Birincisi geçtiğimiz yıl Lyon’da gerçekleşen Sosyal Ekoloji buluşmasının ikincisi 27-28-29 Ekim’de Bilbao’da gerçekleşti.

Konferans deyince aklınıza büyük salonlar, sponsorlar ve oteller gelmesin. Tamamen dayanışma içerisinde gerçekleşen bir konferans bu. Buluşmanın gerçekleştiği alan Bilbao’lu aktivistlerin boş kalmış bir devlet okulunu işgal ederek, yıllardır kullandıkları iki katlı oldukça büyük bir bina. Burada Bilbao’lular, çocuklara alternatif eğitim verip, atölye çalışmaları ve onun yanı sıra spor-müzik etkinlikleri yapıyorlar. Kendi eğitim çalışmalarını da burada gerçekleştiriyorlar.

Sosyal ekoloji konferansının bir otonom alanda yapılması oldukça anlamlıydı katılanlar için. Diğer çok güzel bir uygulama ise sosyal ekoloji toplantısının adına uygun bir biçimde farklı alanlardaki aktivistleri bir araya getirip, dayanışma sağlamasıydı. Örneğin; tamamen vegan olan yemekler ilk gün feminist bir dernek, ikinci gün hayvan hakları derneği ve üçüncü gün de göçmenler derneği tarafından yapıldı. Her masada neden vegan yemek tercih edildiğini anlatan broşürler vardı. Aynı zamanda bu dernekler kendi faaliyetlerini anlatma imkanı bulmuş oldu.

Konferansın birinci günü; müthiş bir ev sahipliği yapan Bilbao’lularla ve değişik ülkelerden gelen sosyal ekolojistlerle tanışma ile başladı. Bask’lı arkadaşların konferansın amacı ve içeriğini özetleyen konuşmalarının arkasından Murray Bookchin’in kızı gazeteci Debbie Bookchin açılış konuşması yaptı. Toplantıya katılım oranının yüksekliği ve çok farklı ülkelerden gelen insanların olmasının mutluluğu herkesin yüzünden okunuyordu. Kısıtlı teknik imkanlara rağmen İngilizce, Fransızca ve İspanyolca simültane çeviriler yapılabilmesi gerçekten çok kıymetliydi.

İkinci gün; oldukça yoğun sunumların olduğu ve akşamın geç saatlerine kadar süren bir gün oldu. Perma kültür, veganlık, feminizm ve küresel ısınma bu günün başlıca konularıydı. Feminizm ve vejeteryan – veganlığın bağdaştırılarak anlatıldığı sunum teorik düzeyi oldukça yüksek, etkileyici bir sunumdu. Aynı sunumda, insan merkezli yaklaşım yani türcülük eleştirisi yapılarak tüm canlıları dikkate alan yeryüzü merkezli bir bakış açısı savunuldu.

İkinci günün diğer konuları da; mega projelerin yarattığı doğa tahribatı, toprak ve su sorunu, doğal yaşam alanları ile kent arasındaki koordinasyon sorunu, ulus-devletin ötesi şeklindeydi.

Konferansta kendi yaşadığı bölgelerin sorunlarını görselleriyle birlikte aktaran aktivistler de vardı: İlk olarak Almanya’nın Hambackh bölgesinden gelen iki genç kadın aktivist, yaşadıkları sorunları ve mücadele yöntemlerini anlattı; Hambackh Ormanı’nda maden arayan şirket, koca koca ağaçları dev iş makinalarıyla yok etmeye çalışırken, çoğunluğu kadınlardan oluşan bir grup aktivist, ağaçlara tırmanıp, ağaçların zirvelerine bungalov evler yapmışlar. Evler arasına da zamanla teleferik sistemi kurmuşlar. Eylemciler, oluşturdukları gözetleme sistemiyle makinalar ormana girer girmez ağaçlara tırmanıp şirket orayı terk etmeden ağaçlardan inmiyorlar. Bu durum bana, ağaçlara sarılarak ve tırmanarak onları korumanın ilk örneklerini Hindistan’da veren Chipko kadınlarını hatırlattı. Hambackh Ormanı, artık bu aktivistlerin yaşam alanı olmuş durumda ve orada kalmaya kararlılar.

Fransa’nın Büre bölgesinden gelen aktivistler ise o bölgeye nükleer santral yapılmak istenmesinin ardından bölgeyi işgal edip savunmaya geçtiklerini anlattılar. Tüm canlıların on bin yıllık geleceğini etkileyebilecek nükleer santral yapımına, bırakın ülke yasalarını uluslararası yasaların engel olması gerekir. Türkiye de bu çılgınlığa iki adet nükleer santral yaparak katılıyor. Türkiye’li aktivistler de Hasankeyf’in baraj suları altında kalacağını ve Alakır’daki yaşam savunucularına yapılan saldırıları gündeme getirdi.

Buluşmanın üçüncü günü; toplumun yabancılaşması ve yok edilmesi sunumuyla başladı. Arkasından medya ve sosyal medyanın etkinliği üzerine bir konferans gerçekleşti. Bu sunumda tüm dünyada bir milyon insanın sosyal ekoloji alanını takip ettiğinin söylenmesi çok dikkat çekiciydi. Üçüncü günün son konusu jineoloji kavramının anlatılmasıydı. Kadın sorununun yalnız kadınlarla sınırlı bir bakış açısıyla çözülemeyeceği temelli bir bakış açısı öne çıkıyordu.

Gösterilen videolarda erkeklerin de jineoloji eğitim çalışmalarına katıldığını gördük. Hiçbir sorunun kendisiyle sınırlı bir alanda kalarak çözülemeyeceği düşüncesi Murray Bookchin’in tüm konuların çözümüne getirdiği holistik (bütünsel) bakış açısıyla çok uyumludur.

Bookchin’in, ekolojik sorunların çözümünün sosyal sorunların çözümüyle doğrudan bağlantılı olduğunu söylüyor olması burada önemini bir daha ortaya koyuyor. Söz Bookchin’e gelmişken, orada kendi aramızda ve Debbie Bookchin’le vejeteryan – veganlık mevzusunu Murray Bookchin üzerinden de tartıştık. Bookchin’in vegan veya vejeteryan olmadığını ve kitaplarında bu konuya pek girmediğini biliyoruz. Fakat hemfikir olduk ki konferansa katılan Bookchin takipçileri bu konuda onu aştı. Katılımcıların çoğunun vegan – vejeteryan oluşu ve yemeklerin konferans boyunca tamamen vegan tercih edilmesi buna örnektir.

Debbie Bookchin’in “kapitalizm uygulamalarıyla bizi sürekli sokağa çağırıyor, elbette sokağa çıkacağız ve fakat bununla yetinmeyip kendi alternatif pratiklerimizi ortaya koymalıyız” şeklindeki son sözünün ardından toplantı, final perspektifleri ve gelecek konferanslara dair görüşlerle sona erdi. Öne çıkan eğilim; bir daha ki buluşmada herkesin kendi ülkesinin acil ekolojik – sosyal sorunlarıyla ilgili çalışma yapıp, uluslararası dayanışmanın nasıl örüleceğinin belirlenmesi şeklinde oldu.