Moda ve trendlere uymak karakter sorunudur. Erich Fromm’un da belirttiği gibi özgürlük ile özgür seçim yapmak hep birbirine karıştırılır. Bazen bazı şeyleri seçerken sırf seçimimiz kendimize özgün diye kendimizi özgür sandığımız olur. Oysa özgür olmak, bağımsız olmak demektir. Yani din, devlet, sevgili, aile, milliyet, renk, taraftarlık, siyasi görüş ve benzeri sınırlayıcıların etkisinde kalmadan yaşayabilmek, var olabilmek ve bu durumda yalnız hissetmemek durumu olarak da tanımlanabilir. Özgür olmak gerçekçi olmayı da gerektirir. Çünkü gerçeklikten uzak, sanal bir ortam, özgür olmak için gerekli altyapıyı sağlamaz.

İnsanlara medeniyet tarafından özgürlük, “özgür seçim yapabilmek” olarak öğretilmiş ve insanlar kandırılmış, bu illüzyon ile yaşamaya mahkûm edilmiştir. Özgür seçim yapabilmeyi özgürlük sanan insanlar, alışverişi özgürlük sanabilirler. Bunun için doğduğumuz andan itibaren telkin ve eğitim ile bu yanılgıya sıkıştırılıyoruz. Reklamlarda “özgürlük elimizde” sloganı öne çıkıyor. Özgürlük nasıl elimizde? Özgürlük bir madde midir? Özgürlüğü bize satın alınabilecek bir madde olarak sunuyorlar. Cep telefonunu alırken modeline “özgürce” karar vermek, hattına “özgürce” karar vermek hatta sahip olacağın (!) kişiyi “özgürce” seçmek (!) gibi örnekler çoğaltılabilir.

Endonezya'nın punklara saldırılarını protesto eden punklar.
Endonezya’nın punklara saldırılarını protesto eden punklar.

Bu seçimlerin neredeyse hiçbiri, zaten özgür seçim değildir. Çünkü insan doğduğu andan itibaren aile, devlet, din, okul, askeriye, sınırlar, ahlak gibi sınırlayıcılar tarafından köleleştirilmekte ve onda köle olmadığı algısı yaratılarak devletin ve sistemin varlığı için kendisini paralaması sağlanmaktadır.

Özgür olmak özgünlüğü doğurur. Ne kadar tek-tip ise bir toplum, o kadar özgürlükten uzaktır. Fakat burada tip dediğimizde yalnızca görünüşü değil klasik anlamda tip terimini kullandığımı belirtmek isterim. Özgür olmayı istediğin şekilde alışveriş yapmak sanan toplum iken derdimiz, bir de saçını sakalını modaya uygun şekilde kesip ya da uzatıp, elbiselerini gene modaya uygun şekilde seçerek tek tipleşen bir topluma dönüşülmesi söz konusu. Daha ne kadar batabiliriz? Hemen söyleyeyim, bir de trend var artık. Trend moda gibi fakat daha çok tarz, eğilim ve davranış hatta vizyon veya bakış açısında belli ediyor kendini.

Moda ve trendlere uyum göstermek insanın karakter olarak gelişememiş olmasının da bir sonucu. Bunda yukarıdaki örneklediğim sınırlayıcıların da etkisi var tabii ki. Moda, kapitalizmin can damarlarından biridir. Normalde 5 sene giyebileceğin bir elbiseyi sırf modası geçti diye 6 ayda tüketmektir. Çünkü kapitalizm tüketim, moda ise tüketimi yönlendiren bir yöntemdir. İnsanları moda ile robotlaştırmak yetmemiş olsa gerek ki trend denilen ve tıpkı moda gibi yönlendirici ve köleleştirici olan bu eğilim insanların alım gücünü trendlerin yaratıcılarının istediği şekilde harcamalarının sağlanmasına hizmet ediyor.

Anti-CapitalismKonumuz özgürlük ise çok basit bir soru sormak gerekir, ne giyeceğine kendiniz değil de devasa küresel kapitalist firmaların tasarımcıları karar veriyor ise özgür olduğunuzu nasıl düşünebilirsiniz? Nasıl oluyor da 6 ay önce beğenerek aldığınız düşük belli pantolonu şimdi yüksek belliler moda oldu diye iğrenerek çöpe atarsınız? Cevap vereyim: Tüketim.

Yaşadığımız sistem tüketim ve sahip olma yada tahakküm hırsı üzerine kurulu olduğu için insanlarla olan ilişkilerimizde nasıl onlardan alacaklarımızı tüketip onlardan uzaklaşıyorsak (artık bize verecekleri bir şey kalmadığını düşündüğümüz için) kıyafet ya da başka madde ve “şey”lere de o şekilde yaklaşıyoruz. Sevgililik durumuna bakışımız bile moda gibi, bir süre öncesine kadar “tapılan” kişi bir süre sonra iğrenç sıfatlarla anılmaya başlıyor. Bunun sebebi sevmeyi bilmememiz, sahip olma hırsını ve güdüsünü sevmek sanmamız ve sonuç olarak “sevdiğimiz” kişiyi eşyalaştırıp sonra ondan sıkılmamız. Oysa eğer onu eşya gibi görüp sahip olmak yerine onla bir olmayı deneseydik bu ilişki savaş değil sevgi üzerine kurulmuş olacak, tek eşli olduğunu iddia eden kişiler çok eşlilerden daha fazla partner değiştirmiş olmayacaktı.*

Sahip olmak güdüsü ile davranan kindar ve düşman kişilerin umutsuz arayışları ve huzursuzlukları sonsuza kadar sürecek, şu an taptıklarına yarın küfür etmeye devam edeceklerdir. Kıskanmayı ise sevgi ile doğru orantılı sandıkları için kendilerine eşya muamelesi yapmak yerine kendilerini seven kişilerin sevgisinden şüphe edeceklerdir. Sistem onlara sevmeyi ve sevilmeyi yanlış öğretmiştir.

Kısa bir hatırlatma, gerçek sevgi özgürleştirir, kişiyi üretime ve paylaşmaya yönlendirir. Sahip olma güdüsü ile yaşanan ilişki ise partneri kapatır, kısırlaştırır, sınırlar, umutsuzlaştırır  ve metalaştırır. Müslümanların kadınlarını “kapatmasının” ardında da İslam’daki kadını sevmek değil de kadına sahip olma eğilimi yatar. Kadını o kadar metalaştırmışlardır ki kendilerinden başkası onun “detay”larını bilmesin isterler. Sonuç olarak birçok Müslüman eve kapattığı kadın dururken sokaklarda başka kadınların peşinde koşmaktadır. Çünkü eve kapattığı kişi ona göre eş değil sadece bir eşyadır. İşte metalaştırma, giydiğimiz pantolondan seviştiğimiz kişiye verdiğimiz değere kadar bu şekilde hayatımıza girmiştir.

Moda diyorduk, bu sizin kararınız mı yoksa hiç tanımadığınız modacıların kararı mı? Dikkat ederseniz aslında özgür olmamakla birlikte, özgür alışveriş yapma şansınız da çok düşük. Çünkü moda ne ise pazarlar da onu satıyor. Sizin benliğinize kadar sinmiş olan moda, pazarı mı yönlendiremeyecek? Tabii ki bunu yapacak. Çünkü pazar kapitalizmin yapıtaşlarından biridir.

Eskiden tarz ya da yaşam şekillerinin moda olması söz konusu değildi. Çünkü eskiden bu yaşam şekilleri doğal bir şekilde var oluyordu. Örnek vermek gerekirse, skinhead, metalcilik, punk, hiphop veya rap gibi alt-kültürleri sunabiliriz. Etrafınıza dikkatlice baktığınızda yukarıda saydığım tarzlara göre yaşayan kişilerin moda ile alakası olmadığını ve hayatları boyunca ya da uzun yıllar o şekilde yaşamaya devam ettiğini görebilirsiniz. Ama bu kapitalizm için bir sorundur. Metalcileri ele alalım, bir metalcinin aşağı yukarı ihtiyacı bellidir. Siyah bir pantolon, sevdiği grupların tişörtleri ve benzeri. Bunlar kapitalizmin göbeğinde olan şeyler değildir. Aynı pantolonu ve tişörtü yıllarca giyebilir, ikinci el ayakkabı ya da özel yapım botlar giyerler. Ayrıca metalciler müzik konusunda takas yapmak ya da mail-order dediğimiz “esnaf kafası” bir alışverişe yatkındırlar. Yeraltı kültürleri zaten genelde kapitalizme bilinçli ya da bilinçsiz olarak karşıdır. Çünkü özgür ve özgündürler. Bu noktada kapitalizm onlardan yeterince yararlanamaz, işte bu yüzden kapitalizm ve kapitalist toplum her zaman alt-kültürleri sömürmekle birlikte onları aşağılayarak insanları bu kültürlerden uzaklaştırmaya çalışır.

Alt-Kültür her zaman karşı-kültür anlamına da gelir.
Alt-Kültür her zaman karşı-kültür anlamına da gelir.

Örneğin Punk dediğimiz alt-kültür neredeyse tüm sanat akımlarını beslemiş, ileri götürmüş ve özgürleştirmiştir. Ama punktan beslenen hiçbir kapitalist kültür punk’tan bahsetmez. Çünkü kendi karşıtı olan bir kültürden beslendiğini açıklamak yenilgiyi kabul etmektir. Alt-kültürler her zaman için toplumun değer verdiği köleleştirici kavramlarla bir mücadele içindedir. Örneğin metal kültüründe din ve ahlak kıyasıya eleştirilir, birçok metalci metal dinleyerek daha özgür ve özgün bir birey olma yoluna girmektedir. Punk ise oldukça politik ve politika karşıtı özgürlükçü bir kültürdür. Punk; insan, hayvan, doğa üzerine eğilen ve toplumu acımasızca eleştiren bir kültürdür. Fakat kapitalizm insan, hayvan ve doğa ayırt etmeden katlettiği ve sömürdüğü için punk’ı yok etmek istemesi normaldir.

Alt-Kültürler genelde toplumdan daha ilerici ve özgür olduğu için buradaki bireyler topluma rağmen gerçekte ne olduklarını haykırmaktan geri durmazlar.
Alt-Kültürler genelde toplumdan daha ilerici ve özgür olduğu için buradaki bireyler topluma rağmen gerçekte ne olduklarını haykırmaktan geri durmazlar.

Alt kültürler yıllar yılı o kadar etkili oldu ki gençlik üzerinde, kapitalizm bu alt-kültürü de yönlendirmeli idi. Bunu da trend ile başardılar. Yeraltı edebiyatı, hipsterlik, nu-metal, emo gibi yapay ve yönlendirilmiş “alt-kültür”ler ortaya çıkarıldı. Bonehad, Skinhead’i, Nu-metal, metali, emo punk’ı, hipsterlik ise daha geniş yer altı kültürlerini yok etmek üzere var edilmişti. Sonuç olarak köklü ve güçlü bir geçmişi olan metal, nu-metal’i, punk ise emo’yu ezip geçti. Kapitalist firmalar bu karşıt alt-kültürleri yenememiş olsa da çıkarmış oldukları yapay “alt-kültür”lerden istedikleri kârı sağladılar ve sonrasında yeni yapay alt-kültürler üretmeye devam ediyorlar. Kapitalizm gerçek ve doğal alt-kültürden hep nefret etti çünkü alt-kültür kapitalizme karşıt bir eğilim doğruyordu. Kapitalizmin ya da başka bir sistemin etkisi altında kalmadan doğmuş olmak o kültürün özgür olduğuna dair en büyük sinyaldir bence. Fakat hatırlatmak isterim ki özgür demek mutlak doğru demek değildir ki doğru da yerine göre değişir.

Hipsterlik denen şey ise karaktersizliğin çok ileri bir boyutu halinde var oluyor. Sormak isterim sakalınızı uzatmanıza sizin değil de kapitalist tasarımcıların karar vermesi nasıl bir duygu? Saçlarınızı sırf trendi yaratanlar öyle istedi diye uzatmak ve bundan geçici bir mutluluk duymak nasıl duygu? Saçınıza, sakalınıza başkası karar veriyor ama kendinizi özgür sanıyorsunuz, çok büyük bir hata bu. Daha da önemlisi ortaya atılan lumbarsexüel gibi yoz kavramların peşine takılmak nasıl bir duygu? Seksüel kelimesinin önüne getirilen sıfat sizin cinsellikle ilgili eğiliminizi ortaya koyar. Peki, lumbarsexüel dediğinizde kendinize, ne yapmış oluyorsunuz? Daha kullandığınız sıfatın anlamını bile bilmiyorsunuz. Kapitalist tasarımcılar ortaya gerçekte var olmayan bir terim atmış, hipsterliği geçtim bir de bu gerçekte var olmayan ve aslında cinsel yönelim olması gerekirken bu da olmayan (!!!) bir sıfatı nasıl sahipleniyorsunuz?

Amerika'da faşist KKK çetelerinin tekrar ortaya çıkarak yürüyüş yapmasına onları döverek karşılık veren Punklar.
Amerika’da faşist KKK çetelerinin tekrar ortaya çıkarak yürüyüş yapmasına onları döverek karşılık veren Punklar.

Trend ve modaya uyma durumunun karakter eksikliği olduğu yine burada bu şekilde örneklenebiliyor. Cinsel manada kendini keşfetmek çok önemlidir. Fakat burada en önemli nokta, kendi kendini keşfetmektir. Başkasının etkisinde kalmadan, başkası tarafından manipüle edilmeden** kendini tanımlamak ve tanımak ve bu doğrultuda yaşamaktır. Ama gördüğümüz gibi hipsterlik gibi sanal ve geçici moda akımlara kendini kaptırmış kişiler kendilerini kendi fikirleri ile değil, modacıların, tasarımcıların tanımları ile tanımlamaya çalışıyorlar. Biliyoruz ki birkaç sene içinde hipster denen şeyi tıpkı emo ya da nu-metal’i hatırlamadığımız gibi hatırlamayacağız. Peki o zaman ne olacak sizin o saçınız, sakalınız, cinsel olmayan ama cinsel eğilimmiş gibi görünen eğiliminiz (lumbarsexüellik)? Cevabı basit, sizden sürekli tüketmenizi isteyen kapitalist tasarımcılar sizin yerinize düşünecek, “şünme! bak bu var bunu kullan” diyecekler. Onlar nasıl isterse sakalınız ve saçınız ya da göbeğiniz veya kulağınız ona göre olacak, onlar nasıl isterse ona göre davranacak ve tepki vereceksiniz. Kısacası küresel kapitalist firmaların robotu olmaya devam edeceksiniz.

Cheap Sex adlı punk grubunun emo kültürüne karşı yazdığı şarkı↑


Kendi
miz
olmanın birçok yolu var, bunlardan biri de din, ırk, moda, trend gibi “şey”lerin etkisinde kalmadan kararlar verebilmek ve var olabilmek. Küresel kapitalizmin açgözlü ve düşman tasarımcılarının sizleri yönlendirmesine izin vermeyerek buna başlayabilirsiniz. Sahip olmak yerine severek ve bir olarak. Tüketmek yerine üretmek*** sınırlayıcı ve belirleyicilerden kurtulmak özgürlüğe giden yolda en büyük adımdır. Tüketme eğilimi açgözlülük eğilimini besler. Açgözlü insan aynı zamanda kendisine ve çevresine düşman kişidir. Küresel kapitalizmin tasarımcılarının değil kendi özgür aklımızın karar verdiği kişiler olacağımız günlere…

*Kısa süreli ilişkileri olan kişiler kendilerini tek eşli sanmaktadır, oysa kendilerini tanıyamamışlardır ve aslında sürekli eş değiştirerek, birinden ayrılıp diğeri ile çıkarak çok eşliliklerini tatmin etmektedirler. Bu durum kişinin kendini tek eşli sanmasına neden olabilir.
**Kendini cinsel anlamda keşfetmiş biri, kendini henüz keşfetmemiş biri ile cinsellik yaşar ise kendini keşfetmemiş kişiyi kendi zevkine göre yönlendirebilir ve bu durumda ortaya bir istismar çıkabilir. Bu yüzden özellikle genç kadınların orta yaşlı ya da yaşlı erkeklerle birlikte olmasına şiddetle karşıyım. Bu genel olarak cinsel gelişimde travmatik sonuçlar doğurur.
***Üretim derken seri, mal üretimini değil, ortaya eser koymayı kastediyorum.