Kadın haklarından, kadına yapılan şiddetten bahsederken aynı zaman da sorunun yani toplumsal mitlerin kurgularına, dayatmalarına karşı yolculuk yapılmalı ve erkeklerin de içinde bulundukları kültürel baskının, sömürünün, onları mekanikleştiren, kışlalara kapatan, ceza evlerine tıkan, cinayet işleten, sürekli güçlü olduğunu vurgulayan kültürel baskı ve geleneklerinin çirkinliklerini, kötülüklerini fark etmelerini sağlamalı, o aptalca erkeksilik mecburiyetinden onları da kurtarmalıyız.

Erkeklik kavramı kimi tezlere göre öz‘den, bazılarına göre ise sonradan inşa edilen, üretilen ve içi doldurulan, ideallere, sosyal çevreye ve geleneklere göre şekillenen bir olgudur. Bu erkeklik olgusun sorunsal olarak ele alınması gerekiyor. Erkelerin ve kadınların rollerini, haklarını ve görevlerini biyolojiden ziyade mitler belirler ve bu sebepten dolayı da erkeklik ve kadınlık kavramları bir toplumdan diğerine çok ciddi ölçülerde değişiklik gösterir.

Erkek olmanın önemli bir parçasının “sadece kadınlara karşı cinsel istek duymak” ve “sadece karşı cinsle ilişkiye girmek” olduğu düşüncesine sahip olan toplumlarda kadına şiddet, tecavüz, pedofili ve hayvan tecavüzü gibi durumlara sıklıkla rastlanmaktadır.

Doğa ana, aslında insanların birbirine cinsel olarak çekim duyup duymadığıyla ilgilenmez.

Oğulları komşunun oğluyla kırıştırdığında kıyameti koparan, oğullarını cezalandıran, yasaklar koyan anneler belirli kültürlerin anneleridir ve geçirilen bu öfke nöbetleri asla biyolojik değil kültüreldir.

Kadın olmak; ağırbaşlı olmak, ciddi, anlayışlı, boyun eğen, başkalarının ihtiyaçlarına karşı duyarlı, çocuklarını seven, fedakar, duygusal, gönül alan, hassas, incinmiş duyguları tamir etmeye meyilli, kaba dil kullanmayan, kadınsı, merhametli, namuslu, sadık, tatlı dilli, sıkılgan, yumuşak, nazik, sevecen gibi kadın olmanın ölçülerini belirledi.

Aynı şekilde, erkek olmak; ailesine karşı sorumlu, baskın, tesirli, cömert, duygularını açığa vuramayan, erkeksi, etkileyici, güçlü, girişken, gözü pek, haksızlığa karşı tavır alan, kendine güvenen, hırslı, idealist, kendi ihtiyaçlarını savunan, katı, lider gibi davranan, mantıklı, otoriter, riski göze almaktan çekinmeyen, korkusuz, saldırgan, sözünde duran gibi görevlerle onları donattı.

Toplumun mitleri bizleri erkeksi ve kadınsı rollere itti. Erkeksi olmak (siyasete girmek gibi), haklarla (oy kullanmak gibi) ve görevlerle (askere gitmek gibi) donatılmasını sağlar.

Oysaki erkek cinsiyetinin üyesi olmak dünyadaki en basit şeydir. Bir X, bir de Y kromozomu olması yeterlidir. Aynı şekilde dişi olmak da dünyanın en kolay şeyidir. Çift X kromozomuna sahip olmak yeterlidir. Buna karşılık bir adam veya kadın olmak çok ciddi ve karmaşık şeylerdir ve biyolojik olmaktan çok kültüreldir.

Erkeklere sınırsız bir cinsel yaşam hakkı sunan düzen, kadını tek eşliliğe mahkum etti. Erkeğe de yasaklıyor ama buna uymadığı taktirde de görmezden geliyor. Buna uymayan kadınlar, evli olmasalar dahi öldürülüyor, yaralanıyor, sakat bırakılıyor, dışlanıyor, aşağılanıyor, etiketleniyor… Kadınları ekonomik açıdan erkeğe bağımlı bırakan toplumsal mitler, evliliği kadın açısından bir koruyucu kuruma dönüştürmektedir. Kadın, erkeğin cinsel nesnesi ve devletin doğurma makinesi değildir.

Bu doğrultuda, erkekler hayatları boyunca sonsuz bir performans, tören ve ritüeller aracılığıyla sürekli olarak kendini kanıtlama zorunda bırakılıyor. Erkekler bu süreklilik içerisinde erkeksilik ile ilgili iddialarının boş çıkmasından ödleri koparak, hayatlarını riske atarak, feda ederek erkeksiliklerini kanıtlamaya çalışarak yaşıyorlar. İnsanlar “tam bir erkek” desin diye.

Aynı şekilde kadınların da işi hiç bitmiyor. Sürekli kendini ve başkalarını yeterince kadınsı olduğuna ikna etmek zorunda bırakılıyor. Cinselliğini yaşamak için evlenmelisin diyen sistem, evlendikten sonra da rahat bırakmıyor seni… Eşinle arana yasaklar ve kurallar koyuyor…

Ataerkil toplumlar, erkeklere kadınlardan daha fazla değer veren toplumlardır. Bir toplum erkek ve kadını nasıl tanımlarsa tanımlasın “erkek” olmak hep daha ayrıcalıklı olmuştur. Erkekler erkeksi düşünmek ve davranmak; kadınlar kadınsı düşünmek ve davranmak üzere eğitilir ve bu sınırlar dışına çıkanlar cezalandırılır. Öte yandan bu kurallara uyanlar eşit şekilde ödüllendirilmezler de.

Eskiden beri erkeksi kabul edilen özellikler, kadınsı kabul edilenden daha fazla ödüllendirildi. Fakat unvanı alabilmek adına milyonlarca kadın cinayeti işlenip, namus adı altında parmaklıklar ardında hayatları boyunca yaşamayı göze aldılar. Binlercesi yaşamlarının henüz 20’li yaşlarında mitlere ve sisteme kurban gitti gidiyor.

Hayatları boyunca koydu mu oturtmak, kadın gibi ağlamamak, aile şerefinin bekçiliğini yapmak, gece gündüz çalışmak durumunda bırakılmak, kendi namusuyla ilgilenmeyip başkalarının namusunu korumak, kimine göre tetiği çekince olunan, bir başkasına göre kadını dövünce olunan, diğerine göre kalın bir cüzdan olan bu erkeksilik hallerinin sorgulanmasının daha çok konuşulması gerektiği düşüncesindeyim.

Erkek/dişi ve adam/kadın gibi sıfatların insanlar üzerinde kurduğu hâkimiyeti, köleliği ve mutsuzluğu yıkıp birey olmanın güzellikleri içinde kendimizi keşfetmeliyiz.