Son yıllarda farklı coğrafyalarda, farklı biçimlerde beliren toplumsal hareketler genelde aynı soruyu akla getirmeleri nedeniyle ortaklaşıyor: Kim bu eylemciler? Eylemleri anlamamızda en temel uğraklarımızdan biri olan bu soru, son günlerde yakından takip ettiğimiz Sarı Yelekliler eylemlerinde de belirdi. Sarı Yelekliler başlarda akaryakıta yapılan birkaç sentlik zamlara başkaldıran “şımarık” Avrupalılar gibi lanse edilse de peşlerinde geçirdiğim, bolca görüşme ve gözlem yapma şansına sahip olduğum üç gün, onların, son on yılda dünyanın çeşitli ülkelerinde “kendiliğinden” ayaklanan “sıradan” halk gibi tek katmanda yorumlanamayacak yeni bir başkaldırı yapısının izlerini taşıdıklarını ortaya koydu. Sarı Yelekliler bir yandan her yerde, diğer yandan hiçbir yerde idiler. Noel tatilinin başladığı bir dönem olması nedeniyle Paris merkezinde onlara rastlamak mümkün değildi. Diğer yandan, bir köşede dikilip gelen geçene konuyu sorduğunuzda cevap vermeye oldukça hevesli her kesimden insana rastlamanız mümkündü.

Eylemleri tetikleyen politikaları özetleyecek olursak: Macron hükümeti iklim değişikliğine karşı yapılan düzenlemelere dayanarak yakıt fiyatlarındaki vergileri artırırken vatandaşları çevre dostu taşıt alımına yönlendirmek için devlet sübvansiyonu sağlıyor. Ancak halk, bu sübvansiyonun şartları nedeniyle uygulanabilir olmadığını, asıl amacın iklim değişikliğine karşı önlem almak değil orta ve alt sınıfların vergi yükünü artırarak devlet harcamalarının bu sınıflara yüklenmesi olduğunu belirtiyorlar. Macron’un başa geldikten sonra ilk icraatlarının üst gelir grubunun servet vergisi yükünü azaltması, eğitim sistemini Anglo-Saksonlaştırılması vb. çok sayıda politikası en baştan inanılırlığını azaltmış. 2017 seçimlerinde aşırı sağ liderin seçilmemesi için Macron’a oy vermek zorunda kalındığını belirtirlerken oy oranının %24’le sınırlı kaldığına dikkat çekiyorlar.

Gerek turizm gerekse de neoliberal kentleşme politikaları sonucunda artan konut ve kira fiyatları nedeniyle Avrupa’daki pek çok büyük şehirde olduğu gibi, Paris’te de orta-alt sınıf artık şehir merkezinde yaşayamıyor ve bu merkezler bir tür turistik soylulaştırma odağı haline geliyorlar. Avrupa’da en yüksek kira fiyatlarına sahip şehirlerden biri olan Paris’te toplu taşımanın da yetersiz olmasıyla birlikte şehir çevresinde yaşayan çalışan kesim için yakıt en önemli maliyet kalemlerinden birini oluşturuyor. Paris’in çevresindeki kırsal alanları düzenleyen ve 22 Aralık 1789 tarihli yasanın uygulanması için kurulmuş olan birimlerden biri olan Seine-et-Marne Birimi’nde çalışan bir kadın Mayıs 2018’de change.org’da yakıt fiyatlarına yapılan zamların geri alınması için bir oylama başlatıyor. Ekim ortasında oylamaya atılan imza sayısı 300.000’e ulaşıyor. Oylama ile eş zamanlı, Facebook üzerinden 17 Kasım’da eylem çağrısı yapılıyor. Çağrıda zamların artan vergilerden kaynaklandığına dikkat çekilirken yöntem olarak yolların kapatılması seçiliyor. Bu arada daha çok pratik nedenlerle, yani akan trafikte yol kesileceği için Fransa’da her araçta bulunması zorunlu olan sarı yeleklerin giyilmesi belirtiliyor. Sonuçta hareket Gilets Jaunes olarak anılmaya başlanıyor.

“Sarı yeleklileri yakalayamazsın”

Birkaç yıl önce Paris’e göçmüş Türkiyeli bir arkadaşla konuşuyorum, “Sarı yeleklileri yakalayamazsın. Sürekli hareket halindeler” diyor. Sarı yelekliler baştan itibaren otoyolların kesiştiği kavşaklarda konuşlanmışlar. Havaların iyice soğuması ile birlikte kavşaklarda inşa ettikleri ufak barakalarda nöbet tutuyorlar ve zaman zaman gişeleri işgal ederek insanların otoyollara bedava giriş çıkışını sağlıyorlar. Geçen hafta bu kavşaklardaki barakaların bazıları polis tarafından yıkılmış. Ancak görüştüğüm Fransalılar, bu tip tekil saldırıların hareketi sönümlendirmesi şöyle dursun aksine ateşlediğini belirtiyorlar. Çünkü hareketin başlaması ile birlikte her kesim kendi alanında -yollar, mahalleler, okullar-toplantılar düzenler hale gelmiş.

“Asıl öğrenciler katıldığında hareket çok büyüyecek”

 Uzaktan izleme şansı bulduğumuz Belville mahalle toplantısı akşam 19.30’da başladı ve Paris’i yukarıdan gören bir parkta toplanan insanlar yeni yıldan sonra ne yapacaklarını planladılar. Bu ekip özellikle kendi mahallelerinin sorunlarına odaklanmış. Ancak toplu eylemlere de mutlaka birlikte katılıyorlar. Paris 8 Üniversitesi’ndeki öğrenci buluşmasında ise yine yeni yıldan sonraki hareket planları oluşturuluyordu. İşçi kesiminden görüştüğüm kişilerin en büyük umudu öğrenciler. Asıl öğrenciler katıldığında hareket çok büyüyecek diye gözleri parlayarak anlatıyorlardı.

Fransa’da üniversiteler yabancı-yerli ayırt etmeksizin tüm öğrencilere bedava iken Macron’un yükseköğrenime yaptığı ilk müdahalelerinden biri yabancı öğrenciler için yüksek harçlar koyması olmuş. Yaklaşık bir sene önce örgütlenen yabancı öğrenciler, Fransalı öğrencilerden herhangi bir destek beklemezken eylemlere onların da katıldığını görmüşler. Fransa vatandaşı öğrenciler ise “İlk düzenlemeler sizi vursa da bunun eğitimde özelleştirmeye doğru gideceğini görüyoruz. İngiltere’de de böyle başladı” diyerek yabancı öğrencilere destek vermişler. Nitekim sonrasında gelen yüksek öğrenim reformu ile sınav olmayan Fransa eğitim sisteminde üniversiteye giriş özellikle orta-alt gelir grubu insanlar için zorlaştırılmış. Özetle, üniversitelerde eylemler yaklaşık bir senedir devam ediyor ve Fransa tarihinde özellikle 68 kuşağı öğrencilerin damgası göz önünde bulundurulunca gelecek günlerin çok daha “renkli” geçeceği öngörülüyor.

Parisli bir feminist ise hareketi yorumlayacak uzmanlığa sahip olmadığını belirterek kadınların en çok toplanma alanlarını organize ettiğinin altını çiziyor. Feministlerin kurulan baraka ya da çadırlarda sürekli nöbet tuttuğunu ve devamlılığı sağladıklarını belirtiyor. Onun için Sarı Yelekliler Hareketi’nin en önemli fonksiyonun şimdiye kadar hiç bir araya gelmemiş, hiç iletişim kurmamış insanların ilk kez aynı zeminde toplanarak birbirleriyle konuşması olduğunu belirtiyor. Macron’un asgari ücrete yapmayı söz verdiği 100 Euro’luk zammın özel şirketlerin kasasından değil, devlet bütçesinden çıkacak olması; yani, zam adı altında insanlara yalan söylenmesinin iletişimde olan sarı yelekliler sayesinde itibar görmediğini ve bu ağın çok önemli olduğunu söylüyor.

Fransalıların vurguladığı gibi mobilizasyon yani hareketliliğe dönecek olursak, bu ele avuca sığmayan sarıyelekliler toplumun her kesiminden insanlardan oluşuyor. Yol işgalleriyle başlayan hareket kısa sürede Fransa’nın her yerine yayılmış. İrili ufaklı gruplar halinde kentin ve kırsal alanların kilit noktalarında eylem yapan insanları polisin kontrol altına alması bu nedenle oldukça zor. Son birkaç eylemdir insanlar Champs Elysee’yi hedef almış durumda. Bu bölge gerek Macron’un sarayına yakın olması, gerek zengin muhiti olması ve gerekse çok uzun yıllardır bu meydanda eylem yapılmamış olması sebebiyle aynı anda birden fazla şeyi temsil ediyor.

Bir göçmen gazeteci eylemlere henüz göçmenlerin katılmadığını, onların da sokaklara çıkması halinde hareketin ne kadar büyüyeceğine dikkat çekiyor. Başlangıçta sağcı eylemcilerin hareketi domine etmesi, göçmenlere ket vurmuş gibi görünse de zaman içinde katılmayacaklarının garantisini vermek zor. Paris bir bıçak gibi ikiye ayrılmış bir kent. Ortasından ikiye parmağınızla çizdiğinizde Doğu Paris orta-alt sınıfın yaşadığı bölge iken Batı Paris tamamen zengin muhitlerden oluşuyor.

Parisli bir başka feminist, hareketin kırsal bölgede yoğun olduğunun ve sağcıların ağırlıkta olduğunun altını çiziyor. Şehir merkezlerinde yoğunlaşmış olan feminist örgütler eylemleri sürekli değerlendirirken nasıl bir aksiyon almaları gerektiği konusunda kararsız kalınmışlar. Aynı zamanda Fransa işçilerinin %20’sinin(~700.000 kişinin) üye olduğu CGT sendikasında yer aldığını belirterek sol örgüt ve sendikaların da ne yapacaklarını karara bağlayamadığını, fikir ayrılıklarının yoğun olduğunu belirtiyor. Bu tartışmalarda Sarı Yelekliler Hareketi’nin başlangıcında sendikalaşma karşıtı insanların bulunması etkili olmuş.

Sohbet etme şansı bulduğum ve mesleği banka avukatlığı olan bir başka Fransalı ise şimdiye kadar kendisini merkez sağ ya da merkez sol olarak tanımlamadığını, ancak 2008 finansal krizinden bu yana neoliberal politikaların orta ve alt sınıf üzerindeki baskısının artmasının onu da farklı bir çizgiye kaydırdığını belirtiyor. Vergi uzmanı olan bu avukat Fransa’nın en büyük bankalarının Cayman Adaları ya da Lüksemburg gibi vergi cennetlerinde şubelerinin ya da paralarının olmasının, diğer bir deyişle yasal olarak vergi kaçırmalarının “sıradan” halk tarafından bilinmese de, insanların bir şeylerin yanlış olduğunu sezdiğini belirtiyor. Google, Amazon gibi şirketlerin devletlerüstü pozisyonlarını güçlendirirken Fransa’ya vergi ödememesinin çelişkisinin altını çiziyor. Yani kendisini özellikle “apolitik” kanatta tutmaya çalışan ve orta sınıf olduğunun altını çizen bu avukat, adını koymadan neoliberalizmi yerden yere vuruyor.

Noel tatili bitip yeni yıla girildikten sonra hareketin nasıl şekilleneceği konusunda ise herkesin farklı bir görüşü var. Solcu olduğunu belirten bir sosyoloji öğrencisi Ocak ayı başında büyük bir eyleme hazırlanıldığını ve hareketin en çok 1 Mayıs’ta patlayacağını belirtiyor. Devrimci işçi sendikası yönetiminde bulunan feminist arkadaş ise hareketin şimdiden sönümlenmeye başladığını ve sol kanatın aksiyon almakta geç kaldığını üzülerek belirtiyor. Farklı görüşler akıllarda soru işaretleri yaratırken 22 Aralık Cumartesi akşamı Champs Elysee’den eylem fotoğrafları telefonuma düşüyor. Yoğun bir kalabalık, polisin attığı göz yaşartıcı bombalar ile dağılmış. Fotoğrafları gönderen ise hayatında ilk defa sokağa çıkıp eyleme katıldığını belirten bir sarı yelekli… 

Fotoğraflar için Cecil’e, editörlük için Diyar Saraçoğlu’na teşekkürler.