Okuma süresi: 5 dakika
Günümüzde hâlâ hayvanların hisli varlıklar olup olmadığı ve insan faydası için kullanılmasının sakıncası bulunmadığı gibi konular tartışılmakta. Oysaki bizlerin de bir hayvan türü olduğu dünyamızda, bu konuların tartışması günümüz bilgileriyle mantık dışı kalmaktan öteye gidemiyor.

kaplan yavrusu

Hayvanlar da tıpkı bizler gibi duygulara sahip ve kendi yaşam alanlarına ait varlıklar. Arkadaşlık, annelik, korku, mutluluk gibi duyguları bizler kadar yoğun yaşayabiliyorlar. Kendi düşünce sistemleri ve bu sistem vasıtasıyla hayatta kalabilme yetenekleri var. Farklı yaşam stratejilerine ve toplumsal yapılara sahipler. Her ne kadar çok büyük farklılıklara sahip olsak da her birimizin ortak buluştuğu bir payda var: Hayatta kalmak.

kopek ve cocuk

4 Ekim Hayvanları Koruma Günü; ilk defa 1825’de İngiltere’de kurulan ve daha sonra diğer toplumların da farkındalıklarıyla ortaya çıkan hayvanları koruma derneklerinin ortak kararıyla 1931’de kararlaştırıldı. Türkiye’de ise ilk hayvanları koruma derneği 1955 yılında Ankara’da kuruldu.

gergedan

Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi metni, Uluslararası Hayvan Hakları Birliği ve ona bağlı ulusal birlikler tarafından 21-23 Eylül 1977 tarihinde Londra’da hayvan hakları konusunda yapılan üçüncü uluslararası toplantıda kabul edildi. Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi ise Paris’te UNESCO sarayında 15 Ekim 1978 tarihinde törenle ilan edildi.

zurafa
Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesine göre;

  • Tüm hayvanlar eşit doğar ve eşit yaşama hakkına sahiplerdir.
  • Tüm hayvanların saygı görme hakkı vardır. Bir tür hayvan olan insan, diğer hayvanları yok edemez. Hayvanları kendi çıkarı için karşılıksız kullanamaz. 
  • Hiçbir hayvana kötü ve zalimce davranılamaz. Bir hayvanın öldürülmesi zorunlu ise bu, bir anda ve acı çektirilmeden yapılmalıdır. 
  • Vahşi hayvanlar kendi doğal çevrelerinde yaşama ve çoğalma hakkına sahiptir. Eğitim amacıyla bile olsa vahşi hayvanlar özgürlüklerinden mahrum bırakılamaz. 
  • Evcil hayvanlar, uyumlu bir biçimde ve özgürlük içinde yaşama hakkına sahiptir. İnsanların kendi çıkarları için evcil hayvanların yaşama koşullarında yapacakları her türlü değişiklik, haklara aykırıdır. 
  • Evcil hayvanlar, doğal yaşama sürelerine uygun uzunlukta yaşama hakkına sahiptir. 
  • Tüm çalışan hayvanlar (at, eşek…) iş süresinin sınırlandırılması, işin daha az yorucu olması, güçlerini artırıcı bir beslenme ve dinlenme hakkına sahiptir. 
  • Hayvanlara fiziksel ya da psikolojik acı çektiren deney yapmak, hayvan haklarına aykırıdır. 
  •  Beslenmek için bakılan hayvanlar barındırılmalı, taşınmalı ve ölümleri de korkutmadan ve acı çektirmeden olmalıdır. 
  • Hayvanlar, insanlar tarafından eğlence amaçlı kullanılamazlar. Hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlarla gösteri yapılması, hayvan onuruna aykırıdır. 
  • Zorunlu olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi, yaşama karşı işlenmiş bir suçtur. 
  • Çok sayıda vahşi hayvanın öldürülmesine neden olan safariler ve av partileri, hayvanlara karşı yapılmış bir soykırımdır. Doğal çevrenin kirletilmesi, yıkılıp yok edilmesi de soykırıma eşdeğer, alçakça bir davranıştır.
  • Hayvanların ölüsüne de saygı göstermek gerekir. Hayvanların öldürüldüğü şiddet sahneleri, sinemalarda ve televizyonlarda yasaklanmalıdır. Ama hayvanlara yapılan saldırıları kınamak amacında olan filmlerde bu sınırlama yoktur. 
  • Hayvanları koruma kuruluşları, devlet katında temsil edilmelidir. Hayvan hakları da insan hakları gibi yasayla korunmalıdır.

Türkiye’de ise hayvanların korunması ile ilgili yasal düzenlemeler bulunmamakla birlikte ilgili konu ile ilgili yeni bir tasarı gündemde. Hâlâ ihaleler ve benzeri yöntemlerle avcılık desteklenmekte, kurban bayramı gibi etkinliklerde ise hayvanların topluca ölümleri gerçekleştirilmektedir. Evcil hayvanlara yapılan işkenceler ve maruz kaldıkları psikolojik baskılar da Türkiye toplumunun hayvanlar konusunda çok geride bir tablo çizdiğinin göstergesidir.

kopek ve cocuk

Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi’ndeki bazı maddeler hâlâ hayvanların insan faydasına kullanılabileceği izlenimi bırakmakta. Günümüzde hayvanlar ile ilgili çok fazla bilgiye sahip olmamız onların da bizler gibi hisli varlıklar olduğu gerçeğini bizlere sunmakta. Günümüzde hayvanların insan faydası amacıyla kullanılması için doğmuş bir tepki hareketi bulunmakta ve bu hareketin adı da veganlık.

Veganlık sadece bir beslenme şekliymiş gibi lanse edilmesine rağmen aslında hayvanların çektiği sıkıntılara kayıtsız kalmama biçimidir. Veganlar hayvanların öldürülerek veya sömürülerek elde edilen besinlerin hiçbirini kullanmazlar. Aynı şekilde giyim, eğlence, kozmetik, bilim gibi alanlarda da hayvanların sömürüldüğü hiçbir ürün veya hizmete destek olmaz ve kullanılmasını onaylamazlar.

Günümüzde insanın etçil mi yoksa otçul mu olduğu, veganlığın karşısında bir antitez olarak sunulsa da aslında problem, insanın tüketici bir varlığa dönüşmesidir. Hayvanların yaşama hakları gözetilmeden hayatları sonlandırılmakta, türlü işkencelere ve baskılara maruz kalmaktadırlar. Tüm bunlar insanın lezzetli bir yemek yemesi, güzel görünebilmesi, şık giyinebilmesi ve basit hastalıklarda kurtulabilmesi için yapılmakta. Gıda sektörü için öldürülen canlıların bedenlerinin birçoğu yenilmeden çöpe gitmekte.

İklim değişikliğinin en büyük problemlerinden biri ise hayvansal gıda sektörü. Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerin neredeyse tamamı insanların hastalıklarına çözüm sağlayabilecek niteliklere sahip değil. Kozmetik alanında insanın kendi bedenini beğenmemesi veya günümüz toplumlarının dayattığı estetik anlayışından kaynaklı oluşan kaygılardan dolayı binlerce canlı, türlü mutasyonlara uğramakta ve türlü acılar ile yaşama gözlerini yummaktadır. Tüm bu yaşananlar insanların kendi yönetimine almak istediği bir dünya anlayışından kaynaklı.

ordek ve cocuk

Veganlık her şeyden önce etik bir davranış olarak ele alınmalıdır. Bir birey yaşamına hayvansal hiçbir ürünü kullanmadan devam edebileceği gerçeğinin farkındaysa sırf damak tadı, estetik kaygıları gibi düşüncelerden dolayı başka canlıların çektikleri acıları göz ardı etmesi ve kendine türlü bahaneler üreterek vicdanını rahatlatmaya çalışması gayri ahlaki bir tutumdur.

Et severler sürekli, insanların et yiyen bir tür olduğunu ve doğadaki etçil canlıların et yemesi sorun değilken insanların yemesinin de sorun yaratmayacağını dile getirmektedirler. İnsan etçil veya otçul olabilir. Bu bilimin inceleyeceği bir alandır. Fakat günümüzde bilimsel gerçekliklere rağmen tamamen toplumsal ahlak normlarına göre bir yaşam biçimi oluşturmuş durumdayız. Örneğin; tek eşli hiçbir primat türü olmamasına rağmen bizler genel olarak tek eşliliğin etik olduğunu düşünürüz. -Tabii ki kişiye göre değişkenlik gösterebilir.-

kopek ve fare

Ayrıca kendi türünü öldüren canlıların varlığına rağmen, cinayeti suç sayarız. Tüm bunlar insan canlısı olarak geliştirdiğimiz etik değerlerinin birer ürünüdür. Ayrıca et hususunu doğayla karşılaştırmamıza rağmen bizler kendi ellerimizle bir canlıyı öldürmez ve onun etini pişirmeden yemeyiz. İnsanların büyük çoğunluğu hayvanı kendi elleriyle öldürmek zorunda kalsalar et yiyemeyeceklerini dile getirmekteler. Bunun dışında diğer primat türlerinin büyük çoğunluğu gibi bedenlerimiz daha çok bitkisel gıdaları yiyebilecek türde evrimleşmiştir.

İnsan bebek ve çocuklara baktığınızda, eğer ebeveynlerinden aksi yönde bir tutumu yoksa -hayvanlarla ilişki kurmasını engellemek gibi- hayvanlarla çok sağlam ilişkiler kurduğunu görebilmekteyiz. Bu ilişkiler sıkı dostluklar meydana getirmekle kalmayıp, hayata bakışımızı dahi biçimlendiren bir parça olarak yaşamlarımıza etki etmektedir. Birçoğumuz hayvanlarla, onlara zarar vermek dışında bir bağ kurarak, farklı bir iletişim yönünü seçmiştir. Onlara isimler vermemiz, bizimle yaşıyorsa ailemizden görmemizin en büyük nedeni de kurduğumuz bu derin bağda gizlidir.

Veganlık türlü çevrelerce sadece bir beslenme şekliymiş gibi lanse edilmekle beraber, sektörel bir yapıya entegre edilmeye çalışılmaktadır. Birçok global firma veganlığın büyüyen bir hareket olduğunun farkına varmış ve hayvansal ürünlerin yanı sıra veganların da kullanabileceği ürünler piyasaya sürmeye başlamışlardır. Hayvan özgürlüğü hareketini yönlendirmek için gerçekleştirilen tüm bu çabalara rağmen her geçen gün insanlar, hayvanların kullanıldığı hiçbir alana destek vermemekle kalmayıp hayvan esaretine karşı tepkilerini de ortaya koymaktadırlar. Hayvanlar, insanların mülkiyetine alabileceği, eğlence ve gösteri amacıyla kullanabileceği varlıklar olmamakla birlikte dünyanın varlığından bugüne yaşam döngüsünün yegane birer aktörüdürler.

(Fotoğraf: © Stevi Calandra)

İnsan merkeziyetçi anlayışımızın tüm dünyaya etkileri ortada. İklim değişikliği gibi bir sorun ile karşı karşıyayız. Birçok canlı türünün nesli tükenmiş durumda. Ayrıca kendi toplumlarımız arasında kanlı savaşlara hâlâ devam etmekteyiz. Kadınlara, çocuklara, eşcinsellere ve farklı etnik topluluklara yaptığımız baskılar da cabası. Şiddetin her türlüsü aynıdır. Hangi canlıya yöneldiğinin bir önemi yoktur. Şiddet karşısında her canlı korku duyar ve kendini savunmaya çalışır. Yaşam hepimiz için yaşamdır. Yaşamın değerini gerçekten anladığımız günleri görme umuduyla…

Başlık Fotoğrafı: © Edgar’s Mission