Ekolojik emperyalizm, tamamı ile doğanın ve canlıların sömürüsü üzerine kurulan bir sistem olarak var olmuştur. Ancak burada iki özne, sistem içinde sistemin varlığını sürdürecek ana öznelerdir: Doğa ve kadın. Dolayısıyla sistemin üretim ve tüketim üzerine kurulduğu gerçeği ve bu gerçeğin yansıması olarak doğa ve kadının sömürüsünün zorunluluğunu getirmesi aynı zamanda ekofeminizm kuramının temelini oluşturmaktadır.

Sistem üretimi sürekli olarak sürdürmek zorundadır. Üretimin sağlanacağı hammaddenin kaynağı doğadır. Dolayısıyla ekolojik emperyalizm sürecinde doğa sömürüsü üretimin sürdürülebilmesi için zorunludur. Üretimin sürdürülmesi için gerekli olan diğer araç ise işgücüdür. İşgücü olmadan üretimin yapılamayacağı gerçeği, iş gücünü doğuran varlık olan kadının tahakkümünü beraberinde getirmiştir.

Bir diğer önemli nokta ise; feminist teorinin vurguladığı üzere, toplumun tahakküm süreçlerinden ilk ve en çok etkilenen öznenin kadın olduğu gerçeği, bu noktada kadının dezavantajını artırmaktadır. Maria Mies’in Son Sömürge Kadınlar adlı çalışmasında, konuyla ilgili şu detay yer almaktadır: Kadın, toplumsal dönüşümlerin yanında doğanın tahakkümünden de ilk ve en çok etkilenen özne konumundadır. Bu noktada ekolojik emperyalizmin temel sorunları olan iklim değişikliği, suyun metalaşması, gıdanın dönüşümü, monokültür ve tüketim toplumu gibi sorunlardan ilk ve en çok etkilenen toplumsal özne kadın olacaktır. Bu gerçeklikten hareketle ilerleyen bölümlerde, ekolojik emperyalizm sürecinin getirdiği ekolojik sorunlar tanımlanacak ve bunun yanı sıra bu süreç içerisinde kadının yabancılaşma süreci de bu sorunlar dahilinde değerlendirilecektir.

İklim değişikliği ve kadının yabancılaşması

İklim, yerleşik hayatın çok önemli bir parçasıdır. Çünkü insanların (özellikle tarım yapan) tüm hayatları iklime göre yapılanmıştır. Özellikle son yıllarda göze çarpan kuraklık, sel, fırtına, hortum ve tsunami gibi aşırı doğa olaylarının tamamının iklim değişikliğinin bir göstergesi olarak algılamak gerekmektedir. Temel ekolojik yaklaşımın ışığında bu gerçeği görmek zor olmayacaktır; doğa daima bir düzen içindedir ve insan bu döngüyü yok edecek çok ciddi sorunlara yol açan üretim ve tüketim sistemini oluşturan özne olarak doğa ananın iklim değişikliğine verdiği cevapları da anlamlandırmalıdır. Döngünün bozulması ve iklim değişikliği gibi tüm dünyayı etkileyen bir göstergenin göz önüne alınması ile ilk bilinmesi gereken gerçek, iklim değişikliğinin küresel ölçekte ciddi yansımalarının var olacağıdır.

İklim mültecileri*” kavramı, çölleşme, seller, kuraklaşma, tsunami gibi felaketlerin, çevre sorunlarının neden olduğu insan göçü hareketine verilen isimdir. Erozyon, çölleşme, ormansızlaşma, hava ve su kirliliği, su baskını gibi çevresel değişikliklerin, seller volkanlar, toprak kaymaları ve depremler gibi doğal felaketlerin ve sanayi kazaları, radyoaktivite gibi insan kaynaklı felaketlerin yerinden ettiği insanlar “çevresel mülteciler” olarak tanımlanmaktadır. Aynı zamanda küresel ısınma olarak da ifade edilen iklim değişikliği ile yer değiştiren insanları ifade etmektedir.

İklim Değişikliği Dünyaİklim değişikliğinin önemli sonuçları ve sorunları başında gelen kuraklık olgusu, tarım ve toprak ile en yakın canlıları önemli ölçüde etkileyecektir. Salt bu örnekten yola çıkarak kadınların iklim değişikliğinden etkilenecek temel özne konumunda olduğu inkar edilemeyecek bir gerçektir. Çünkü kadınlar, toprakla en yakın ilişkiyi kuran toplumsal varlıktır. Dolayısıyla yaşam alanlarının tahrip olması, tarım arazilerinin yok olması (ya da iklim değişikliği ile artık üretim yapılamayacak hale gelmesi) ve tüm bunların genel sonucu olarak yoğun göçlerin başlaması gibi öngörülebilecek genel sorunlardan şüphesiz ki ilk etkilenecek olan toplumsal özne kadınlardır.

Suyun metalaşması ve kadının yabancılaşması

Ekolojik emperyal sürecin temel sonuçlarından biri olan suyun bir yaşam kaynağı olmaktan çıkarılıp, bir meta haline dönüştürülmesi sürecidir. Bu noktada akarsular üzerine set kurularak baraj yapılan ve enerji üretilen, çeşmelerden akan ve yaşamın kaynağı olan suların ise pet şişelere hapsedilerek bir ticari malzeme olarak görülmesi bu sürecin tam olarak tanımlanmasıdır. Bu noktada suyun temel bir insan hakkı olduğu gerçeği bu metalaştırma sürecini dışlamakta ve dünyanın birçok yerinde özellikle kadınların su kaynaklarının özelleştirmelerine karşı başkaldırılarına sahne olmaktadır.

Vandana Shiva’ya göre; “belirli bir ekosistemin su varlığı, bölgenin iklim, fizyografi, bitki örtüsü ve jeoloji özelliklerine bağlıdır. Bu seviyelerin her birinde, modern insan doğayı hor kullanmış ve onun suyu alma, soğurma ve depolama kapasitesini tahrip etmiştir”. Ekofeminist düşünceye göre suyun metalaştırma süreci kadının da tahakkümünü içermektedir. Bu noktada suyun metalaştırılmasına karşı duruşlarda kadınların sayıca fazlalığının göze çarpmasının yanı sıra ön saflarda yer almaları yadsınamaz. Kadınlar, doğanın bir parçası olan suyun metalaşmasına karşı duruşlarını ortaya koyarken aynı zamanda kadın üzerindeki tahakküme de başkaldırmaktadır.

ekofeminizm 1Gıdanın dönüşümü, monokültür ve kadının yabancılaşması

Gıdanın dönüşümü olarak ifade edilen süreci ekolojik emperyalizm sürecinden ayrı tutmak doğru olmayacaktır. Gıda dönüşümü olarak belirtilen ve doğada çeşitliliği yok etmesinin yanı sıra fikri mülkiyet adı altında kadınların gıda üretiminden dışlanması sürecini de içermektedir.

Shiva’nın ifadesiyle; “Kadınlar dünyanın ilk gıda üreticileri olarak, besin zincirinde gerçekleştirdikleri işlerle küresel Güney’deki gıda üretim sistemlerinde merkezi rol oynamıştır ve oynamaya devam etmektedir. Evrimi dört ila beş binyılı bulan dişil tarım bilgisinin dünya çapında bir avuç dolusu beyaz erkek bilimci tarafından yirmi yıldan kısa süre içinde tahrip edilmesi, sadece kadınların birer uzman olarak konumunu sarsmakla kalmamıştır; zira tarımın doğanın yenilenebilirlik sistemine göre modellenmesiyle ilişkili bir uzmanlıktır kadınlarınki. Kadınların uzmanlığının yok edilişi, doğaya has süreçlerin ekolojik tahribatıyla ve kırsal bölgelerde yaşayan yoksul insanların sürüklendiği ekonomik yıkımla da at başı gitmiştir.”

Bu verilerin ışığında kadınların toprak, gıda, su ve tarım ile kurduğu üretim ilişkisinin fikri mülkiyet temelinde yok edilmesi ve kadınların gıda üretim sürecinden dışlanması, aynı zamanda kadınların bir felakete sürüklenmesini ve doğanın yenilenebilirlik ve çeşitliliğinin kaybedilmesini karşılıklı olarak içermektedir. Bu noktada toprağa ve gıda üretimine yabancılaşan kadının, ekolojik emperyalizmin tahakkümünde eritilmiş bir özne olarak göze çarptığını okumak mümkündür.

Tüketim toplumunda kadının yabancılaşması

Şehirleşme süreci, insanların topraktan koparılması süreci ile paralel olarak ilerlemiş bir süreçtir. Topraktan kopuş süreci aynı zamanda üretimden de kopuşu ifade etmektedir. Dolayısıyla tüketim toplumu üretimden arınmış, tüketime endeksli bir hayatın diretildiği bir toplumu bizlere işaret eder. Kadının bu süreç içerisinde ciddi rol oynadığı kaçınılmaz bir gerçekliktir. Kadın tüketim toplumuna geçiş sürecinde üretimden dışlanan toplumsal özne olarak tüketime mahkum edilmiş toplumsal özne konumuna itilmiştir. Bu durumda kadınların tüketimi esas alınarak şekillenen ve kadın tüketim taleplerinin dahi metalaştığı bir süreç ile karşı karşıya bırakıldığını görmekteyiz.

Bunun en temel göstergesi çağın en büyük tüketim noktalarını oluşturan alışveriş merkezlerinde (AVM’ler) oluşturulan dizayn, kadınların taleplerine göre şekillenmektedir. Dolayısıyla ihtiyaç yerine fazlasını satın almak, üretim yerine tüketim ve metalaşma sürecinin tam da orta yerinde kalan bir kadının öyküsü tüketim toplumunun temel yapıtaşını oluşturmaktadır. Tüm bunlar, kadının özünde var olan üretkenliğine yabancılaşması anlamına gelmektedir.

Kaynaklar

  • Vandana Shiva- Özelleştirme, Kirlenme ve Kar: Su Savaşları
  • Vandana Shiva- İnadına Canlı
  • Derleyeni Emet Değirmenci olan Kadınlar Ekolojik Dönüşümde adlı eserden Filiz Telek’in Kadın, Toprak ve Yemek adlı makalesi.
  • Olcay Ziya’nın Türkiye Barolar Birliği Dergisi’nin 99. Sayısında yayınlanan Mülteci Göçmen Belirsizliğinde İklim Mültecileri adlı makalesi.
  • Maria Mies- Son Sömürge Kadınlar

***

İklim mültecileri hakkındaki “İklim değişikliğinin karanlık yüzü: İklim Mültecileri”
ve
İklim değişikliğinden en fazla kadınlar etkileniyor” başlıklı yazımıza da bakmak isteyebilirsiniz.