Okuma süresi: 5 dakika

Ozan şarkıcı geleneğinin yaşayan en büyük isimlerinden biri Neil Young, müzisyenliği kadar özellikle doğayı koruma ve barış konularındaki ödün vermez duruşu ve aktivistliği ile de tanınan bir sanatçı. Çevreye, insana, doğaya ve tüm canlılara karşı barbarlığın fütursuzca devam ettiği günümüzde Neil Young 70 yaşının getirdiği bilgelikle halen yolumuza ışık olmayı sürdürüyor.

Çağımızın müzik dünyasındaki en büyük hikâye anlatıcılarından ve yaşayan efsane tanımlamasını her şeyiyle hak eden Neil Young, 12 Kasım 1945’de Kanada’da doğdu. Kırılgan, ince ve naif sesiyle özdeşleşen farklı vokal tarzı, kendine özgü elektrik gitar çalışı ve akustik yorumlardaki başarısıyla da Kanada’nın dünya müziğine en büyük armağanlarından biri olan Young, 12 Kasım 2015 günü 70 yaşına bastı.

Neil Young 2

Rock müziğin isyankâr bilgesi Neil Young’ın müzikal kariyeri 60’larda Kanada’nın Winnipeg şehrindeki liselerde çalan The Squires adlı küçük bir grupla başladı. Neil Young sonra düşlerinin peşinde gitti, hayalini gerçekleştirip dünya çapında bir grup kurabilmek, profesyonel bir müzisyen olarak kariyer yapabilmek için rock’n’roll sahnesinin çok gelecek vadetmediği Kanada’yı terk etti. İstikamet komşu ülke ABD idi. 1966’da Buffalo Springfield grubuna girdi. Young, ilk solo albümünü ise 1968 yılında çıkardı. Bu albümde özellikle “The Loner” ve “The Old Laughing Lady” parçaları onu geniş kitlelere ilk tanıtan şarkılar oldu. 1969’da ileride pek çok kez beraber çalışacağı ve albüm yapacağı grup Crazy Horse‘la “Everybody Knows This Is Nowhere” albümünü yayınladı. Bu iki albümünde elektrik gitara ağırlık veren Young, 1970 yılında ise daha çok akustik çalışmalara yöneldi, efsane albümlerinden biri olan “After the Gold Rush” bu dönemde çıktı. ABD’nin Güney eyaletlerindeki ırkçılığı eleştiren “Southern Man” de bu albümde yer alıyordu ve Young’ın sola meyilli siyasal duruşuyla ilgili ipuçlarını da fazlasıyla veriyordu.

Neil Young 3

Rock tarihinin başyapıt albümü: Harvest

1972 yılında yayınlanan “Harvest” ise tüm zamanların en iyi albümleri listesinde her zaman ilk sıralarda yer verilen bir albüm oldu. “A Man Needs A Maid”, “Old Man”, “Alabama”, “The Needle And The Damage Done” ve “Words Between The Lines Of Age” gibi şarkılar folk ve rock müziğinin en bilinen şarkıları arasına adlarını yazdırdılar. Young, hiçbir zaman çok büyük satış rakamlarının peşinde olmasa da bu albüm satış rekorları kıran bir albüm haline geldi.

Fakat Young’ı bu başarı bir yandan da rahatsız ediyordu. Rolling Stone dergisine verdiği bir röportajda “Çok satanlar ve benim yaptığım müzik arasında dağlar kadar fark var. Eğer ikisi ortak bir noktada buluşuyorsa bu bir tesadüftür” ifadelerini kullanmıştı. Sonraki dönemlerinde zaten bu albüme göre daha karanlık, depresif ve deneysel bir çizgide devam etmesi belki de bu rahatsızlığının bir izdüşümüydü. Sonrasında yayınladığı üç albüm “Time Fades Away”, “On the Beach” ve “Tonight’s the Night” ticari anlamda önemli başarılar elde edemedi.

1989 tarihli “Freedom” albümü elektrik gitar ağırlıklı şarkılardan oluşan bir albümdü ve bu albümde yer alan bir Amerikan rüyası eleştirisi olan “Rockin’in The Free World” şarkısı Neil Young denince belki de akla gelen ilk şarkı haline geldi. Young, bu şarkıda Amerikan rüyasını eleştirirken özgür bir dünya düşünü de haykırıyordu.

2006 tarihli “Living With War” albümü ise geçen onca yılda Young’un protest kimliğinden en ufak bir ödün bile vermediğini gösteriyordu. Bu albümde özellikle Irak Savaşı için Amerikan Hükümeti’ne çok ağır eleştirilerde bulunuluyordu.

Neil Young, Bob Dylan örneğindeki gibi kariyerinde farklı dönemler yaşamış, farklı yönlere savrulmuş bir müzisyen. “Harvest” ve “After the Gold Rush” albümlerindeki soft country balladlardan, kariyerinin ilk yıllarında Crosby, Stills & Nash ile yaptığı psychedelic rock parçalara, Crazy Horse grubuyla kaydettiği “Everybody Knows This Is Nowhere” ve “Zuma” albümlerindeki gibi cayır cayır blues rock’tan 80’lerdeki new wave denemelerine kadar müziğin birçok alanına dokundu. Young’ın müzikal yolculuğu kesinlikle tek bir çizgide ilerlemeyen bir yolculuk oldu. Bu yolculuk boyunca, lirikler de müzik kadar önemliydi. Neil Young, kesinlikle bir story teller yani hikâye anlatıcısıdır. Amerikan tarihinin 1960 ve 70’lerdeki çalkantılı dönemleri, Woodstock, şöhret, uyuşturucu, hippilik dönemi sonrası büyük hayal kırıklıklıkları ve daha birçok konu. Bunlar hep Neil Young’un dilinde müzikle anlatılan hikâyelere dönüştü. Ama hep vicdanı, isyanı ve de barış özlemini işaret eder şekilde.

İflah olmaz bir aktivist

Young, kariyeri boyunca sisteme muhalif çizgide ve barış yanlısı oldu. Çevreciliği sadece sözlerinde değil eylemlerine de yansıyan, çevreye zarar verdiğini düşündüğü tüm kurum ve kişilere cesurca karşı duran bir isim olan Young bu tutumundan hiçbir zaman ödün vermedi.

Young’ı müzik dünyasında ayrı bir yere yerleştiren en önemli özelliği belki de siyasi, toplumsal ve çevre bilinci, bunlarla harmanlanan protest kimliği idi. Rock müziğin sadece eğlence için olduğu varsayılan 80’li yıllar gibi dönemlerden geçmesine rağmen hiçbir zaman bu protest kimliğinden bir adım bile geri atmayan Young, özellikle Crosby, Stills, Nash & Young döneminde yani Amerika’nın belki de karmaşık yıllarında Vietnam savaşına karşı çıkışın sembolü olan şarkıların altına imzasını attı. “Ohio” şarkısı bunlardan biridir. Bu şarkı, 1970’in Mayıs ayında Kent State’te milli muhafızların Vietnam Savaşı’na karşı çıkan dört öğrenciyi vurarak öldürdüğü kara gün için yazılmış bir şarkı. Şarkıdaki “Four Dead in Ohio” nakaratı adeta bir karşı kültür marşına dönüveriyordu.

Young, bu grup sonrası döneminde de farklı kuşakların vicdanının seslerinden biri olmaya devam etti.

Young aynı zamanda, Willie Nelson ve John Mellencamp ile birlikte Farm Aid adlı Amerika’daki çiftçilerin ailelerine yardım eden konser serisinin de öncülerinden biri de oldu.

Son albümündeki şarkıyla Starbucks’ı salladı

Neil Young’un son albümü “The Monsanto Years” haziran ayında yayınlandı. Albümdeki şarkıların bir bölümü, GDO’nun gelişimiyle paralel olarak büyüyen çok uluslu kimyasal devi Monsanto şirketi ile ilgili. Young, GDO konusunda dünyanın önde gelen markalarını da karşısına almaktan çekinmiyor. Bunlardan biri kahve zinciri Starbucks. Young, Starbucks’ı GDO destekçilerinden olan Grocery Manufacturers Association’a üye olduğu için kendi internet sitesinden boykot ettikten sonra son albümünde de “A Rockstar Bucks a Coffee Shop” isimli de bir şarkıyla kahve zincirini eleştirmişti.

Neil Young internet sitesinden yaptığı açıklamasında, “Ben latte almayayım. Starbucks, Monsanto ile bir olup GDO içeren ürünlere basılacak olan etiketleri kaldırmanın derdine düştü. Grocery Manufacturers Association’ın arkasına saklanarak etiketlerin basılması için çıkarılacak ulusal çapta bir yasayı engellemek adına açılmış bir davaya destek veriyor. İlginçtir ki, yasanın şirketlerinin konuşma hakkına tecavüz olduğunu düşünüyor” diyordu.

Müziğin MP3 ile kalitesizleştirilmesine isyan etti, Pono’yu kurdu

Günümüzde müziğin kötü bir kaliteyle dinleniyor olması da Young’un hep eleştiregeldiği bir konu oldu. Young, MP3 formatının müziği sıkıştırarak ses kalitesini ciddi oranda düşürdüğünü savunan Young, sadece söylenmekle yetinmedi, Pono adlı girişimi hayata geçirdi. Pono ile Young, yüksek ses kalitesini kriter alan kendi müzik servisini yarattı. Sting’den Jack White’a Beck’ten Eddie Vedder’a ve Arcade Fire’a kadar birçok isim de Pono için Neil Young’a destek verdi. 

Mucit yönüyle de farkını ortaya koydu

Karbondioksit emisyonu konusu da Young’un dert edindiği konulardan biri. Young, bu durumu protesto etmek için isyanını turneye çıkmanın da ötesine taşıdı, biyolojik yakıt ve elektrikle çalışan kendi otomobilini icat etti. Young’un diğer bir ayırdedici yönü ise tren maketi hobisi. Young, evinde maket trenlerle devasa bir demiryolu şebekesi inşa etti.

Ve şunun de altını çizmek lazım. Çocuk felci, şeker hastalığı, epilepsi, anevrizma. Bunlar Young’un hayatı boyunca geçirdiği hastalıklar. Young, tüm bu hastalıklara karşı hayatı boyunca mücadele vermek zorunda kaldı ve bu mücadelelerini diğer toplumsal mücadelerle birlikte sürdürdü.

Neil Young aynı Bob Dylan gibi yaşı arttıkça üretkinliğini koruyan müzisyenlerden biri. Hâlâ yeni şarkılar kaydetmeye devam ediyor. Canlı performanslarında da hâlâ verebileceğinin en fazlasını sunmaya çalışıyor. Çevreye, insana, doğaya, tüm canlılara karşı barbarlığın fütursuzca devam ettiği günümüzde Neil Young, 70 yaşının getirdiği bilgelikle halen yolumuza ışık olmayı sürdürüyor.