye inançları da, güçleri de kalmamıştır. Bu inançsızlığın ve güçsüzlüğün arasında büyük sancılarla beklemişlerdir; yıllarca ulaşmak istediklerine kavuşmayı. En nihayetinde mutlak yalnızlık içinde, kendilerine dönüş yolculuğunda hiçliğe ulaşmışlardır artık.

Hendrik ter Brugghen, Melancholia, 1628

Ölümsüz tanrılar düzeninden kuşku duyan ve tüm tanrılardan nefret eden Bellerophantes; uzun yaşamanın gerçekte uzun ölmek olduğunu söyleyen Demokritos; yaşadığı müddetçe ölüm özlemi içinde olan Herakleitos; hiçbir yere ait hissedemeyen Herakles; İlahi Komedya’da sürünüşleri tasvir eden Dante ve tüm günahların başlangıcına yâhut ölümün sevgilisi melankoliye ait olanlar; melankolikler, dahil olamadıkları yaşamın, bir ucundan bir ucuna sürüklenmiş ve sancılar içinde sınıra ulaşmışlardır. Kimi tebessümlerle düşmüştür bu mutlak yalnızlığa, kimi ağlamış. Suskunluğun hakim olduğu bedenlerle sürünmüşlerdir kimi zaman, kimi zaman gökyüzünden eksik etmemişlerdir seslerinin yankılarını…

Fritz von Uhde, In Betrübnis, 1895

‘’Bu yanılgı denizinden,
çıkabileceğini umut edene ne mutlu.
Tam da bilmediklerin gerekli olur,
ve bildiklerin işe yaramaz.

Ah, tinin kanatları öyle kolayca
dönüşemez ki gövdenin kanatlarına.’’