GİRİŞ

Oryantalizm her ne kadar tarihi daha eskiye dayanıyor olsa da Edward Said’in aynı isimle yazdığı çok ses getiren eseri aracılığıyla akademik bir çerçeveye oturtularak görünürlük kazanmıştır. Bu teori günümüzde gözden düşmüş görünmesine rağmen aslında farklı alanlarda geliştirdiği stratejilerle hayatta kalmayı başarmıştır. Dolayısıyla teoriyi rafa kaldırmak yerine onu geliştirerek revize etmek an için daha uygun gözükmektedir. Şarkiyatçılığın en yeni stratejilerinden biri akademik zemininden güç alarak konuya ekonomik çözümler üretmesidir. Bu şekilde Garp direkt olarak Şark’a dair olumsuz bir bakışı üretmek yerine onu pazarın parçası haline getirerek her anlamda elde ettiği yararı maksimuma ulaştırmaktadır. Bunun en anlamlı örneklerinden biri dini bir tehlike olabilecek Yoga’nın bir modaya dönüşerek ona geçici bir karakter kazandırılması ve onun etrafında oluşturulan dev marketle pazara eklemlenmesidir.

Edward Said’in Oryantalizm Anlayışı

Oryantalizm, diğer adıyla şarkiyatçılık, teorisyen Edward Said’le başlamamasına rağmen onun adıyla bir anılan Batı’nın Doğu’ya yaklaşımını belirtmek için kullanılan bir tür terimdir. Bu terim üzerine yazılan, basıldığı tarihten itibaren pek çok tartışmanın odağı olan ve otuz altı dile çevrilen Said’in “Şarkiyatçılık” isimli kitabı konu hakkında en temel eserdir. Kitap ağırlıklı olarak, Ortadoğu siyasetiyle değil kültürle, sanatla, düşüncelerle, tarihle ve iktidar ilişkileriyle ilgilidir. Konunun özünü oluşturan Şark kelimesi Şarkiyatçıların elinde Şark’a dair yazılanlarla kurgulanmış kurmaca bir mekan ve göndermeler öbeğidir. Avrupalılar için Şark, onun en zengin, en eski sömürge mekanı, uygarlıkların ve dillerin kaynağı, kültürel rakibi, en derin ve sık yinelenen Öteki imgelerinden biriyken Amerika için Şark, Çin Avrupa ve Uzakdoğu ile bağlantılı bir sözcüktür.(Said, 2017, s. 11) Bu şekilde Amerika ve Avrupa kendisini Şark’a yükledikleri anlamlarla Şark olmayan olarak kurgulamaktadır.Terime asıl anlamını kazandıran, Şarkiyatçı ise edinen, “Şarkı malzeme edinmiş yorum okulunun” hem bir öğrencisi hem de öğretmenidir. (Said, 2017, s.215) Ve her şeyden öte Şarkiyatçılık’ı mümkün kılan şey Şarklı’nın fiili yokluğudur. (Said, 2017, s.221) Şark’a dair her yaklaşım, onun hakkında üretilen her bilgi kaçınılmaz olarak siyasaldır.

Şarkiyatçılık 1312’de Vienne’de kurulmasına karar verilen akademik bir çalışma alanıdır en başta. Bu pek de mütevazı olmayan alan dünyanın yarısını açıklamaya çalışmaktadır ve simetrik bir Garpiyatçılık alanı düşünülemeyeceği için coğrafyayla kopmaz bir bağı vardır. Bu, karman çorman, sonsuz alt birimi olan devasa bir alandır: Arkeolojiden kültür çalışmalarına, antropolojiden sosyolojiye dev bir sahayı kapsamaktadır. İlk başlarda genelde çeviriler yaparak söz konusu bölgelerin sadece klasik dönemiyle ilgilenilmesine rağmen sonrasında 18. yüzyıl sonu 19. yüzyıl başında çevrilen eserlerle Şark’a dair yeni bir bilinç oluşturulmuş ve bu dönem Şark Rönesansı olarak anılmıştır. (Said, 2017, s.52) 1789 Napolyon’un Mısır istilası ise Şarklının modernleştirilmesiyle sonuçlanan bir kırılma noktasıdır. 19. yüzyılda ise Şarkiyatçı akademisyenlerin yakalandığı Şark merakı salgınının sonucu başta Paris’ten olmak üzere pek çok Batı ülkesinden Şark’a dair sözde bilimsel bilgi üretilmiştir. Fakat tüm olağanüstü genellemelere rağmen Şarkiyatçı’nın gözünde bile Şark tamamen homojen bir yapıya sahip değildir. Avrupa’nın hemen yanı başında duran Yakınşark ya da Yakındoğu olarak anılan her zaman Hristiyanlığa en çok da onun kutsal topraklarını kapsaması nedeniyle bir tehdit olarak görülmüş bölge her zaman ayrı tutulmuştur. Hristiyanlığın önemli kaynaklarından bazılarının bu bölgede konuşulan Arapça ve İbranice dillerinde olması, jeopolitik konumun her zaman siyasi, askeri ve kültürel bir tehlike oluşturması ve bilinebilirliğinden dolayı Şarkiyatçının yarattığı kurguyu bozabilme riski İslam-i Şark’ın farklı bir yerde konumlandırılmasına neden olmuştur. Diğer yandan Uzakşark yani Uzakdoğu daha egzotik daha uzak daha “kolay” olagelmiştir.

İslam, Yahudi ve Helen geleneklerine dayandığı için coğrafi ve kültürel olarak Hristiyanlığı tehdit edebilecek bir kışkırtıcılığa sahip olduğu düşünülmüştür. Oysa Hindistan en çok da dini inanışları nedeniyle Uzakşark’ın güvenli limanıdır. Buna ek olarak Şarkta diğer ülkelere göre ayrıksı durması kapılarının Garp’ın oraya girdiği ilk günden itibaren sonuna kadar açık olmasından kaynaklanmaktadır. Hindistan’daki yerli yetkenin parçalanmasının ardından toprakları Avrupa-içi rekabete ve Avrupa’nın ölçüsüz siyasal denetimine açmış olduğundan Hint Şark’ını tehlike olarak görmek bir yana dursun orada bir “mal sahibi kibriyle” davranmıştır. (Said, 2017, s. 85) Öyle ki 1769’da fiili olarak İngiltere’nin Hindistan’ı işgalinin ardında onu takip eden tarihlerde Fransa’yla bu iktisadi ve siyasi denetim için iki defa savaşmıştır. Ayrıca Uzakdoğu’nun ulaşılamaz varlığı onun hakkında üretilebilecek bilginin daha özgür bir düşünsel alana yayılmasını kurguya daha açık olmasını sağlamıştır. Hindistan’daki ilk Şarkiyatçıların bir çoğu hukukçu ya da misyonerlik eğilimleri güçlü hekimlerdir. (Said, 2017, s. 88) Said’in aktarımıyla Marx’a göre Hindistan’da toplumsal bir devrime neden olan İngiltere’nin ülkede iki görevi bulunmaktadır. Bunlar, ilk olarak Asya tipi toplumun ortadan kaldırılması ve Asya’da Batı toplumunun maddi temellerinin atılmasıdır. (Said, 2017, s. 164-165) Marx Said’e göre zavallı Asya ile pek az özdeşleşebiliyor olsa da Marx’ın bahsettiği hedeflere bugün Garp’ın büyük oranda ulaştığı söylenebilir. Ayrıca bu hedeflere ek olarak tüketim toplumunun etkisiyle zaten tehlikesiz gördüğü Uzakşark kültürünü, dilini, dinini ve dini pratiklerini egzotikleştirerek Garp’ın ortalama gelire sahip bireylerine yönelik bir pazar oluşturmuştur. Kuşkusuz bugün bu pazarın en önde gelen segmentlerinden biri Yoga’dır

Oryantalistik Bir Market: Yoga

Yoga kelimesi de kullandığı terminolojide Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İran alt grubundan bir dil olan Sanskrit’e aittir. Hindistan’da kutsal sayılan metinler için de kullanılan dile göre yoga ilk olarak bağlama, koşumlama, simya, büyü, kazanç, zenginlik gibi anlamlarla kullanılmıştır. (Ercan, 2015, s.37) Milattan önce beşinci yüzyılda yazılan Hint felsefesinin en önemli eserlerinden kabul edilen Bhagavad Gita’ya göre yoga varoluşsal ızdırapla bütünleşmekten ayrılış, bir diğer eser olan Brahmanda Purana’ya göre kontrol, Katha Upanishad’a göreyse duyulara hakimiyettir. (Ercan, 2016, s.21) Günümüzdeyse yoga, bedeni ve ruhu eğitmek için kullanılan, bunun için çeşitli yöntemleri izleyen Hint felsefe sistemi olarak tanımlanabilir. Yogayı bir new-age dini, bir sanat dalı, yeni nesil bir spor çeşidi, bedensel ve zihinsel terbiye veya terapi şekli olarak görenler olması nedeniyle bu kelimeyi tanımlamak oldukça güçtür. Tarihsel olarak yıllar içinde oldukça değişikliğe uğramış bir öğreti, yayıldığı ülkelerde getirilen yeni yorumlarla farklılaşan bir felsefe haline gelmiştir.

Yoga ustalarından biri olan Guruji’ye göre yoga, kim ne istiyorsa odur ve evrenseldir ama o yoganın ticari bir kazanç kapısı olarak görülmemesi gerektiğini savunmaktadır. (Ercan, 2015, s.32) Fakat günümüzde Yoga giderek Batılı ülkelerin doğularını pazarlamak için kullandıkları en büyük pazarlarından biri haline gelmiştir. Yoga pazarının pek çok alt dalı bulunmaktadır. Bunlardan en önemlilerinden biri 1997 yılında Amerika’da kurulan, Yoga okullarını ve hocalarını belli standartlara uygun olarak düzenlemeyi hedefleyen “Yoga Alliance” birliğidir. Öyle ki bugün Hindistan’daki Yoga okulları bile bu birliğe bağlı olarak o standartlara uygun şekilde Yoga eğitimi vermektedirler. Bugün bu birliğin Dünya üzerinde 90.000’den fazla üyesi bulunmaktadır. Birlik, kazanç odaklı olmadığını ileri sürmesine rağmen her bir öğretmen belgesi için belirlenen ve birliğe ödenen ücretler bulunmaktadır. Ayrıca RYS200, RYS300 RYS500 diye devam eden çeşitli yoga eğitmen eğitimlerin ücretlerinin standardı da birlik tarafından belirlenmekte ve dolar üzerinden hesaplandığı için kur farkından doğu ülkeleri olumsuz etkilenmektedir. Ayrıca bu eğitimler pek çok aşamadan oluşmakta ve genelde “inziva” denilen Yoga tatiliyle son bulmaktadır. Bu Yoga turizmi farklı sektörlerin de canlanmasını sağlamakta ve genellikle eğitim bedelinden ayrı hesaplanmaktadır. Yoga kurs merkezleri bir diğer gelir kapısıdır. Kurs merkezleri belediyenin ücretsiz kurslarından gelir düzeyi yüksek olan bireylerin ikamet edebildiği mahallelerdeki özel kurs merkezlerine kadar değişken bir ücret çizelgesi göstermesine karşın, bireysel gözlemlerime göre Yoga öğrencileri daha “eğitimli”, “Batılı”, orta sınıf ve kadın ağırlıklıdır. Diğerleri ülkemizde Yoga üzerine özellikle medyada, dizilerde oluşturulan basmakalıp düşünce şekli insanların onu uzak ve yabancı görerek kimi zaman onunla dalga geçmesine neden olmaktadır. Ama giderek bir spor modası oluşturan bu akım, normallaşmekte ve Yoga yapan kişi sayısı günden güne artmaktadır. Bu amaçla özel kurslara yığınla para dökülürken bu kursların staj dersi ücretsiz ders gibi sundukları imkanlar çoğunlukla az sayıda kişi tarafından değerlendirilmektedir. Çoğu zaman bir odayı doldurmayan kişi sayısı, özel kurslara sürekli devam eden bireylerin verdikleri ücret yoluyla stüdyoda bulunan gruba bir aidiyet geliştirdikleri yönünde yorumlanabilir. Yoga kıyafet, mat ve ekipmanları ise pazarın bir diğer göze çarpan bölümüdür. Yoga, pek çok kıyafetle çok rahat yapılabilecek bir spor olmasına karşın derslerde gözlemlenebileceği üzere tektipleştirilmiş bir giyim tarzı benimsenmektedir. Genelde tayt ve tişörtten oluşan kombinler renk ve kesim olarak birbirine benzemekte benzer markalar öne çıkmaktadır. Yalnızca ünlü spor markaları değil sadece Yoga’yı konsept edinmiş internet üzerinden ya da Yoga merkezlerinde satışlarını gerçekleştiren özel markalar da bulunmaktadır. Bu markalar başta olmak üzere modayı yakalayan diğer üreticiler de Yoga’ya dair kullanılan simgelerden mat ve diğer Yoga için kullanılan spor ekipmanlarının yanı sıra takı, biblo gibi ürünler de üreterek satışa sunmaktadır. Ayrıca kitap sektöründe de Yoga ve onun felsefesi üzerine yazılan eserler günden güne daha çok satılır hale gelmektedir. Yoga üzerinden oluşturulan bahsi geçen dev pazarlar, Şarkiyatçı aklın kurnazlığının birer ürünüdür. Bu şekilde Garp, Yoga’nın onun din anlayışını tehdit edebilecek anlayışlar oluşturmasından korkmadığını göstererek onun pazarlamasını da tekeline almaktadır.

SONUÇ

Felsefe açısından bakıldığında en genel haliyle Şarkiyatçılık dil, düşünce, tasavvur türü, köktenci bir gerçeklik biçimidir. (Said, 2017, s.83) Şarkiyatçılık’ın günün ihtiyaçlarına uygun olarak Garp’ın bölgeden kazancını maksimize edecek bu tutumu alanı akademiden açılarak ekonomide daha büyük yer kazanmasını sağlamıştır. Bu kazancın en çok olduğu alanlardan biri Yoga’dır. Yoga’nın pek çok farklı tanımı, yorumu ve alt dalı olmasına karşın bu çalışma Yoga’yı günümüzde Garp’ın mistik ögeler barındıran bir spor dalı olarak ele aldığını varsaymıştır. Bu bakış açısıyla bakıldığında Şarkiyatçı akıl hala işlemektedir nitekim bu işleyiş Edward Said’in ünlü eseri Şarkiyatçılık’ta bahsettiğinden biraz daha farklıdır. Çünkü tüketim toplumu elverişli bir çözüm üreterek Şark’ın pazara eklemlenmesinin önünü açmaktadır. İnsanların bile markette bir değişim değerine sahip olduğu, her şeyin metalaştırıldığı bu dönemde baskın güç Garp’ın Yoga üzerinden Şark’ı egzotikleştirerek aşağılaması ve bu haliyle bir tüketim modasıyla pazarlaması şaşırılabilecek bir durum değildir. Ancak Şarkiyatçılık’ın bu şekilde kendini yeniden üretmesi onun devamlılığını göstermekte ve zaman koşullar değişse de çeşitli stratejilerle varlığını sürdüreceği öngörüsünü yaratmaktadır.

KAYNAKÇA

Ercan, B. (2016). Surya’dan Patanjali’ye Yoga, İstanbul: Paloma
Ercan, B. (2016). Budha’dan Hatha Yoga’ya Yoga, İstanbul: Paloma
Said, E. (2017). Şarkiyatçılık: Batının Şark Anlayışı, Çev.Berna Ülner, İstanbul: Metis