Yoğun bir hafta sonunun ardından evine girdiğinde ev arkadaşları Selim ve Emre’nin gazeteden kestiği haberi bularak koltuğa oturdu. “Lilith’in Kızları Bodrum’u salladı”. Haberin hemen altında Âdem’in kocaman gülümsediği fotoğraf bulunuyordu. Haberciler elbette bilmezlerdi yalnızca bu haber yüzünden Âdem’in cinayete kurban gidip üçüncü sayfada manşet olabileceğini! Neyse ki bu tip magazin gazetelerini babası katiyen eve sokmazdı. Ancak rastgele internette veya gazetede gören birinin babasına hiç zaman kaybetmeden fısıldayacağı da muhakkaktı. Âdem fotoğrafına odaklandı. Hiç de ona benzemiyordu. “Bu kadar makyaja rağmen yine de beni tanıyan biri çıkarsa helal olsun ona” diyerek dansçıların isimlerini kontrol etti. Grup isminden fazlası yoktu. İlk önemli başarısını belgeleyen kesik gazete kağıdını çekmecesine saklayarak üniversiteden hocası ile buluşmak üzere hazırlanmaya başladı. Aslında bugünü dinlenerek geçirmek istese de Ege Hoca ile gösteri sonrası için sözleşmişlerdi.
Âdem’in hayatına dokunan bu adam İstanbul’daki tek kişilik ailesi olmuştu. Konservatuvarın sahne sanatları bölümünde modern dans için girdiği yetenek sınavından mezuniyetine kadar eli hep üstündeydi Ege Hocanın. Bu konuda onu keşfetmiş, ona inanmış, yol göstermiş ve koruyup kollayarak dar zamanlarında elinden geleni esirgememiş tek kişiydi.
Bütün şatafattan sonra bindiği belediye otobüsünü yadırgayarak ayakta duracak en uygun yere geçti. Sarsılan otobüste ayakta duracak yer bulduğu için bile şanslı olduğunu düşünürken “Bu şehirde araba sahibi olmak kesinlikle ihtiyaç” diye geçirdi içinden. Sözleştikleri mekâna vardığında Ege Hocanın karşısında planda olmayan birinin oturduğunu görerek bozuldu. Sevdiği insanlarla baş başa olmayı, ikili muhabbetleri seviyordu. Böylesi daha derin, daha tatmin ediciydi. Yüzeysel sohbetlerin gereği de faydası da yoktu. Masaya yaklaştığında bu kişinin menajer Arda olduğunu gördü. Sektörden tanıştıklarını bilmesine rağmen buluşmaya dahil edilmesine anlam veremedi. Beklentilerinden dolayı bu sürpriz kişinin Arda olması keyfini tekrar yerine getirdi. Sevindiği, utandığı, heyecanlandığı zamanlarda onu ifşa eden mahcup çocuksu ifade yeniden yerleşti yüzüne.
“Hoş geldin Âdem. Bizde senden bahsediyorduk.”
Âdem sımsıkı sarıldı Ege Hocasına, Arda ile el sıkışarak yerine oturdu.
“Arda Bey yeni gösterilerin koreografi çalışmaları için bugün buluşmak istedi. Hep birlikte olmakta sakınca görmedim.”
Âdem “İyi düşünmüşsünüz Hocam” demekle yetindi. Aslında Arda ile konuşmak için can atıyordu ancak bu işi ona Ege Hocası ayarlamıştı. Âdem’i çalıştığı yerde izlemesi için ısrarla yönlendirmişti Arda’yı. Âdem içindeki heyecanı ortaya dökerek hocasını mahcup etmemek adına sessizce oturuyor, sadece çalışmalarla ilgili fikrinin sorulduğu konulara yanıt veriyordu.
“Bu arada tebrik ederim Âdem. Lilith’in kızları gazetede yerini aldı. Senin büyük katkın sayesinde elbette. Eski baş dansçımız da çok başarılıydı ancak artık farklı bir sektörde çalışmak istediği için aramızdan ayrıldı.”
Âdem bunu bilmiyordu. Eski dansçının geçici bir süre için katılamayacağını düşünmüştü. Demek ki grupta doldurulması gereken bir boşluk vardı. Hatta son gösteride kendisinin doldurduğu bir boşluk!
“Şimdi yaz sezonundayız. Malum yabancı turistlerin eğlence kültürüne ayak uydurmamız gerekiyor. Otellerde yaptığımız gösterilere yerli turistlerin yarısı gelmezken yabancıların büyük çoğunluğu katılıyor. Sahnede yaptıklarımız ise zaten biletli olduğu için kimin geldiğiyle pek ilgilenmiyoruz açıkçası. Kimse zorla bilet alıp gelmez bizi izlemeye.”
Âdem kafasını sallayarak Arda’yı cevaplıyor, limonatasını içiyor ve Ege Hocasının gözlerinden bir mesaj almaya çalışıyordu.
“Amacımız yurt dışına açılmak. Bunun için farklı koreografi, kostüm, müzik, yeni dansçılar ve en önemlisi de…” Arda kahvesinden bir yudum içerek sigarasını yaktı. “Evet en önemlisi de yeni bir baş dansçıya ihtiyacımız var. Anlayacağın grup olarak ciddi bir değişim sürecine girmiş bulunuyoruz.”
Kısa bir sessizliğin ardından,
“Aslında ekipte uzun zamandır çalışan dansçı arkadaşlarımız var ancak baş dansçı olmak farklı bir olay. O ışığı göremiyorum onlarda. Eğitimden mi yaradılıştan mı kaynaklanıyor bilemem ama bu enerji çok farklı. Sahneyi dolduran, dansa hayat veren, seyirciyi gerçeklikten koparan bir enerji bu. Ve Âdem bu enerji net bir şekilde hatta gözle görülecek derecede mevcut sende.”
İltifatı mütevazılıkla kabul eden Âdem kafa karışıklığıyla savunmasız bir çocuk gibi ısınmış limonatasının son yudumunu içerken hocasıyla göz göze geldi. Ege Hoca, Âdem’in kıvranışlarını anlayarak bıyık altından gülüyor ve hiçbir yorumda bulunmuyordu.
“Ege çok bahsetti senden. Bir de sen anlat bakalım sevgili Âdem Hancıoğlu.”
Hocasından gözleriyle onay aldıktan sonra söze başlayan Âdem;
“Yirmi altı yaşındayım. Mardin doğumluyum.”
Arda gülmeye direnerek derhal araya girdi;
“Bu detaylardan haberim var yahu. Ev arkadaşlarınla İstiklal’de yaşadığına kadar hakimim konuya.”
Arda bunları Ege Hocadan zaten öğrenmişti. Onun merak ettikleri geçmiş değil gelecekti. “Hayallerin neler Âdem? Nedir hayattan beklentin?” diyerek babacan bir tavırla dile getirdi asıl merakını. Âdem her daim hayalleriyle iç içe yaşadığı için soru kolay yerden gelmişti.
“Profesyonel bir ekibe dahil olup büyük etkinliklerde yer almak istiyorum. Ben bu işin eğitimini aldım. Uzun zamandır beni izlediğiniz gece kulübünde çalışıyorum. Hala amatörlerle çalışıyor olmak yerimde sayıyormuşum gibi hissettiriyor. Elbette bu işler zaman alır ama ben çok emek verdim. Dürüst olmak gerekirse artık maddi, manevi tatmin olmayı hakkettiğimi düşünüyorum.”
Arda üç şişe en soğuğundan bira siparişi verdi. Âdem’in böylesi çekingen, mahcup duruşu ile sahnede fevkalade başarılı oluşunun yarattığı tezatlıktan etkilenmişti. Gerçi Ege boş yere kefil olmazdı kimseye. Biralar geldi. Arda, Ege Hocaya göz kırparak birasını havaya kaldırdı.
“Hadi bakalım Âdem. Amatörlükten profesyonelliğe geçişini kutlayalım o vakit. Eğer kabul edersen aramıza hoş geldin demek isterim”.
Masada Arda’yı gördüğü andan itibaren beklenti içinde olmasına rağmen yine de sersemleşmişti Âdem. Hayretler içerisinde dili tutularak birasını havaya kaldırdı. Bir şeyler söylemesi gerektiğinin farkındaydı. Önce Arda’ya sonra Ege Hocasına dönerek afallamış halde sakince teşekkür edebildi. Mahcup haline bir de mutluluğundan ağlayacakmış gibi duruşu eklenince Ege Hoca ayağa kalkarak sarıldı Âdem’e.
“Tamam oğlum. Hayallerinin ilk adımını attık. Rahat ol biraz.” dedi kahkaha atarak.
Âdem nihayet “Kusura bakmayın. Ben aşırı mutluyum, çok şaşkınım” diyebildi.
“Asıl mesele ne biliyor musun Âdem? Eğitimine, emeğine elbette çok saygı duyuyorum. Fakat herkes halihazırda bir şeyler uğruna savaş vermiyor mu zaten? Sen de iyi bilirsin ki bizim sektörde bu saydıkların olmazsa olmaz hususlar değildir. Peki, olmazsa olmaz olan en önemli mesele nedir? Tabii ki yetenek! Demin de bahsettiğim gibi yetenekle gelen sahne enerjisi… Eğitim ve emek bu yeteneği besler beslemesine ama yeteneğin yoksa bu acımasız sektör ne eğitimini görür ne de emeklerine kıymet verir. Senin asıl ziyan etmemen, üstüne eğilmen gereken konu yeteneğindir. Maalesef bu böyle.”
Arda, söyledikleri konusunda Ege’den onay aldıktan sonra devam etti;
“Ben bu yetenekleri keşfederek izleyicisiyle buluşturuyorum. Aşıkları kavuşturmak gibi diyelim.”
Âdem onore oldu, güçlü hissetti kendini. Yıllardır eğitim ve tecrübe ile beslemiş olduğu yeteneği sonunda keşfedilmişti. Biraları tokuşturup küçük bir kutlama yaptıktan sonra detayları görüştüler. Sözleşme tarihi, yeni maaşı, sıradaki gösteri, mevcut işinden istifası… Âdem işi almanın şerefine Bodrum’da kazandığı paranın bir kısmıyla hesabı ödedi. Artık eve taksiyle dönmenin maddi olarak bir mahsuru olmadığına karar verdi ve yoldan geçen ilk boş taksiye atladı. Takside giderken çalan telefonunun annesi olması için yalvardı. Evet, arayan annesiydi.
“Kaan Bey’in telefonu buyurun”
“Oğlum. Babanlar evden çıkmadılar hiç ancak arayabildim. Nasıl geçti gösteriniz hızlıca anlatıver.”
“Annem çok başarılıydım. Hatta az önce bu grupla çalışmak için teklif aldım ve tabii ki hiç düşünmeden kabul ettim. Çok mutluyum annem içim içime sığmıyor. Keşke sana sarılabilsem şu anda.”
“Ah benim güzel yürekli evladım. Desene artık şehir şehir gezeceksin. Tam istediğin gibi.”
“Seni çok özledim be annem. Ne zaman kavuşacağız biz? Hep böyle gizli saklı kısa konuşmalarla mı geçecek ömrümüz?”
“Sen hayatta ol mutlu ol da bunlar teferruat be yavrum. Tek derdimiz özlem olsun. Bakalım elbet bir gün kavuşuruz. Sen önüne bak, beni düşünüp üzülme.”
Âdem, kavuşmanın hayalini teyit etmek istedi;
“Kavuşuruz değil mi annem?”
“Tabii yavrum. Muhakkak. Sen şimdi yeni işine odaklan. Öpüyorum güzel gözlerinden.”
Konuşmadan sonra çekinerek aynadan taksi şoförünü kontrol etti zira bu duygusal konuşmaya şoförün şahitlik etmesini istemezdi. Besbelli adamın hiç umurunda değildi. Az sonra inerek yürümeye başladı. O kadar mutluydu ki bunu tek başına hazmedemeyeceğini anlayıp ev arkadaşları Selim ve Emre’yi aradı. Akşam kutlama yapmaya karar verildikten sonra sağlam bir alışveriş yaparak evin yolunu tuttu. Birbirlerini pek göremeseler de gayet iyi anlaşıyorlardı. Hepsi aynı okulda, farklı bölümlerde okumuşlardı. İş, okul, özel hayat koşturmacasında birbirlerine ayıracak fazla zaman kalmıyordu. Buna rağmen iyi ve kötü günlerde güvenebileceği kişilerle aynı evi paylaşıyor olmak güç veriyordu Âdem’e. Yalnız değildi. Ege Hoca vardı. Selim ve Emre vardı. “İyi ki varlar” diye düşündü.

