Rus edebiyatının en büyük yazarlarından 1818 Oreil doğumlu Ivan Sergeyeviç Turgenyev, Rudin I adlı eserinde, -mış gibi’liklerinde yaşayan; bilmese bile biliyormuşçasına bir tavır takınan insanların günlük yaşamını gözler önüne serer. Karakterler, hep bir kibarlık perdesi ardına saklanarak birbirlerini tolere eder görünürler; ama aslında kimse gerçek anlamda birbirine bağlı değildir. Sadece, kendilerince yarattıkları ideal “ben”i başkalarına kabul ettirme arzusu çerçevesinde diğer insanlarla bir araya gelmektedirler; bu nedenle de karakterlerin insan ilişkilerinde genel bir başarısızlık hâkimdir.

Peki, kitabın üçüncü bölümünde tanışacağımız Rudin neden bu kadar ışıltılı gözlerle dinlenmektedir? Anlatıcı şöyle der: “Rudin insanın ölümlü yaşamına sonsuzluk veren şeylerden söz ediyordu“(64). O zaman denilebilir ki, Rudin’in coşku yüklü anlatılarında dinleyicileri çeken taraf; kendi “olamayışlarını” bulmaları, içlerindeki var olma sancısını onun büyülü sözlerinde hafifletmeye çalışmalarıdır.

Öte yanda ise Pigasov, Rudin’den pek hoşlanmayıp, onun konuşmalarını samimiyetsiz bulur; çünkü o, Rudin ve diğerleri gibi bir ideale ulaşmaktan uzaktır ve bunun mümkün olmadığını tecrübe etmiştir. Pigasov şöyle tanıtılır:

Düşünceleri genel düzeyi aşmıyordu, ama öyle bir konuşması vardı ki, yalnızca akıllı değil, çok akıllı bir insan izlenimi veriyordu… Kendini bilim aşkıyla değil, ama tutkusu nedeniyle yetiştiren Pigasov, aslında çok az şey biliyordu. Denemeleri de korkunç şekilde iflas etmişti… Bu başarısızlık Pigasov’u çileden çıkardı. Bütün kitaplarını, defterlerini yaktı ve memur oldu. (34-35)

Bu pasajda anlatıldığı üzere, konuşmasıyla insanları etkileme yetisi irdelendiğinde, Rudin aslında Pigasov’un gençliği olarak değerlendirilebilir: Gençliğinde yüksek sosyete tarafından kabul edilmek isteyen ideal bir kimlik hayalinde yaşayan Pigasov’un.

Şimdiki Pigasov ise, çoktan Rudin’in yürüdüğü yollardan geçmiş ve kendini sorgulamaya başlaşmıştır; bu yönüyle de romandaki diğer karakterlerden sıyrılır. Pigasov şöyle der: “Olasıdır ki, içinde her gün biraz daha alçaklık keşfetmekte olduğum kendi yüreğimi inceleyişimdir. Başkalarını da kendime göre ölçüyorum. Bu belki de haksızlıktır, belki de ben başka insanlardan çok daha kötüyümdür, ama ne yapayım, alışkanlık“(58) ve “Bence, gerçek denen şey dünyada asla yoktur; yani adı var, kendi yoktur“(59). Ona göre, gerçekten ya da gerçeği yargılayacak kesin bir ölçütün varlığından bahsetmek imkansızdır, “ben” denilen şey de aslında çoğu zaman muhtemel bir yanılsamadan ibarettir.

Yazar, Rudin I’de, çevremizde karşılaştığımız boş olduğu halde doluymuşçasına ses çıkaran ya da bir bilip bin biliyormuş gibi davranan gösteriş meraklısı insanları eleştirse de, aslında madalyonun öteki yüzünde bir benlik arayışını da dile getirmektedir.

Sosyal açıdan tanınmayı hayatlarındaki en belirleyici nokta olarak belleyen karakterlerin yaşadığı boşluklarla, sadece Pigasov açık yüreklilikle yüzleşmektedir. Onunla “gerçeklikler” reddedilirken, ideal bir “ben” olup olmadığı da sorgulanmaya başlanır. Anlattıklarımızın yüzde kaçı bizizdir, sergilenen “ben ” ile gerçekte olan “ben” arasındaki fark nedir? -Mış gibilerde, kendini beğendirmek adına yapılan konuşmalarda – tıpkı Rudin’in kendi hayatını ya da birkaç bildiğini çokça süsleyip anlatmasında olduğu gibi- kişi hep bir var oluş mücadelesi içindedir. Hayat; kendini bulma arayışıdır, çoğunlukla da kaybedişlerdir; çünkü en çok böyle zamanlarda insan kendine yaklaşır. İdeal bir “ben”e ulaşma çabası ise yenilgiye mahkumdur.

Son olarak, var olma sancısının en çarpıcı örneği Pigasov ile Dahay Mihayloviç arasında geçen bir diyalogda okuyucuya verilir:

– Gerçekten bir kadın beni çok kırdı; oysa ne iyi yürekliydi.
– Kimmiş o kadın?

Pigasov alçak bir sesle:
-Annem, dedi.
-Anneniz mi? Nasıl olur da sizi kırabilir?
-Beni dünyaya getirmekle! (39)

Turyengev, Ivan Sergeyeviç. Rudin I. Memduh Tezel(Çev.). Çağdaş Matbaacılık Yayıncılık. Ağustos 2000.