“Düşünür; yeniden düşünen ve şimdiye kadar üzerinde düşünülmüş şeylerin asla yeterince düşünülmemiş olduğu kanısına varan kimsedir.”
Fransız şiiri ve Fransız yazını, içine girdikçe derinleşen bir deniz, baktıkça genişleyen bir gökyüzü, dokundukça yeşillenen bir ağaç, içtikçe daha da susanan su gibidir. Louis Aragon’dan, Arthur Rimbaud’ya, Charles Baudelaire’den Gerard de Nerval’e, Paul Eluard’dan Paul Verlaine’e, Victor Hugo’dan Paul Valery‘e asla eskimemiş ve asla eskimeyecek, dünya edebiyat tarihinde ayrıcalıklı bir yere sahip bir edebiyat geleneğidir. 144 sene önce bugün dünyaya gelen Paul Valery ise bu geleneğin temel uğrak noktalarından birisi olarak, oldukça anılmaya değerdir.
Fransa, 1871. 20’nci yüzyılın en önemli yazın insanlarından birisi olan Paul Valery dünyaya geldi. Temel eğitiminden sonra, Montpellier Üniversitesi’nde hukuk eğitimine başladı. Ama ilgisini çeken alanlar çok daha başkaydı. Hayallerinde olan şey, edebiyatla, sanatla, şiirle güzelleştirilmiş bir yaşamdı ve bu hayalinin peşinden, dünya edebiyat tarihinin en önemli merkezlerinden birisi, şiirin ve felsefenin kalbi olan Paris’e gitti.
Zaman zaman edebiyat ve şiir konusunda umutsuzluğa kapılan Valery, matematik ya da tabiat bilimleri gibi gerçekliğe daha yakın disiplinlere yönelse de sanat ve edebiyat aşkı hayatının sonuna kadar onun peşini bırakmayacaktı. 19’uncu yüzyılın sonlarına doğru Savaş Bakanlığı bünyesinde çalışmaya başlayan Paul Valery, daha sonra bir haber ajansında çalışma hayatını sürdürdü. Daha sonraki yaşamında ise, özellikle 20’nci yüzyılın ilk çeyreğinden sonra kendisini şiire, sanata ve üretmeye adadı. Hayatının son dönemlerinde College de France’da Şiir Kürsüsü Profesörlüğü ile onurlandırılan Valery, 20 Temmuz 1945’te, her şeyin başladığı yerde, Paris’te yaşama veda etti. Fransa’nın yetiştirdiği en büyük şairlerden ve düşünce insanlarından birisi olan Valery, devlet töreniyle defnedildi.
Duyuyorum boynuzların, süel boruların
Kalkışına tempo tutuşunu kürelerin;
Boğuyor gürültüyü türküsü tayfaların.
Şanlı burnunda gemilerin, coşkun Tanrılar,
O eski gülüşleriyle dövdüğü denizlerin
Yontuk, dost kollarını bana uzatıyorlar.
(Çeviri: İlhan Berk)
Paul Valery, ölümünden sonra bile şiirin ve düşüncenin en uğrak yerlerinden birisi olmaklığını korudu. Hatta şiirde sembolizm akımının öncülerinden ve en önemli temsilcilerinden birisi olarak kabul edildi. Onun şiirlerinde görülen şey, anlamın okuyucuya direkt olarak verilmediği, okuyucunun hayal etme ve anlama arasındaki süreci yaşamaya teşvik edildiğidir. Valery, tüm sembolist şairlerin yaptığı şeyi daha göze çarpar şekilde yaptı: Anlamı okuyucunun avcuna bırakmayarak, anlamı okuyucunun kendi iç dünyasında aramasını sağladı. Belki de Valery’nin en ünlü şiiri olan Deniz Mezarlığı, Valery’nin şiir hakkındaki bu görüşlerinin en iyi örneklerinden birisiydi:
Üstünde güvercinler gezen şu rahat damın
Kalbi atar ardında birkaç mezarla çamın
Şaşmaz öğle zamanı ateşlerle yaratır
Denizi, denizi, hep yeni baştan denizi
Tanrıların sükunu çeker gözlerimizi
Bir düşünceden sonra, ah o ne mükafattır.
…
Rüzgar çıkıyor… Yaşamaya dadanmak gerekir!
Sonsuz meltem kitabımın sayfalarını çeviriyor.
Toz toz kayalardan fışkırıp durur sular;
Uçun, hadi uçun, göz kamaştıran sayfalar;
Yıkın dalgalar; şenlikli sularınızı akıtın.
Yelkenlerin yemliği şu rahat çatıyı yıkın!
(Çeviri: Sabri Esat Siyavuşgil)
Son olarak Valery’nin Leonardo Da Vinci‘ye özel ilgisini de vurgulamak gerekir. Valery, onu en ideal insan tipi olarak gösterdi ve Da Vinci’ye olan alakasını Leonardo Da Vinci Yöntemine Giriş isimli eseriyle gösterdi. Da Vinci’nin doğa bilimleriyle ve sanatla iç içe geçmiş yaşamı, Valery için bir ideal oluşturmuş olabilirdi. Belirtmek gerekir ki Valery de tabiat bilimleri ve sanatı yaşamıyla özdeş kılabilen nadir insanlardan birisiydi.
Bazı Eserleri:
Mösyö Teste ile Bir Akşam
Ruh ve Dans
Genç Parque
Öpalinos ya da Mimar
Benim Faust’um