Okuma süresi: 6 dakika

Emrah Koçak, kimdir?

Emrah Koçak, müzik endüstrisinde birçok isimle çalışan bir klasik gitar sanatçısıdır. Son zamanlarda Youtube’da binlerce beğeni ve milyonlarca izlenme alan son eserleri “Handel’in gitarda üç parçası” ile ilgi odağı oldu. Kariyeri, hayatı ve geleceği hakkında biraz sohbet etme şansımız oldu.

Onur – Yurtdışındaki yolculuğunuz nasıl başladı? Nasıl karar verdiniz, kültürel farklılıklara nasıl uyum sağladınız?

Emrah – Benim lisans için girdiğim sınavlar, aslında Türkiye sınırları içerisinde de katılması mümkün sınavlardı. Ancak, ben sınavlara girdiğim süreçte Atina’daydım. Atina’da sınavlar için yaklaşık dört ay kaldım; bu sürede oradaki hayati gözlemledim, müzisyenlerle tanıştım ve stillerini anlamaya çalıştım. İlk gözlemlerimle beraber Yunanistan’ın genel kültürünün ve klasik müziğe bakış açısının bizimle ayni olduğunu fark ettim. Ancak, popüler müzik mecralarında çalışanlar, Türkiye sınırlarındakilerden daha çok keyif alarak sanatlarını icra ediyorlardı. Bu da hiç şikâyet etmeden, saatlerine bakmadan; sadece müzik yapabilmek için çalışıyorlardı ki bu da seyirci üzerindeki etkisini arttırıyordu.

Aynı zamanda, kazançları istedikleri hayatları sürdürebilmeleri için de fazlasıyla yeterli oluyordu. Tabii, o koşullar altında kendimi yurtdışında bir kariyer yapmalı mıyım sorusuyla boğuşurken buldum. Atina ile sınırlı değildim. İngiltere’den, İspanya’ya kadar geniş bir alanda düşünebiliyordum. Ülkeye geri döndüğümde sunu duşundum: “Eğer enstrümanım yaylı sazlardan ya da üflemeli çalgılardan biri olsaydı, kendi kariyerimi yurtdışında geliştirmekten daha iyi bir fırsatım olamazdı. Yine de, klasik gitar için, illa ki yurtdışında bir kariyer planlamama gerek yoktu.” Diğer enstrümanları örnek verme nedenim; örneğin, fagot ile çalışabilmek için, orkestraya girmek gerekiyor. Ancak orkestraların azlığı, kontenjan sıkıntıları, eser kısıtlığı göz önünde bulundurulunca, sanatçılar için umutlar azalıyor. Aynı şekilde, bir popüler kültür parçasında fagot ile eşlik etme ihtimali de yüksek olmuyor. Doğal olarak, imkânsızlıklardan kaynaklı, yurtdışı seçeneğini değerlendirmek daha mantıklı oluyor. Bu durumda olup da yurtdışına yerleşmeyi tercih etmemiş ya da fırsatı olmamış birçok arkadaşımız müzik öğretmenliği görevini üstlenmiş durumda.

Sanılmasın ki müzik öğretmenliği daha kolay.

Sanılmasın ki müzik öğretmenliği yapmak yahut istihdam sağlamak daha kolay. Devlet kadrolarında aynı şekilde kontenjan problemleriyle karşılaşılıyor ve özel kurumlara yönelim artıyor. Özel kurumlarda ise bir müzik öğretmeni olarak görev almak, maalesef yanında çok ağır şartları getiriyor. Bu da sanatçıları küstürüyor. Enstrümanımın gitar olmasıyla beraber; popüler kültür piyasasında kendime yer bulma konusunda diğer arkadaşlardan daha şanslı olduğum kanaatindeyim. Sanatımızı tatmin edici düzeylerde icra edebildiğimiz surece ben ve benim koşullarıma sahip arkadaşlarda, yurtdışına gitme ihtiyacı vuku bulmuyor. Ancak, bir turne çalışması ya da farklı teklifler geldiği takdirde kısa süreliğine yapılan anlaşmalar ile gidip gelebiliyoruz. Bunun yanında, piyasa koşullarından kendilerini sıyırmış birçok uluslararası isme sahip gitaristlerimiz mevcut. Bu isimlerde ise yine ayni surece şahit oluyoruz; yurtdışı seçeneklerini zorlayarak, kendilerine yeni kariyer planları çiziyorlar. Söylediklerimi özetleyecek olursak; piyasa müziği içerisinde bulunmak istenmediği takdirde yahut bulunma fırsatının düşük olduğu takdirde, bir müzisyen için, maalesef, yurtdışı seçeneklerini değerlendirmek en karlısı gibi duruyor.

Mutlu oldukları aşikâr.

O – Yurtdışında, sanatçıların daha mutlu olduklarını savunabilir miyiz?

E – Birçok ülkedeki yaşantılara şahit oldum. Mutlu olduklarını söyleyebilirim. Bunun nedeni budur, diyemem; sosyo-ekonomik, kültürel, siyasi… Birçok neden var. Yine de mutlu oldukları aşikâr. Kendilerine, tarzlarına, isteklerine uygun eserleri çalışabiliyor olmalarının ve bunlardan ihtiyaç duydukları maddiyatı sağlayabilmelerinin etkisinin büyük olduğunu düşünüyorum.

Dijital Medya ve Sanat

O – Dijital medyanın yüklemesiyle beraber, aslında globalizasyonda parabolik bir artış gözlemlendi. Belki de artık kişinin yurtdışında ya da yurtiçinde ikamet ediyor olması önemini kaybetmeye başladı. Siz bu dijital gelişmeler için ne düşünüyorsunuz?

E – Dijital platformlar birçok sanatçının önünü açtı. Bundan çok geriye gitmeye gerek yok, belki bir on beş sene önce; klasik eserleri icra eden sanatçılar olarak, bir şekilde eserleri kayıt ettikten sonra, bunların satışını gerçekleştirebilecek bir firma arayışına düşecektik. Firmayı bulduktan sonra, onlarla masaya oturmak, anlaşmak… Çok uzun ve yorucu bir proses söz konusuydu.

Dijital platformlar bu zorlukların çoğunu yok etti. Kendimizi gösterebildiğimiz, kitlemizi oluşturabildiğimiz, kendimizi ifade edebildiğimiz, kendimize ait sayfalarımız oldu. Bu durum, ister EP, ister albüm çıkarmak olsun, bize büyük esneklik sağladı. Seyirci ile sanatçı arasındaki duvarlar yıkıldı diyebiliriz. Biraz daha aracıyla, sanatçı arasındaki dengeler de değişmiş oldu. Talep eden taraf artık sanatçı değil, aracı taraf olmaya başladı ki başından beri de olması gereken buydu. Böylece, ciddi anlamda zamandan kar etmeye başlıyoruz, böylece saatimizi nasıl geliştirebileceğimiz, daha çok kişiye nasıl ulaşabileceğimiz konusunda kafa yorabiliyoruz.

Bahsettiğimiz firmalar, eğer günümüze ayak uyduramazlarsa, tek bir kişinin ulaşabildiği kitlelerin yanında bile geçemez hale geliyorlar. Böylece aslında, bireyselliğimizin etkisi de artmış oluyor. Yine de, bu yeni akımlara ayak uydurabilen, yönetebilecek kişilere ihtiyacımız var. Sanatçılar olarak, doğru kitlelere ulaşabilmek için belli direktiflere ihtiyaç duyduğumuz zamanlar oluyor. Yeni is birlikleri için böylece fırsat doğmuş oluyor.

Ne kadar yanıldığını görmüş olduk.

Yanısıra, dijital medya ile klasik müziğe dair olan talebin düşük olduğunu düşünenlerin de aslında ne kadar yanıldığını görmüş olduk. Bu alandan kazanç sağlama korkusuna sahip arkadaşlarımızın içine su serpilmiş oldu. Birimizin basarisi, yüksek izlenme oranları, konuşuluyor olmak; diğerleri için de umut olmaya hatta teşvik edici olmaya başladı. Böylece, seyircilere karşı küskünlüklerimiz ve kırgınlıklarımız da geçmiş oldu. Bu birbirimizi destekleme durumuyla beraber hem hevesimiz hem de yaptığımız islerin kaliteleri artmaya başlıyor. Sevindirici gelişmelerin çoğu dijital medya aracılığıyla oldu.

O – Dijital mecralar avantajları yanında, dezavantajlar da getirebiliyor. Nefret söylemi içeren yorumlar ve yaklaşımlar için ne düşünüyorsunuz?

E – Bu durumdan muzdarip birçok kişi mevcut. Hakaret dolu yorumlardan, fotoğrafların başka sayfalarda kullanılmasına kadar liste uzuyor. Bu konuda, klasik müzik sanatçıları olarak biraz daha şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Sunduğumuz ürün, yapı itibariyle ve ulaştığı kesim itibariyle biraz daha güvenli bir bölgede kalıyor. Etkileşim kurduğumuz kesimlerle belli bir saygı ve sevgi çerçevesinde düşüncelerimizi paylaşabiliyoruz, anlaşabiliyoruz. Arada daha agresif yaklaşımlar söz konusu olmuyor değil ancak bunun önüne geçmek çok da mümkün değil.

Three Handel pieces on Guitar

O – Eserlerinizden bahsedecek olursak; “Three Handel pieces on Guitar”, ve “Mayıs’ın Selamı” olmak üzere albümleriniz var. Bu eserler üzerinde nasıl bir çalışma sureciniz oldu?

E – Ben 20li yaşlarımda profesyonel olarak Gitar çalmaya başladım. Klasik müzikle tanışıklığım ise ortaokul yıllarında, Sisli Terakki’deki müzik hocamın yönlendirmesiyle başladım. Gitara ilk başladığım zamanlar tabii klasik eserler yerine doksanlar Türkçe pop müziğini icra ediyordum. Çok zaman geçmeden kendimi arkadaşlarımla beraber sahne alırken buldum. Meslek olarak gitara karar verdiğim zaman, eğitimimi bu alanda geliştirmem gerektiğini gördüm. Utku Özkanoğlu ile eğitimime başladım ve böylece klasik gitar eserleriyle tanışmış oldum.

Bu süreç içerisinde geniş bir repertuvarla karşılaşmış oldum ancak bir noktada her daim kendi istediğim, sevdiğim eserleri gitarla icra etmek istiyordum. Örneğin Bach, klasik gitar dendiği zaman büyük bir yere sahiptir. Ancak, Bach ile her daim karşılaşmama rağmen; Handel ya da Vivaldi eserlerinin gitar üzerinde icrasında kendimi daha yakın hissettim. Bu nedenle Handel ve Vivaldi eserlerini gitara uyarlayamaya başladım. Özellikle Handel, çağdaşlarından çok farklı ve zamanımızı yakalamış bir bestecidir. Bugün, birçok pop müziğe bakıldığı zaman Handel esintilerini duyabilirsiniz ve eserleri gitarın sesine uygun ezgilere sahiptir. Bu eserleri kendime uygun standartlarda ve sanatsal tercihlerle bezeyerek; müziği hissederek, besteler aracılığıyla kendi hikayelerimi anlatarak eserleri uyarlayabiliyorum.

Siccas Guitars

Toplamda Handel’den sekiz eseri uyarladım ancak son olarak bu üç eserin dijital platformlarda sergilenmesi için karar kildim. Bu parçaları kendi kanalımdan yayınlamak yerine, iki tane çok büyük platformdan biri olan Siccas Guitars’la anlaşarak, onların markası altında yayınladım. Diğer kanallardan dağıtım ve reklamını tamimiyle özkaynaklar aracılığıyla tamamladım. Dünyanın dört bir yanından güzel etkileşimler almaya başladık, bunlar da beni fazlasıyla mutlu etti. Eserleri Emrah gibi çalarak, bir risk almış bulundum ve sonuçlarından çok mutluyum. Diğer albümde ise, kendi bestelerim üzerinden çalıştım ve 2016 yılında markete çıktı.

Handel parçaları kadar ses getirmemiş olsa da, özellikle müzikte islerin zamanı olmadığını düşünüyorum. Bugün istediğimiz rakamlara ulaşmamış olması, bundan bir on sene sonra çok daha fazlası olmayacağı anlamına gelmiyor. Yine de beni en çok mutlu eden, Türkiye’den gelen tepkiler oldu. Beklediğimden çok daha büyük bir kitle ile karşılaştım ve son derece bilinçli dinleyiciler olduklarını fark ettim. Bu beni yaptığım islere dair umutlandırdı.

O – Peki gelecekte sizi hangi eserlerle görebileceğiz?

E – Su an üzerine çalıştığım Granados eserleri var, kendisi İspanyol milliyetçi bir bestecidir. Eserlerinin çoğu piyano için yazılmış olsa da, ruhu gitarla büyük uyum içerisinde.

Su an netleştirmiş olduğum dört adet eser uyarlaması var, ancak Türk pop müziği içerisinde bulunmanın verdiği bir avantajla, kitlelere hitap edebilecek eserleri aralarından doğru seçebildiğimi düşünüyorum. Bu nedenle dikkatli davranarak ilerlemeyi doğru buluyorum.

Aynı şekilde Chopin’den de iki adet eser ve Fernangasor’un da bir eseri üzerinde çalışıyorum. Son olarak da Manuel Ponts’un çok sevdiğim eserlerinden birine yoğunlaşmış durumdayım. Bu eserleri toparlayabilirsem, yeni bir adaptasyon ile devam edeceğim. Bu projem dışında; stüdyo kayıtlarım ve umuyorum ki, korona sonrası konser performanslarım da devem edecektir. Özellikle, dijital platformlar üzerindeki varlığımı devam ettirmek istiyorum.

Gelecekte neler bekliyor?

O – Peki geleceğe yönelik hedefleriniz nelerdir?

E – Beyonce’den tutun da, Maluma’ya kadar uluslararası platformlarda birçok sanatçı ile çalışabilmek istiyorum. Türkiye’de ve dünyada yaptığı işlerle konuşulan bir isim olmak, en en büyük isteğim.

Bir vizyon meselesi!

O – Günümüzde en çok su yüzüne çıkan yorum; “ Yapamazsın.” Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

E – Bu tamimiyle bir vizyon meselesi. İlk yapamazsıncılarla, gitara başladığım senelerde karşılaştım. 20li yaşlarımda başladığım için, yaşın geçmiş, kariyerini gitardan devam ettiremezsin, en iyisi kendi mesleğine dön, bu saatten sonra olmaz, konservatuvarı kazanamazsın gibi birçok cümle ile karşılaştım. Tamimiyle haksız olduklarını iddia edemem, ancak risk almayı tercih ettim ve aldığım bu riskten de kârlı çıktım.

Özellikle yeni ve farklı bir şey üretmek istediğiniz zaman, etrafınızdaki insanlar negatif bakış acılarılarıyla yaklaşıyorlar. Özellikle sanat söz konusu olduğu zaman, etrafımız bu yapamazsınlarla doluyor. Bu sadece etrafımızdaki insanlarda olan bir bakış açısı da değil. Örneğin, yapılan gösterimlerde bile çoğunlukla sanatçının yasam standartlarının, istihdam zorluğunun altı çiziliyor.

Tabii ki zorluklarla karşılaşıyoruz, ancak bu herhangi bir mesleğin getirdiği zorluklardan daha farklı değil. Diğer bir yandan da, halkımız sanatçılarına değer veriyor. Bu güne kadar turne kapsamında gittiğim bütün şehirlerde büyük bir destek ve sevgi ile karşılandım. Bu da belki de bir sanatçı olarak, ihtiyacım olan tek kaynak. Kulak asmadan, kendi yolumuzda devam etmek en doğrusu, üretmeye devam etmek en doğrusu.