Erkeklere Her Şey Anlatılmaz Buket Arbatlı’nın ilk öykü kitabı. Özellikle kadınlar adına, insanın yaşama uğraşı adına, mücadelelerimiz, hayal kırıklıklarımız, sevgiyi talep edişimiz ve yaşayışımız adına nitelikli öykülerden oluşan Erkeklere Her Şey Anlatılmaz son derece heyecan verici.

Buket Arbatlı ile kitabın adının niye Erkeklere Her Şey Anlatılmaz olduğundan, kadınlık meselelerine, erkeklerin hayatın içindeki güçlü rollerine, insanın hayatla mücadelesinde herkesin kendine göre bir yol seçmesine varana kadar birçok konuya değinerek sohbet ettim. Edebiyat, öyküler ve hayat adına böylesine kapsamlı ve güzel akan söyleşiyi kaçırmamanız dileğiyle.

Buyurun lütfen

Kitabınıza ismini veren Erkeklere Her Şey Anlatılmaz öykünüzden, daha doğrusu böyle bir saptamadan başlamak istiyorum. Neden? Neden erkeklere her şey anlatılmaz? Soruyu biraz daha açarsam;  böyle bir öykü yazmak fikri ve öykünün böyle bir isminin olması nasıl bir sürecin sonucuydu?

Üç kızkardeşim ve annemle kadın sayısının çoğunlukta olduğu bir ailede büyüdüm. Anneannem, babaannem ve büyükannem gibi güçlü kadın figürlerin olduğu geniş ailemizde bir tür gizli örgütün üyesi gibi hissederdim kendimi. Bunun da nedeni bu kadınların kızlarını, torunlarını koruma içgüdüleriydi. Koruma denince herkesi kastediyorum. Küçük şehrin kısıtlarıyla, orta sınıf bağnazlığıyla bir genç kızın isteklerini, hayallerini kesiştirmeden bazen yan yollarla gerçekleştirmesine köprü olurlardı. Sadece bizim aileye has bir olgu olmadığının bütün ailelerde bunun yaşandığının büyüdüğümde farkına vardım. Erkeklere Her Şey Söylenmez aslında bu geçmişten gelen kadınların mottosudur.

Erkeklere Her Şey Anlatılmaz ilk kitabınız. Yazarlık adına ilk ve en önemli eşiği bir öykü kitabıyla atlatmış oluyorsunuz. Bununla birlikte edebi dünyaya yabancı değilsiniz.  Öyküleriniz çeşitli dergilerde ve kültür sanat internet sitelerinde yayınlanıyor. İlk olarak şunu sormak istiyorum: Kitap içindeki öyküler çeşitli mecralarda yayınlanan öyküleriniz mi yoksa bu öyküleri ilk defa mı okuyucularla buluşturuyorsunuz? Ve bu soruya cevabınıza istinaden bir öykü kitabı oluşturma fikri ilk olarak nasıl oluştu kafanızda?

Kitabımda daha önce yayınlanmış ve beğenilmiş öyküler de var, kitapla beraber okuyucu önüne çıkanlar da. Mesela Kumrular öyküsünü pek çok dergiye gönderdim ama müstehcen bulunduğu için yayınlanmadı. Abdullah Aşçıyı Aramak dergide yayınlanmak için çok uzundu, kitapta yerini buldu. Kitap bir hayaldi aslında, umutlu da değildim çünkü çok yoğun ve seyahati olan bir işim vardı yirmi yıl boyunca. Dosya oluşturmam uzun sürdü. Editörüm Zarife Biliz’le yaklaşık altı ay çalıştık. Kitapta ve benim üslubumda büyük katkısı var. Sekiz Mart’ta yayınlanmasının da benim için ayrı bir anlamı oldu.

-Kitabınızda 16 öykü var. Öykülerin bende bıraktığı ilk izlenim zamanın hızla uçup gittiği ve insanların belli bir yaştan sonra bu durumdan dolayı paniklemeleri, korkmaları . Buna istinaden insanların kişisel hayatların değiştirdiği yönler, yollar, yordamlar. Yani mesela Eskisi Gibi Olabilecek Miyiz Madam? ya da kitabın ikinci öyküsü Yalnızlık Öldürür. Hatta Şiir Neyi İyileştirir? Her üç öykü de karakterlerin zaman karşısında bir noktada ne yapacaklarını bilemediğini görüyoruz. Kaybedilen zaman, kaybedilen duygular, kaybedilen insanlar… Ne dersiniz? Zamanla evrilerek, değişerek bu noktaya mı geliyor insan hikayeleri?

Şiir Neyi İyileştirir’de, kederle hainleşmiş küçük bir kuşum der kahraman, sevdiği birisine yaptığı kötülüğe karşı bir günah çıkarmadır bu, af diler bu sözüyle, kalbini kırdığı kişiden onu anlamasını ister. Aslında af dileme olayların olduğu genç yaşında yapılmamıştır. Kahraman artık ellili yaşlara dayanmıştır ve bu söz o yaşın sözüdür. Ölüm haberiyle dile gelen çok geç bir af dilemedir.

Eskisi Gibi Olabilecek Miyiz Madam’da genç anne Madam’ın kaybedişine tanıktır ama yine de tam anlayamaz onu. Yalnızlık Öldürür’de zamanla yaşanmışlıklarla kaybedilen sevginin yerine konmak istenen şeyleri anlatmaya çalışır.

İnsan hep yalnızdır diye düşünürüm, etrafı insanlarla,onu sevenlerle çevrili olsa bile. Çocukken, gençliğimizde bunun farkına varamayız. Zamanın ağır eli önce yavaş sonra hızlanan bir tempoda ama her daim öldürerek sever bizi. Birden farkına vardığınız anlar olur, o anları yakalamaya çalışıyorum öykülerimde.

Öykülerinizde ilişkilerin en önemli unsuru olan cinselliği genelde kadın karakterlerin bakış açılarından ele almışsınız. Fakat bu öykülerde cinsellik düz ve kadınların “kabul etmesi gerektiği” gibi değil de, tırnak içinde ifade edersem, “kadınlar cinselliği böyle de yaşayabilir” şeklinde ele alışınızı güzel buldum. Yine Yalnızlık Öldürür öykünüzden örnek vereceğim. Sosyal bir sitede tanıştığı hiç tanımadığı bir adamla otel odasında buluşan bir kadın söz konusu.  Nihan karakteri yeni dönem kadın portatifine (evli, çalışan, ayakları üzerinde duran) örnek göstermek amacıyla, kadınlar da artık erkekler gibi bir cinsellik anlayışına sahip olabilir yaklaşımıyla mı ortaya çıktı? Üstelik öykü de Nihan’ı destekleyen, yapacağı şeyde yüreklendiren bir başka kadın arkadaş profili de var.

Kadınların kendilerini bile isteye hapsettiğine o kadar çok tanık oldum ki. Ellerinde her türlü olanak varken cinsellikten korkarlar. Bu temel bir içgüdüdür aslında genlerle aktarılan zarar görme korkusudur. Bir de ne yazık ki cinsellik tek başına bir gereksim değildir kadınlar için. Ne yazık ki diyorum gecelik ilişki için bile tam paket beklenti içindedirler. Tam paketten kastım neredeyse evlenecek, ömrünü onunla geçirecekmiş gibi seçici olurlar. Böyle olunca o ilk adım atılamaz bir türlü. Erkeklerden bu farkımız özgür hareket etmemizi engeller. Bu nedenle kadın cinselliği benim için çok önemli bir konu. Aile Sofrasında kimsenin dikkate almadığı Süreyya bile kendi saçlarını okşar. Kapıcının ter kokusu bile içinde bir yerlere dokunur. Kadınlar cinselliklerinden utanmadıkları gün bu konu hakkında yazmayı bırakacağım.

-Kadınların erkeklerle olan ilişkisi değil de, kadınların kadınlarla olan iletişimi, ilişkisi toplumun davranış kalıplarını ortaya çıkarıyor gibi gelir hep bana. Mesela Erkeklere Her Şey Anlatılmaz öykününüz bir nine (yaya) ile torunu arasındaki o yarı gölgeli, gizem dolu ilişkisi. Hep erkeklerle kadınlar arasında bir takım meseleler varmış ve bunlar hiç çözülmeyecekmiş gibi gelir ya, aslında mesele kadınlar ile kadınlar arasında cereyan ediyor, ne dersiniz?

Kadın kadının kurdudur sözüne hiç inanmam, kadınların birbirini koruyup kollladığını düşünürüm. Kadınların meselesi ne yazık ki erkeklerdir. Bu güçsüzlüğümüz ya da bize dayatılan mıdır bilmiyorum. Kadın onaylanma arzusundan ya da zayıflığından kurtulduğunda bu prangayı da çıkarır. Bu kurtuluşta ona en büyük yardımı yine hemcinsleri yapacaktır.

Öykülerinizi olaylar üzerine değil de daha çok karakterler üzerine kurgulamışsınız. Onların bakış açılarını, tercihlerini, yapmak istediği şeyleri, hayallerini okuyoruz. Olaylar tüm bunlar üzerine şekilleniyor. Sizin için öncelikle karakter yaratmanın daha önemli olduğunu düşündürdü bu bana. Karakterler olmasa yani seçimler, tercihler, şartlar, düşünceler, duygular.., olaylar da olmazdı diyebilir miyiz? Öyküleri kuvvetli kılanlar karakterler mi oluyor öncelikle?

Evet kahraman benim için en önemli unsur, ama öyküyü öykü yapan da olaydır. Kahramanınız inandırıcı değilse okuyucunun gözünde canlanmıyorsa öykü çöker. Elini Tut da zenne olmak isteyen temizlikçi İsmail’in Seniha Hanımın önünde yaptığı dans sahnesi için bir sürü video izledim. Üstelik İsmail amatördü ama komik duruma düşürmemeliydim. Hem Seniha Hanım hem de okuyucu sempatik bulmalıydı onu. Detaylar kahramanı canladırıyor, ona vücut bulduruyor. Unutulmaz film kahramanları gibi kahramanlarım olsun isterim. Madam gibi.

Öykülerdeki karakterler çok çeşitli. Gündelik hayatımızda  birlikte yaşadığımız insanlar onlar. Yoğun tempoyla çalıştığınız ve çok insanla muhatap olduğunuz bir işiniz var. Öykülerdeki karakterlere baktığımda, bu karakterler üzerinden belli başlı temalar -zaman kavramı, ölüm, yaşlılık, mutsuzluk vb- işlenmiş olsa da hareket halinde ve hala hayata tutunma gayreti olan karakterler yaratılmış. Bilinçli olarak mı seçtiniz bunu? Yani onca insanla muhatap olup tanıdıktan sonra tam da böyle karakterler ve onların hikayelerini yazmak istedim mi dersiniz?   

Farklı insanlar farklı yaşamlar her daim ilgimi çekmiştir. Meraklı bir yapım var, insanın bir davranışı neden yaptığını, altında yatan güdülerini bilmek isterim. Bu herhalde psikiyatrist olmak isteyip de olamayışımdan kaynaklanmış olabilir. Üzerinde çok düşünürüm, öyküye dönüşür sonra. Yani zamanla oluşan birikim değil rastladıkça önüme düştükçe yazdım öyküleri.

Bir hastanenin yöneticiliğini yapıyorsunuz ve tam da böyle bir dönemde, dünya genelinde pandeminin ilan edildiği, sağlıkçıların ön plana çıktığı, hayati anlamda değer kazandığı bir dönemde yine çok değerli olan edebiyat alanında kitabınız da yayınlanmış oldu. İnsanlar hiç okumadıkları kadar kitap okumaya başladılar, kültür sanata,  bilime, sağlığa önem vermeye başladılar.  Hem bununla ilgili duygularınızı öğrenmek isterim hem de bu dönemi sizce nasıl atlatabileceğiz, atlatabilecek miyiz? 

Erkeklere Her Şey Anlatılmaz 8. Mart’ta yayınlandı. Dünya kadınlar gününde yayınlanmış olması beni çok mutlu etti. Ardından pandemi sürecine girildi ve kitapevleri kapandı. Pek çok tanıdığım internet üzerinden kitaba ulaşmaya çalıştı ve sorun yaşadılar. Yine de ciddi sayıda okura ulaşması mutlu etti beni. Covid le beraber bence içe dönüş, hayatı sorgulama ve yaşamın değerini bilme konusunda gelişme gösterdik. Hayatımın en yoğun dönemiydi ve tek derdimiz etraftan ölüm haberleri gelirken personelimizin sadece sağlık emekçileri değil aynı zamanda temizlik, güvenlik, teknik velhasıl bir hastaneyi ayakta tutan kim varsa hastalanmadan hizmet verebilmesini sağlamak ve hastalarımızın hayatını kurtarmaktı. Hayatım boyunca unutamadığım bir deneyim oldu. Beni olgunlaştırdı. Türkiye iyi bir sınav verdi ama hızlı unutma derdinden muzdaribiz her zaman. Burada da aynı şeyi yaşadık, fazla hızlı bir normalleşme dönemine girdik. Korunmaya devam.

Teşekkür Ederim.

Ben teşekkür ederim. Sağlıkla kalın