Ana SayfaEkolojiDoğaPlastik yemek zorunda kalabiliriz, her yanımız plastik

Plastik yemek zorunda kalabiliriz, her yanımız plastik

-

Günümüz dünyasında plastik, hayatın her alanının vazgeçilmezi haline gelmiş bir ürün. Sağlam, kırılmaz ve paslanmaz. Yıllar boyunca saklayabileceğimiz bir ürün. Neredeyse mucize. Kullanım alanı ise oldukça geniş (tıp, gıda, mobilya, kırtasiye, inşaat vs.) olan plastik artık olmazsa olmazımız halinde. Hal böyle olunca, üretim de ona göre olmalı. 2013 yılı itibariyle dünya plastik üretimi 460 milyon ton olup, kişi başı yıllık plastik tüketim miktarı 100 kg civarında. Ülkemizin plastik üretim miktarı 2013 yılı itibariyle 8,1 milyon ton olarak kayıtlara geçti. Yıllık tüketim miktarımız ise yaklaşık yıllık 40 kg civarında. Karşılaştırma olsun diye bir iki sayı daha verelim. Ülkemizde kişi başına 33 kg et, 120 kg civarı ekmek ve 8 kg da deniz canlısı tüketiliyor. Yani plastik tüketimimiz gıda tüketimimizle yarışıyor. Hatta öyle ki ekmek tüketimini saymazsak, her türlü gıdadan daha fazla tüketiyoruz. (*) Yani artık neredeyse her yanımız plastikle çevrelenmiş ve biz de plastik yemek zorunda kalabiliriz.

Bu sayılar neden önemli? Çünkü bu plastiklerin oldukça az bir kısmı geri dönüşüm için tekrar toplanıyor, geri kalanı ise doğaya olduğu gibi bırakılıyor. Haliyle geri dönüştürülmeyen ürün bir şekilde bertaraf ediliyor ya da olduğu gibi denize boşaltılıyor. Kimi ülkeler gömme ve yakma tekniklerini bertaraf etme yöntemi olarak kullansa da özellikle sahra üstü ülkelerde ve Türkiye gibi kâğıt üzerinde gelişmiş ülkeler ile hakkında herhangi bir istatistiğe ulaşılamayan Irak, Suriye, Filistin vb. ülkeler, bu atıkları nehir göl ve denizlere boşaltıyor. İstatistiğe ulaşamıyorsak nereden biliyoruz? Bu işlerin kaydını tutan ülkelerden. Biliyoruz ki akıntı sistemleri bu tüm yüzer maddeleri bir noktadan bir noktaya hızlıca taşıyabilmekte.

Plastik materyallere tutunmuş şekilde dünya turu yapan bazı canlı türleri bile var

Bugün Türkiye’nin doğu Akdeniz sahillerinde ufak bir yürüyüşe çıkarak bu ülkelerden gelen plastikleri kolaylıkla gözlemleyebilirsiniz. Eminim Yunanistan kıyılarında da bizlerce bırakılan plastiklere rastlamak mümkün. Özellikle bu akıntı vasıtasıyla hareket eden plastiklerin davranışları hayalimizin de ötesinde. Plastik materyallere tutunmuş şekilde dünya turu yapan bazı canlı türleri bile var! Hatta plastik materyalden yapılan balık ağları sucul ekosisteme terk edildiğinde avcılığa devam ediyor. İsmi de var. Hayalet avcılık! Dünya üzerindeki ağların yüzde 30’a yakınının kayıp ağ olarak kayıtlara geçtiği düşünüldüğünde, oldukça ürkütücü bir tablo ortaya çıkıyor. Örneğin; Butler ve Matthews adlı iki araştırıcının 2014 yılında Florida kıyılarında yaptığı bir araştırma, yıllık 640 bine yakın ıstakozun bu ağlar tarafında öldürüldüğünü ortaya koydu.

Hayalet avcılık yüzünden ağa takılan deniz canlısı
Hayalet avcılık yüzünden ağa takılan deniz canlısı (Kaynak: http://www.plasticoceans.net/)

Tüm bunlar, plastiğin yarattığı tahribatın küçük bir kısmı. Çünkü deniz canlılarının maruz kaldığı bu tahribat sadece bununla sınırlı değil. Davidson ve Asch adlı iki araştırıcının 2011 yılında yaptıkları bir araştırma, Kuzey Pasifik’teki balıkların yıllık ortalama 12 bin ila 24 bin ton arası plastik tükettiklerini ortaya koyuyor. Yani her bir plastik ürün tüketiminin etkilediği alan sadece petrokimyanın etki alanı değil aynı zamanda kullanım sonrası alanları da içine alıyor. Daha çarpıcı bir örnek ise Akdeniz için geçerli. Günümüz itibariyle Akdeniz’de 300 milyara yakın plastik malzeme başıboş bir şekilde dolaşıyor. Benim de çalışma alanım olan İskenderun Körfezi’nde özellikle Doğu Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerden ve ülkemiz nehirlerinden gelen atıkların (yoğunlukla plastik) toplandığı lokal su altı çöp dağlarının olduğu, bilinen ancak gizlenen bir gerçek halinde. Benzer bir örnek Pasifik Okyanusu’nda mevcut. O kadar büyük bir plastik adası meydana gelmiş ki yakında bağımsızlığını bile ilan edebilir.

Hayatımızdaki mikroplastikler

Makroplastik yani gözle görülür plastiğin etkisinin yanında bir de mikroplastik denen bir olgu söz konusu. Yani gözle zar zor görünen ya da görünmeyen ve toplanması için eleme ya da süzmeye ihtiyaç duyulan plastikler. İlk olarak 1970’lerde su üzerinde yüzen küçük plastik parçalar olarak bilim literatürüne giriyor. Mikroplastik olarak tanımlanması ise 1990’lara denk geliyor. Bu süre zarfında özellikle su kuşlarının ölülerinin midelerinde oldukça fazla çıkan bu plastikler bir tehdit olarak görülmeye 2000’li yıllarda başlıyor. Yani öncesine dair bilgimiz oldukça kısıtlı.

Bugün dünya üzerinde kabul gören mikroplastik tanımlaması plastiğin boyutuyla ilgili. Buna göre boyutları 1 nanometreden 5 mm’ye kadar olan tüm plastikler mikroplastik olarak adlandırılıyor. Gözümüzde canlanabilmesi açısından aşağıdaki şekilde bakmakta fayda var.

Plastik boyutu

Buradan çıkartılabilecek en basit sonuç; bu plastiklerin bazılarının toplanması neredeyse imkânsız. Yani doğaya saldığımız plastiklerin kimyasal ve fiziksel etkileri, tamamen plastik kullanmayı bıraksak bile bin yıllarca sürecek. Hâlihazırdaki etkileri ise gerçek manada bir korku filmini andırıyor. Yakın zamanda sosyal medyada da bir hayli etki yaratan midesi plastik kapaklar ve parçalarla dolu ölü kuş fotoğrafları, poşet yediği için ölmüş kaplumbağalar ve hayalet avcılık neticesinde ağlara takılı kalmış deniz canlıları bu etkiyi gözler önüne koyuyor. Bunun yanında plastik havuzlarında gözümüzün içine bakan insanları saymıyorum bile.

Evimizi fena halde kirletmişiz

Doğaya makro ölçekte verdiğimiz bu zararların yanında mikro ölçekli zararların etkilerini düşünmek bile inanın bir işkenceye dönüşüyor. Kaldı ki bu plastiklerin hepsini toplasak bile geri dönüştürülmesi ya da zararsız bir şekilde bertaraf edilmesi imkânsız. Yani evimizi fena halde kirletmiş vaziyetteyiz.

Bu durum için yapılabilecek en iyi şey plastik kullanımını minimize etmek ve plastik üretimini de geri dönüştürülebilir malzemeden yapmak. Bu bağlamda bazı büyük marketlerin ek plastik kullanımını özendirme çabaları ve endüstriyel odundan elde edilmiş kâğıt poşetler kullanmaya başlaması olumlu. Bu çabayı özellikle semt pazarlarına da yönelmek plastik canavarının etkisini azaltmaya yardımcı olabilir. Unutmayalım ki doğa biz olmadan var olabilir; ancak biz doğa olmadan var olamayız

(*) Editör Notu: Et tüketimi sadece karşılaştırmalı bilgi olarak verilmiştir. Et tüketimine herhangi bir teşvik amacı güdülmemektedir.

SON YAZILAR

Cephede enerji hasadı: Mimariyi canlı bir organizmaya dönüştürme manifestosu

Modern mimaride akıllı bina kavramı dijitalleşme ile anılırken, Hamburg’daki BIQ House bu zekayı biyolojiden alıyor. Dünyanın ilk biyoreaktif cepheli yapısı, cam panellerin içinde yaşayan mikro-alglerle hem enerji üretiyor hem de binaya dinamik bir gölge sağlıyor. Statik beton bloklardan, yaşayan organizmalara geçişin hikayesi.

Doğa kendi evini inşa ediyor: Karbon negatif bir yapı bloğu olarak “Kenevir Betonu”

İngiltere'deki Flat House, kenevir tarlasından doğan duvarlarıyla mimaride devrim yaratıyor. Karbon negatif, prefabrik ve nefes alan kenevir betonu (hempcrete) teknolojisini inceledik.

Bir sandalyeyi yetiştirmek: Nucleo’nun Terra projesi üzerinden ekolojik tasarımın yeni dili

Endüstriyel üretimin hakim olduğu bir çağda, tasarımın doğayla ilişkisi çoğu zaman "malzeme seçimi" düzeyinde kalır. Oysa bazı projeler, bu ilişkinin yalnızca yüzeysel bir tercih değil,...

Doğadan mimariye: Cam, deri ve çeliğin ötesinde ahşap atıklardan yeni nesil kompozitler

Günümüzde karşı karşıya olduğumuz çevresel zorluklar, yenilikçi çözümler ve sürdürülebilir malzemeleri her zamankinden daha önemli hale getirdi. Doğal kaynaklarımız hızla tükenirken, iklim değişikliğinin yıkıcı etkileri...

ÇOK OKUNANLAR

95,278BeğenenlerBeğen
17,593TakipçilerTakip Et
22,156TakipçilerTakip Et
243AboneAbone Ol