“Doğaya hükmetmeden, onun bir parçası gibi yani olduğumuz gibi yaşamak mümkün mü?“ sorusunun en güzel ve kardeşçe cevabı: Alakır Nehri Kardeşliği!

HES’lerle yarısı yok edilmiş ve borulara hapsedilmiş suyun geri kalanını kurtarma mücadelesi veren Alakır Nehri Kardeşliği, HES şirketlerinin ve köylünün baskısı altında. 
Bundan 5 yıl öncesinde tam da istedikleri gibi bir hayat yaşarlarken telefona, internete ihtiyaç duymazlarken birden hayatlarına HES tehdidinin girmesiyle birlikte telefon, internet, soruşturmalar, şikayetler, jandarmalar, avukatlar ve hukuksal bir mücadele de girmiş hayatlarına.

Doğayı, toprağı ve hayvanları katleden HES projelerinin ve “av” adı altında işlenen cinayetlerin olduğu bir yerde toprağın, suyun hatta taşın bile var olma nedenlerine saygı gösteren başka bir bölge Alakır. Suyun aktığı, doğanın olduğu her yerde yaşam; yaşamı savunanların karşılarında ise yaşamın farkına varamamış kişiler var. Kayıp cenneti yaratmaya kararlı bir Elif var. 3 yaşında doğayla iç içe, bilinçli bir birey var. Yaşıtları çizgi filmler karşısında uyutulurken sobaya odun toplayan, bulaşık yıkamak isteyen, hangi otun yenilip yenilmediğini, hangisinin zararlı olduğunu anlatmaya hazır küçük bir rehberiniz var. Birgün yolunuz Alakır’a düşerse Cana Işık’la tanışın, sohbet edin, masum sorularına yanıtlar verin. Eminim size de küçük bir taş hediye edecektir.

Her sohbet bir öğreti Alakır’da. Toprağa, suya, taşa aynı derecede saygı ve sevgi var. ”İnsanın yürüdüğü yerde ot bile bitmiyor” cümlesini duyduğunda, kesilmeyen otlara ve sadece insanın yürüdüğü yere bakıldığında doğrulanıyor bu cümle. 
Alakır’dakiler de deneyimleyerek öğreniyorlar doğayı. Toprağı sürmenin, onu ”yaralamak” olduğunu, yara açtığın derinin kendini iyileştirebilmek için ”kabuk” bağlar gibi ot ürettiğini öğreniyorsun. 1 cm toprağın 200 yılda oluştuğunu biliyorsun ve ona dokunurken bunun bilincindesin. Her hayvanın yaşam alanına saygılısın, cevaben hayvanlar da senin yaşam alanlarına saygı gösteriyor. Hiçbir hayvanın karşısına silahla çıkmıyorsun, yakacak ihtiyacını ormanda yıkılmış ağaçlardan karşılıyorsun. Bedenlere balta vurmak yok Alakır’da. Bir tarafta bu saygı, sevgi çemberi devam ederken diğer tarafa baktığında dozerlerin, kepçelerin yok ettiği, yaraladığı ve öldürdüğü doğanın yanında uygarlığa karşı direnmenin anlamına kavuşuyorsun.

Doğanın verdiklerinden daha fazlasına ihtiyacımız yok. Ev için malzemeni veriyor sana, içmek için suyunu, ekmek için toprağını sunuyor.

Kendi Alakır’ını kendin yarat! Başka bir dünya mümkün!

Yazı ve Fotoğraflar: Ferhat Ön