“Doğa her zaman en iyisini gösterir” sözü boşuna söylenmemiş. Şu sıralar Van’da gerçekleşen inci kefalinin yumurtlama göçü, en iyinin muazzam bir gösterisi niteliğinde.

Yaklaşık 200 bin yıl önce Nemrut Dağı henüz aktifken Bitlis Vadisi üzerinden Muş çukuruyla bağlantılı olan Van Gölü ya da antik yunan coğrafyacılar tarafından verilen adıyla Arsissa Lacus, Nemrut Dağı’nın patlayıp Bitlis Vadisi’ni doldurmasıyla bugünkü yakın halini almıştır. İşte o tarihten beri o eşsiz rengi ve içerisindeki sayılı canlı ile haritanın sağ alt köşesine yakın bir yerde durmaktadır. Çoğu noktası el değmemiş olsa bile artık yavaş yavaş inşaat ve asfalt talanı tehdidiyle yüz yüze. Bu tehditlere rağmen güzelliklerinin yok edilemediğinin de altını çizmek gerekir. Gerek adaları gerek kıyılarıyla bizi büyülemeye devam ediyor.

Yakın bir tarihe kadar içerisinde canlı yaşamadığı iddia edilse de (aslına bakarsanız düpedüz cehalet örneği) muazzam bir canlıya ve onun yaşamasına destek olan mikroskobik canlıcıklara sahip. Bu canlı; inci kefali. Bilimsel adı Alburnus tarichi olan inci kefali, sazandan ziyade tatlı su kefaline benzediği için kefal adını almış. Yöredeki ismi ise Van balığı. Yerel tartışmaları ve yöresel isimlendirmesini bir kenara bırakırsak inci kefali diyebiliriz. Zaten İngilizcesi de buna istinaden pearl mullet olarak biliniyor.

Güzelliklerden söz etmişken bu güzelliklerin bir bütün olduğunu da belirtmekte fayda var. Endemizmin bir hayli yüksek olduğu Van Gölü havzasında yer alan en büyük gölde yaşayan balık da haliyle endemik. Yani sadece Van gölü havzasında yaşar. 1985’li yıllarda Van Gölü’nün küçük kardeşi olan Erçek Gölü’ne de bırakılmış. Bunun dışında çevredeki akarsularda ve barajlarda da inci kefaline rastlamak mümkün.

En belirgin özelliği ve balığı da bu kadar özel yapan bir diğer olay ise gerçekleştirdiği kitlesel göç hareketi. Göl çevresindeki irili ufaklı tüm akarsulara nisan-temmuz ayları arasında kitlesel olarak göç ediyor. Bu sürelerde Van Gölü çevresinde bulunabilirseniz bu muazzam olayı izleyebilirsiniz.

İnci kefali 4
(Fotoğraf: Sedat Gündoğdu)

İnci kefali diğer kitlesel göç yapan somon balıkları gibi ölmüyor. Yani üreyen balık göle geri dönüyor. Daha sonra ortaya çıkan yavrular da belli bir süre akarsularda takıldıktan sonra göle geri dönüyorlar. Tabii öncelikle balığın üreyebilmesi lazım. Çünkü balığın üreme göçü esnasında temel düşmanı olması gereken, martı ve yılan gibi hayvanlar uzun süre sadece fotoğraflara konu olan birer enstantane durumundaydı.

Her şeyi olduğu gibi bu balığı da ihmal etmeyen bir başka düşman vardı, o da insan. Normal dönemdeki avcılık neredeyse yapılmıyor, tüm avcılık üreme döneminde yapılıyordu. Yakın zamana kadar üreme dönemi avcılığı –ki bunun adı avcılık olamaz- tüm avcılığın yüzde 80’ini kapsıyordu. Artık bu durum böyle değil. Hâlâ üreme dönemi avcılığı yapan insanlar mevcut ancak eskisi kadar aleni yapılamıyor. Normal dönemde yapılan avcılığın da alışık olduğumuz aşırı avcılık boyutunda olmadığını söyleyebiliriz. Detayını merak edenler Doğa Gözcüleri Derneği’ne veya Prof. Dr. Mustafa Sarı’ya ulaşabilirler. Balığın gardı Doğa Gözcüleri Derneği, Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencilerinin oluşturduğu Gönüllü İnci Grubu ve tüm bu ekibin duayeni ve yol göstericisi Prof. Dr. Mustafa Sarı tarafından alınmış vaziyette.

İnci kefali
İnci Kefali (Fotoğraf: Sedat Gündoğdu)

1994 yılında IUCN tarafından tehlike altında olarak rapor edilmiş bu balık, tüm bu ekibin çabasıyla artık tehlike altında olmaktan çıkmış ve her gün biraz daha iyi bir konuma doğru ilerliyor. Ancak temel problem korumanın büyük çoğunluğunda kolluk güçlerinin aktif olması. Çünkü bu, vatandaşın henüz istenilen düzeyde balığı sahiplenmemiş olduğu anlamına geliyor. Bunun da zamanla değişeceğinden hiç şüphemiz yok. Bunun belirtilerini ise bölgeye gittiğinizde bireysel olarak balığın sahiplenilmesi gerektiğinden bahsedenlerle karşılaşmamız. Buna karşın ellerinde poşetlerle “bu kadardan bir şey olmaz” diyerek balığı avlayanlar olduğunu da ekleyelim.

Burada bahsettiğimiz göç olayı tarif edilemeyecek kadar harika bir görsel şölen sunuyor. Milyarlarca balığın bir anda buldukları tüm derelerde, akıntının tersi istikamette yüzmesi gerçekten hayal gücünün sınırlarını zorluyor. Her türlü engeli zıplayarak ya da başka yollarla aşmaya çalışan bu balıklar bize görsel şölenin ötesinde başka şeyler de sunuyor. Gösteri toplumunun bir parçası olmadıkları gerçeğini düşündüğümüzde aslında yapmadıkları tek şey bize bir gösteri sunmak. Yılmadan, tekrar tekrar deneyen bir azim ve kararlılık söz konusu. Doğal seçilimin de alenen ortada olduğu başka bir örnek yok desek yeridir. Çünkü yumurtasını en uzağa bırakan yaşama şansı en fazla olanlar. O kadar mesafeyi kat etmeyi başaranlar ise en sağlıklı genleri taşıyan bireyler.

Doğa korumacılığı için iyi örnekler nedir sorusunun cevabı, bugün Van Gölü ve çevresinde vücut bulmuş bir şekilde işliyor. Balıklar üreme dansını insana rağmen insanla birlikte gerçekleştiriyor. Siz de bu dansa ortak olun ve eşlik edin.