Kadınlar sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz bir dünya için 29 Mayıs Pazar günü anarşist mekan İnfial’de vicdani retlerini açıklamak üzere toplanacak.

Etkinliğin öncülüğünü, üç aktivist kadın Özlem Dede, Ülkü Saydan ve Ebru Altuntaş yapıyor. Bizler açıklayacağımız vicdani retle birlikte militarizmin yalnızca zorunlu askerlikte değil, yaşamın tüm alanlarında varolduğunu vurgulamak istiyoruz” diyen gruptan Ebru Altuntaş ile etkinlik öncesi buluştuk, hem etkinlikleriyle hedeflediklerini hem de vicdani ret üstüne konuştuk.

29 Mayıs’ta “Kadınların Vicdanı Reddediyor” sloganıyla bir etkinlik düzenleyeceksiniz. Bu etkinliği düzenleme fikri ve inisiyatifi nasıl ortaya çıktı, anlatabilir misiniz?

17 Nisan’da birçok farklı görüşten kadınla birleşerek Morfest’i düzenlemiştik. Çok neşeli ve umut dolu geçen festivalimizi daha fazla büyütmek için 15 Mayıs’ta Maçka’da bir forum düzenledik. 15 Mayıs’ın Vicdani Ret Günü olduğunu farkedince Morfest inisiyatifinde bulunan anarşistler olarak forumda vicdani reddi kadınların perspektifinden anlatmaya ve gelecek bir tarihte kadınlar için vicdani ret günü düzenlemeye karar verdik.

Peki, kadınlar niye vicdanı reddini açıklamalı? Kadınlar için vicdani reddin önemi nedir? Sizce kadının özgürleşmesi mücadelesinde anti-militarizmin yeri ve önemi nedir?

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum; kadınlar olarak verdiğimiz özgürlük mücadelesi başlı başına anti-militarist mücadeledir. Çünkü devlet kendini gelenekle, dolayısıyla kadını baskılayarak var etmiştir. Seksizme vurduğumuz darbe, devleti ve militarizmi temelinden sarsacak darbelerdir.

Bizler açıklayacağımız vicdani retle birlikte militarizmin yalnızca zorunlu askerlikte değil, yaşamın tüm alanlarında varolduğunu vurgulamak istiyoruz. Kadınlar olarak asırlardır erk tarafından bize açılmış olan savaşa, soykırıma, sömürüye maruz kaldık ve kalmaya devam ediyoruz. Askere gitmek dışında devletin tüm baskıcı yasalarına, eğitimine, zorbalığına maruz kaldık. Okullarda Türklüğümüze and içtik, Türklüğümüzü korumak uğruna onurlu kadınlar olarak cephelere silahlar, yemekler taşıyışımızı dinledik. Sistematik olarak yıllarca militarizme fedai olarak yetiştirildik. Siyasi dogmalar tarafından varlığımız Türk varlığına, dini dogmalar tarafından varlığımız erkek varlığına armağan edildi. Biz kadınlar olarak hayatımızın her alanına yerleştirilen militarizmi yasal bir asker zorunluluğuna maruz kalmayı beklemeden reddetmeliyiz.

vicdani-ret-750x354

Türkiye’de vicdani ret denince belki de erkeklerin askerlik hizmeti yapmayı reddetmesi algılanıyor. Sizce de öyle mi? Kadınlar vicdani reddini açıklıyor denince sizce bu yeterince anlaşılmıyor mu, bu etkinliğin ve vicdani ret açıklamalarının bu algıyı da değiştirme yolunda olumlu olacağını düşünüyor musunuz?

Vicdani ret denince erkekler akla geliyor evet. Bunun sebebinin vicdani reddin, zorunlu askerliğin reddi olarak algılanmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Biz kadınlar olarak militarizmin kurbanının yalnızca erkekler olduğunu düşündüren bu erkek egemen bakış açısını reddediyoruz. Geçtiğimiz Cuma günü savaşların, işkencelerin ve ölümlerin varolduğu dünyaya katlanamadığı için intihar eden Gönül Şahin, Gazi Mahallesi’nde evinde otururken polis kurşunuyla katledilen Pınar Gemsiz ve daha binlercesi militarizmin kadın kurbanlarıdır. Zaten bu etkinlikle öncelikle kadınların vicdani ret veremeyeceği algısını değiştirmek ve militarizmle mücadelede aktif bir şekilde rol almalarını sağlamak istiyoruz. 8 Mart’ta dediğimiz gibi; “Kadınlar hayatlarına sahip çıkıyor.” Yani kimsenin hayatlarımızı kendi çıkarları uğruna elimizden almasına göz yummayacağız.

Vicdani ret denildiğinde akla silah kullanımını tamamen reddetmek, pasifizm gelebiliyor. Sizce aslında böyle midir?

kadinlar vicdani retVicdani reddin farklı türleri vardır. Bir birey silah kullanımını ahlaki bulmayıp tamamen reddediyorken bir başka birey devletin savaşını benimsemediği için reddediyor olabilir. Biz devletin güç savaşında kullandığı araç olmayı reddederek kendi öz savaşımızı yürütmek istiyoruz. Vereceğimiz savaş kapitalist özneler, iktidarlar uğruna değil, her zaman sınıfsız, sınırsız bir dünya için olacaktır.

Aynı şekilde diğer özgürleşme mücadelelerinde ve türcülüğe karşı da mücadelede vicdani reddin yeri var mıdır veya sizce nedir? Vicdani reddi farklı boyutlardan da değerlendirir misiniz?

Yakın zamanda şahit olduğumuz gibi devletin yıkımına maruz kalan Cizre’de, Sur’da, Nusaybin’de ve birçok bölgede insanlarla birlikte diğer hayvanlar da katledilmiştir. Yiyecek içecek bulmaları mümkün olmamış, birçok hayvan da göçük altında kalarak ölmüştür. Kimyasal gazlarla, bombalarla, yangınlarla sürekli doğa talan edilmektedir. Devlet; kadın, erkek, hayvan, doğa ayırt etmeden katletmeye devam ediyor. Anti-militarist mücadele aynı zamanda ekolojik, hayvan özgürlükçü, feminist, sınıfsız, sınırsız, lidersiz bir toplum için verilen mücadeledir.

Peki, vicdani ret konusunda sizlerce Türkiye’de farkındalık düzeyi ne durumda? İnsanların sizce bu konuda özellikle hukuki yaptırımlara uğrama konusunda çekinceleri var mı?

Bildiğimiz gibi Türkiye askerliği kutsayan bir yapıya sahip. Bu yüzden vicdani ret açıklamak toplum baskısına maruz kalmayı da göze almayı gerektiriyor. Bir de bu işin hukuksal boyutu var tabii, birçok kişi vicdani ret açıklaması sonucu sırf düşünce suçundan dolayı tutuklandı. Dolayısıyla bu konuda çekinceleri olan insanlarla karşılaşıyoruz. Ancak vicdani ret sayısı arttıkça bu yaptırımların uygulanamayacağı kanısındayım. Bu savaşın bizim savaşımız olmadığı konusunda farkındalığı arttırmamız hayati önem taşıyor.

Etkinliğin Facebook sayfası için lütfen tıklayın.