“Yaşam onu yaşadığın oranda değil, anladığın ve anımsadığın kadardır.”

Felsefe tarihinde birçok düşünür tarafından ele alınan ve birçok alanda derin tartışmalar yürütülen bir kavramdır “özgürlük”, Spinoza’ya göre “anlamak özgürlüktür”, Camus’a göre “Özgürlük, düşünmektir” her birey kendi hakikatini ararken “kendini bil” (gnothi seauton) düsturunu temel alarak kendi varoluşsal gerçekliğini ve kendi özünü oluşturur. Kendi varoluşsal gerçekliğimiz ve kendimizi tanıma halimiz yaşamımızı var ettiğimiz ilk günden yaşamımızı sona erdirdiğimiz güne kadar devam eden bir ölçüdür. Öncelikle, sorulması gereken en temel sorulardan bir tanesi şudur: neden ve hatta nasıl özgürlük tanımı bir yaşamı anlamlı kılar?

Yaşam tüm değerlerin üstünde tutulmak durumundadır ve esas görevi de anlaşılmaktır. Anlayabilmek yaşamaktır. Yaşayabilmek anlamak içindir. Nedir anlaşılabilmeyi bu kadar önemli kılan? İnsan kendini ve evreni anlama ve anlamlandırmak için tarih boyunca birçok yönteme başvurur; mitoloji, din…vb. felsefe de bu anlama ve anlamlandırma yöntemlerinden bir tanesidir.Felsefe bütünlüklü bir bakış açısı, anlamlandırma ve temellendirme işidir. Anlamlandırma ise bilince varmaktır. İnsanlık var olduğu günden beri kendisini ve evrenin varlığını anlamlandırma ve anlama çabası içerisindedir. Bu arayışın doğurduğu her anlam ve tanım beraberinde kendi bilincine varmayı doğurur. Bilince varma durumu bu arayışın içerisinde içkin olarak bulunur. Bu bilinç beraberinde toplumsal bilinci, toplumsal varoluşu içerir. Çünkü evrende hatta bireyde meydana gelen hiçbir oluş salt kendisine içkin değildir. Tıpkı Emile Durkheim’ın intihar olgusunu toplumsal olgulardan bağımsız ele almaması gibi, hiçbir gerçeklik toplum dışı olarak ele alınamaz. Çünkü “insan toplumsal bir varlıktır.” Bu yüzden bu arayış kendisi dışındakini bilme arayışıdır. Varoluşla ilgili her tercih ve kendi olma durumu, Özgürlük bilinci gerektirir. Ancak bu bilince ulaşan varlık, kendisi hakkında düşünme ve eyleme yeteneğini gösterebilir. Bu (her) anlama süresi de beraberinde bir anlayışı, yapma eylemini koşullar. Özgürlük bu farkındalığın ve anlam gücünün açığa çıkması ile gelişir. Anlamı, yapma eyleminden yoksun bırakamayız, yoksun bıraktığımız vakit özgürlüğümüzü terk etmiş oluruz, özgürlüğümüz anlamda, anlama da açığa çıkar.

“Hintliler bir fili halka göstermek için getirip karanlık bir ahıra kapattılar. Hayvanı görmek için o karanlık yere bir hayli adam toplandı. File ellerini sürmeye başladılar. Birisi eline hortumunu geçirdi:
– Fil bir oluğa benziyor, dedi. Başka biri filin kulağını yakaladı:
– Fil, yelpaze gibi bir hayvan, dedi. Filin ayağını yakalayan ise:
– Fil bir direğe benziyor, dedi.
Bir başkası da sırtına dokunmuştu:
– Fil, taht gibi, dedi.
Herkes filin neresine dokunduysa ona göre anlatmaya başladı. Herkesin elinde bir mum olsaydı, sözlerinde aykırılık kalmazdı.”
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Bu yüzden evrene ve olgulara bütünlüklü bakmak önemlidir, bütünlüklü bakmamak bizi yanılgıya götürür. Mevlana’nın ele aldığı küçük hikaye de İçerilmiş, öyle olduğu varsayılmış ve doğru olduğuna inanılmış durumlar da arşımıza çıkıyor, birisi fil’e yelpaze dedi ve öyle olduğuna inandı çünkü o parça öyleydi ve öyle deneyimledi bu bizi derin bir yanılsamaya götürür ve bu derin yanılsama evrende daha birçok noktada karşımıza çıkmaktadır. Bu yüzden anlama arayışlarımız derin ve bütünlüklü olmalı, karanlıkta kutup yıldızının pusula gibi yol göstermesine benzemelidir, anlama pusulasını bulduğumuzda karanlıktaki yolumuzu görür, özgürlüğümüze varırız.
Yaşam iradesi ve isteği kazanmak, toplumsal kültürün yarattığı bir sonuçtur. Spinoza, özgürlüğü ulaşılan anlam gücüyle tanımlar. “Anlamak özgürlüktür.” der. Özgür insanı ve bilgeliğini de yaşam üzerine yoğunlaşma, tefekkür etme hali olarak değerlendirir. Anlayabilmek yaşamaktır, yaşayabilmek anlamak içindir. Hiçbir güç anlam gücünden daha güçlü olamaz veya anlam karşısında sahte gösterilen olmaktan kurtulamaz. Yaşam anlam ile anlam ise özgür yaşam ile bir diyalektik içerisindedir. Anlamak, farkına varmak ile mümkün hale gelebilir. Farkına varamadığımız bir şeyi anlamamız şey’in tabiatın aykırıdır. Farkına varmak anlamayı doğurur. Bu anlam ise özgürlüğü koşullar.

Özgürlük problemi Spinoza’da aynı zamanda toplumsal bir sorundur. Çünkü bireyi kendisinin ve kendisi dışında başkalarının da var olduğunun bilincine varmayı esas alır. Özgürlük; doğanın, evrenin, insanın temel bir sorunsalıdır. Özgürlük bizi belirlenmemişlik ya da bir neden tarafından belirlenmişlik durumundan çıkartır kendimiz tarafından belirlenmemizi sağlar. Bilincine varılmamış hiçbir olay ve olgu kendisinde gerçekliği barındırmaz, bu yüzden anlaşılmamış yahut farkına varılmamış hiçbir şey özgürlük doğuramaz.

KAYNAKÇA
1)Deleuze, Gilles. Spinoza, Pratik Felsefe, (çev. Ulus Baker), Norgunk Yay., İstanbul, 2005
2)Scruton, Roger. Spinoza, (çev. Cemal Atila), Altın Kitaplar Yay., İstanbul, 2002
3)Spinoza, Benedictus (Baruch). Ethica, (çev. H.Z. Ülken), Dost Kitabevi, Ankara, 2004
4)Bookchin, Murray. Özgürlüğün Ekolojisi, (çev. Mustafa Kemal Coşkun), Sümer Yay., İstanbul, 2013

Görsel: Edvard Munch