“Buyrun efendim hoş geldiniz. Buyrun buyrun sizi mekânımızın en güzel yerine alalım. Hoş geldiniz tekrardan. Ne arzu edersiniz?”

Patronun uzaktan yaptığı el kol hareketlerini yanlış anlamış, içeri alma diye kastettiği hareketleri, kapıdan çekil, en kral müşteriler geldi şeklinde algılamıştım. Diğer garson arkadaşın uyarısıyla kalktıklarını görünce büyük bir hata yaptığımı anladım.

Kariyer başlangıcımdaki ilk batırışımın, son olmayacağını anlamam ise uzun sürmeyecekti. 15-20 dakika sonra üç üniversiteli arkadaş gelmiş, biraver söylemişlerdi. Önce biraveri doldurdum. İstememelerine rağmen çevresine buz koyarak onlara güzel bir jest yaptım. Sonra bardakları almak için mutfağa gittiğimde, temiz bardak kalmadığını gördüm. Hemen işe giriştim, evimizdeki usulü burada da uygulamanın hiçbir sakıncası yoktu. Bardakları biraz çalkalayıp servise sundum. İlk işim sayılırdı, çok hevesliydim. Bu yüzden karşılaştığım zorluğa hemen çözüm getirmem yüzümü güldürmüştü. Piyasaya tutunmak istiyordum. Olmadı.

Bardakları servis etmemin hemen sonrasında, arkadaşlardan biri uyardı: “Değiştirebilir miyiz temiz değil bu bardak?” Sonra bir diğeri bardağı havaya kaldırarak (ki bu hareketi patronun da görmesine sebep olmuştu), “Abi bu bardakta sadece bira içiliyor di mi mehehe ehehe?” diye espri yapmıştı. En önemli özelliklerimden biridir: karşımdakini çok iyi anlamadığım durumlarda, sözünü tekrar ettirmek yerine istemsiz olarak abartılı gülerim. Yine abartılı gülmüş, olayı örtbas etmeye çalışmıştım. Çocuklardan da abi ne gülüyorsun bardakları değiştirsene bakışı sonrası, hemen mutfağa koşup hazır olan temiz bardakları getirmiştim. Günün sonuna kadar başka hata yapmamıştım, işi kaptım diye sevinmekteydim.

guvenpark patlamadan

Sonrasında patronun, beni öneren arkadaşa “Oğlum senin arkadaş Çeşme’de, Antalya’da garsonluk yapmamış mıydı ne racondan anlıyor, ne müşteri karşılamayı biliyor” sözlerini söylediğini duyacaktım. Sakarya Caddesi’nde bulunan mekânda çalıştığım o kısa zaman dilimi, yaşadığım en güzel günlerinden biri oluşturmaktaydı. Mesai sonlarına doğru “Hadi sen git otobüsüne geç kalma,” deyip hayatımda kazandığım ilk para olan 20 lirayı vermişti ve her şeyden önemlisi önümüzdeki günlerde seni tekrar arayacağım demişti. Arayan olmadı.

Sevinçten ne yapacağımı bilmiyordum. Koşarak Güvenpark’taki otobüs durağına doğru gittim. Yerimde duramıyordum. Paso denilen saçmalığa sahip olmadığımdan, 2 lirası yola gidecek 20 lira beni epey mutlu etmeye yetmişti. Durakta beklerken, Altay atkımı gören tinerci arkadaşlardan biri yanıma yanaştı: “Vay Beşiktaşlı abim canım abim, şampiyon Beşiktaş 1 liran var mı abim Beşiktaş” demişti. Çok sinirlenmiş ve korkmuştum. Sinir ve korkunun yaratmış olduğu ince sesimle, hafif ağlamaklı “Ne Beşiktaş’ı be ne Beşiktaş’ı doğru düzgün konuş Altaylıyım ben, kocaman armayı görmüyor musun burada?” diye her neyimeyse tinerci arkadaşa atarlanmıştım. “Vay abim çok özür dilerim kafa gidik bende” deyip alkış vurarak üstelik ritmi de doğru şekilde Büyük Altay diye bağırmaya başlamıştı. Gecenin bir yarısı, Ankara’da bir tinerci uçmuş halde Büyük Altay’ı hatırlıyor, biliyordu. Güvenpark’taki o otobüs durağında hayatımın en güzel anlarını yaşıyordum.

O güzel anların hepsini yakıp yıktılar… Kazanan tarafı olmayacak bir savaşın yaratıcıları, ülkenin her yerinde insanları öldürmekle kalmıyor geride kalanları da ruhen çökertmeye devam ediyor. Mücadele etmeye başlamazsak eğer, tabanında milliyetçilik bulunan bu savaşın tarafları, güzel bildiğimiz ne varsa yerle bir edip, insanları, çevreyi, doğayı katletmeye devam edecek. Geriye kalan bizlere düşen görev, birbirine zıt görünen, aslında yarattıkları tahribatlarla birbirlerini güçlendiren bu yapının içindeki her düşünceye, yani tüm milliyetçi düşüncelere karşı mücadele etmek. Özellikle ve en tehlikelisi olan “Benim milliyetçilik duygularım şunları bunları içermiyor” deyip kendini aklamaya çalışanlara karşı farkındalık yaratmak, içinde bulundukları hastalıklı ruh halini tedavi ettirmek.

milliyetçilikKanada’nın Ontario eyaletinde bulunan Brock Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre düşük zekâlı insanlar, ırkçı ve önyargılarla beslenen ideolojileri daha kolay benimsiyor. Psychological Science’da yer alan makale sonuçlarına göre çocukluğunda I.Q. (zeka katsayısı) testlerinde düşük puan alanların, ileride önyargılı olmaya ve basmakalıp ideolojilere inanmaya daha yatkın bir tablo çizdiğini gösteriyor. Araştırmaya liderlik eden Dr. Gordon Hodson: “Araştırma sonuçları bir kısır döngünün göstergesi. Zekâ katsayısı düşük kişiler önyargı oluşturmaya meyilli. Bu da onları, yeniliklere karşı daha tutucu hale getiriyor. Yeniliklere direndikçe de yine önyargılara daha müsait oluyorlar” şeklinde elde ettikleri bulguları değerlendirdi. Hodson, konuşmasının devamında, düşük zekâlı insanların “sistemi ve düzeni” destekleyen ırkçı ve önyargılarla beslenen ideolojilere daha yakın durduğunu, çünkü bunun, karmaşık dünyayı algılamada kolaylık sağladığını ifade etti.

Peki, çevremizde bir milliyetçilik yapan varsa ona karşı nasıl davranmalıyız?

Öncelikle yapılacak ilk şey, anlaşıldıklarının ve hastalıklarının kabullenildiği hissetmelerini sağlamaktır. Anlamak ve kabul etmek çok zor. Süreç sizin için zorlu geçebilir.

milliyetçilik 1Milliyetçi insanlar her zaman olduklarından daha önyargılı ve sinirli olurlar. Bu sinirli ve alıngan ruh halleri içinde insanların ölümleriyle ilgili, “oh gebersin şerefsizler” gibi tümceler kurabilecek kadar akıldan yoksun tutum sergileyebilirler. Böyle tümceler duyduğunuzda, bu akıl ve vicdan tutulması karşısında öncelikle sakin olun. Gereksiz tartışmalardan uzak durun. Söyleyeceğiniz şeyleri zaten çok anlamayacaktır. O yüzden herhangi bir tartışmaya girmek yerine Betrolt Brecht’in köpek balıkları insan olsaydı öyküsünü olabilecek en basit şekliyle ona okuyun. “Köpek balıkları insan olsaydı, yabancı balık sandıklarını ve yabancı balıkları ele geçirmek için kendi aralarında savaşırlardı. Fakat savaşları kendi küçük balıklarına yaptırırlardı. Onlara, kendileriyle diğer köpek balıklarının küçük balıkları arasında büyük bir fark olduğu öğretilirdi” kısmını daha bir vurgulu okuyun. Köpek balıklarının kim olduklarını anlamalarını sağlayın.

Anlamadı mı? İntikam ateşiyle yanıp tutuşuyor mu? Hâlâ aldığı ölüm haberleri ile ilgili, “Kimler ölmüş” sorusu mu aklına geliyor. Kendinize hâkim olun. Albert Einstein’dan yardım almaktan çekinmeyin.

“Milliyetçilik bir çocukluk hastalığıdır. İnsan ırkının kızamığıdır.”

“Emirle gelen kahramanlıktan, bilinçsiz şiddetten, aptalca yurtseverlikten, tüm bunlardan nasıl da nefret ediyorum.”

“Ben savaşı öylesine tiksinti verici ve aşağılayıcı buluyorum ki böyle iğrenç bir eyleme katılmaktansa kendimi parçalayıp yok ederim daha iyi…”

“Benim anlayışıma göre, savaşta adam öldürmek cinayetten başka bir şey değildir.”

“Aynı zamanda hem savaşa hazırlanıp hem de savaşı önleyemezsiniz” gibi sözlerini tekrar tekrar kendisine okuyun, hatırlatın. Dünyanın en zeki insanını olarak bilinen birini referans göstermeniz onu etkileyebilir.

Hiçbiri olmadı mı? Belki de sözlerinize müzikal bir hava katmanın zamanı gelmiştir. John Lennon’un “imagine” parçasını, gördüğünüz her an ona dinletin. Eğer çok umutsuz vakaysa şarkının sözlerinin kutsal bildiği kitaplarda da geçtiği yalanını söyleyebilirsiniz.
 

Hayal et cennetin olmadığını
Denersen bu kolay
Altımızda cehennem yok
Üstümüzde sadece gökyüzü
Hayal et bütün insanların bugün için yaşadığını

Hayal et ülkeler olmasa
Bunu yapmak zor değil
Uğruna ölecek ve ya öldürülecek bir şey yok
Hayal et bütün insanların
Barış içinde yaşadığını

Bana bir hayalci diyebilirsin
Ama ben tek değilim
Umarım bir gün sende bize katılırsın
Ve dünya tek vücut yaşar

Hayal et mal mülk olmasa
Bunu yapabilir misin merak ediyorum
Açlığa ve açgözlülüğe gerek yok
İnsanların kardeşliği
Hayal et bütün insanların
Dünyayı paylaştığını

Bana bir hayalci diyebilirsin
Ama ben tek değilim
Umarım bir gün sen de bize katılırsın
Ve dünya tek vücut yaşar

Kaynak: Qestuka