Evlenmeye karar vermiş olduğum andan itibaren, aslında aklımda olan tek şeyin hayatımda meydana gelecek olan değişiklikler olduğunu fark ettim. Evlilik ile ilgili belki de yüzyıllardır söylenen klişe laflar beynimin içerisinde dönüp dururken, ısrarla bir noktaya takılıyordum. Evlililiğin aşkı öldürmesi, çok gecikmeden çocuk sahibi olmam gerektiği (zira beklemenin bir anlamı yokmuş ve çocuk hayatı yaşamaya engel değilmiş, test edilmiş onaylanmış) falan değil. Soyadım!

Evlendikten sonra soyadıma ne olacaktı? Ya memurun orijinal ve son derece esprili şekilde (!) nikah anında elime tutuşturduğu defterle puf olup uçacaktı ya da nikah başvurusu esnasında doldurmuş olduğum bir dilekçe ile adımın yanında kalmaya devam edecekti. Evlendikten sonra medeni halimin değişmesi haricinde soyadım da değişmiş olduğu için evrak işleriyle uğraşmam, tüm resmi kayıtlarda soyadımı değiştirmem gerekecekti. Hem de ben bunları yaparken, sevgili kocam yeni eşyalarla dolu evimizde ayaklarını uzatmakla meşgul olacaktı. Neden?

Kafamın içerisindeki “Neden?” sorusuna bir cevap bulamadım elbette. Ancak, araştırdığım kadarıyla bunu sorgulayan kişi yalnızca ben değildim. Geçmişe gittiğimde, Amerikalı yazar Charlotte Perkins Gilman’ın 1915 yılında yazmış olduğu “Herland” isimli romanında bu konuyu kısa ve öz bir şekilde ifade ettiğini gördüm. Evet yıl 1915!

Kaynak: Huffington Post

Gilman’ın Otonom Yayıncılık tarafından yayımlanan ve Türkçeye “Kadınlar Ülkesi” ismiyle geçen kitabının 198. sayfasında bir anda elime kalemi alarak altını çizme zorunluluğu hissettiğim, hatta dayanamayıp bir de sayfanın kenarını katladığım satırlarla karşılaşınca garip duygular hissettim. Bundan yaklaşık yüz yıl önce de benimle aynı şekilde düşünen kadınların olması her ne kadar hoşuma gitse de, yüz yıl sonra da aynı şeyleri düşünmek zorunda bırakılmak açıkçası moral bozucuydu.

(Kitaba dair alıntı yapmadan önce kısa bir açıklama: Kafalarında kadınlara dair önyargılar bulunan üç erkek, yalnızca kadınların yaşadığı “Kadınlar Ülkesi”ne gider. Kalıplaşmış düşüncelere sahip olan bu erkeklerin kadınlarla kurmuş oldukları ilişki, her toplum tarafından kadın – erkek arasında keskin sınırları çizilmiş olan konuların irdelenmesini sağlar.)

Celis aniden, “Kadınlarınızın evlenmeden önce isimleri olmuyor mu?” diye sordu.

“Elbette var.” diye açıkladı Jeff. “Kızlık soyadları, yani babalarının soyadları var.”

“Peki o soyada ne oluyor?” diye sordu Alima.

“Onları kocalarınınkiyle değiştiriyorlar tatlım.” diye yanıtladı Terry.

“Değiştirmek mi? Kocalar da karılarının ‘kızlık soyadları’nı mı alıyorlar?”

Terry gülerek, “Ah, hayır.” dedi. “Erkek kendi soyadını taşımaya devam eder ve bunu karısına da verir.”

“Yani kadın basbayağı kendi soyadını kaybedip yenisini alıyor, ne kadar sevimsiz! Biz bunu yapmayız!” dedi Alima kararlılıkla.

Terry bu konuda esnekti. Alima’nın neredeyse kendisininki kadar esmer ve güçlü elini eline alarak, “Ne yapıp yapmayacağınız umurumda değil. Yeter ki şu düğün en kısa zamanda olsun.” dedi.

Celis de, “Bize bir şeyler vermeye gelince… Elbette bunu istediğinizi görebiliyoruz ama veremediğimiz için de memnunuz.” diye sürdürdü konuşmasını. “Bakın, sizi sadece kendiniz olduğunuz için seviyoruz. Sizden hiçbir şey ödemenizi istemeyeceğiz. Kişisel olarak ve sadece birer erkek olarak sevildiğinizi bilmek size yetmez mi?”

Kişisel olarak ve sadece bir erkek olarak sevilme konusunun irdelenip yasal düzenleme haline gelmesini de isterim tabii ki. Ancak bu aşamada durum pek parlak görünmüyor. Evlendikten sonra kendi yalnızca kendi soyadını kullanmak isteyen kadınlar için bir çözüm var elbet, ancak bu çözüm de dava açmaktan geçiyor. Yani yalnızca basit bir dilekçe sunarak, evlenen kadının kendi soyadını kullanmaya devam etmesi hukuken imkansız!

Ben de, tüm imkansızlıklara rağmen kendi soyadını kullanmak için dava açmaya karar veren o azınlıklardanım. Evlilik ve düğün süreçlerini oldukça yoğun yaşadığım için de soyadı konusunda eş, dost ve akrabadan birçok soruya maruz kaldım. Ve… durmadım, kim sorarsa sorsun ona bombayı patlattım; dava açıp kendi soyadımı kullanacağımı söyledim. Bana evlendikten sonra soyadımın ne olacağını soran herkese ama herkese bu cevabı verdim; insanların yorumları konusunda o kadar merak içerisindeydim ki, bazen soyadımın akıbetinden bahsetmeyen insanlara bile soru sormaları için konuyu kendim açıyordum. Duyduğum bazı yorumlardan bahsetmek istiyorum;

“Eşin izin veriyor mu dava açmana? Kızmayacak mı sana?”

“Aynı soyadını taşımadığınız için ileride çocuğunuzun sorun yaşayacağını düşünmüyor musun? Bu durumu okuluna ve arkadaşlarına nasıl açıklayacak?”

“Soyadı konusunu çok fazla kafana takmıyor musun? Basit bir prosedür sadece. Kadın – erkek eşitliğiyle, feminizmle ne alakası var ki?”

“Soyadı konusuna bu kadar fazla takılacağına kadınlar için başka şeyler yapsan olmaz mı? Mesela ne kadar çok kadın cinayeti var…” (Durun, ben gelecekte yaşanacak tüm kadın cinayetlerini durdurup geliyorum, harika bir tavsiye oldu bu!)

“Madem soyadını da almak istemiyorsun, neden evleniyorsun ki?”

“Erkek arkadaşın senin bu kadar feminist olduğunu biliyor mu? Yorumu ne konu hakkında?”

“Bu kadar erkek düşmanı birisi nasıl evleniyor anlamıyorum gerçekten.” (Feminizmin “erkek düşmanlığı” olup olmadığı konusuna da içimde her zaman tazeliği koruyan o şaşkınlıkla girmek isterdim; ancak başka bahara.)

Bazı insanlar ise yorum yapmayı tercih etmedi, yüzüme acıyan bir ifadeyle baktılar sadece. Onlara göre konu yorum yapmaya bile değmezdi çünkü. İşin ilginç yanı ise, bu yorumların çoğunu kadınların yapmış olması. Eğer ben de bir kadınsam; ailesel ve kişisel faktörler haricinde aynı toplum içerisinde büyüdüysek, aynı okullara gidip aynı bölümü okuduysak (hukuk fakültesi) o zaman bu denli farklı düşünmemize neden olan şey neydi?

Evlilik ve soyadı olayına bir de düğün süreci üzerinden bakmak isterim. Düğün günü otelde hazırlanan gelinin sırtında “Mrs. ……” şeklinde müstakbel eşinin soyadının yazdığı beyaz saten bir sabahlık vardır. Bu yazının görünmesi için onlarca fotoğraf çekilir. Damat tarafı fotoğrafları ise birazcık daha esprili (!) olabilir; erkek arkadaşların damadı düğünden kaçırmaya çalışması temalı mesela… Hatta gelinin damadı kravatından tutup çektiği bir kare.

Neden bilmiyorum, bu tarz anlardan fazlasıyla zevk alan tanıdıklarım oldu; niyetim her ne kadar kimseyi yadırgamak olmasa da, evliliğin erkek tarafından asla istenmeyen bir müessese olması, ancak kadın tarafından ikna edilen bir erkeğin evlenebileceği şeklindeki görüşlerin hala baskınlığını koruması sebebiyle, gerçekten eğitim sahibi ve ayakları üzerinde duran bir kadının eşinin soyadını almak için bu denli hevesli olmasını, hatta nikahın ertesi günü tüm sosyal medya hesaplarında soyadını değiştirmesinin nedenini gerçekten anlamak istiyorum.

Belki de, eski düşüncelere takılıp kalan benimdir. Sonuçta 1915 yılında yazılmış olan bir kitapta yazanlarla aynı şeyleri düşünüyorum. Zaman değişmiş, sadece birer erkek olarak sevildiğini bilmek erkekler için yetersiz; bambaşka bir soyadı almak ise kadınlar için fazlasıyla sevimli olmuştur. Kim bilir?…

Başlık GörseliOver it, Kelly Reemtsen