Neva ile yolculuklarından, “Kenardakiler” oyunundan, Türkiye’de tiyatro yapmanın zorluklarından bahsettik. Birbirinden tatlı üyeleri olan bu topluluk, yalnız ve sevilmeyen çocuk olmanın nasıl bir durum olduğunu anlattı. Sedef Ecer’in yazıp, Mert Öner’in yönettiği “Kenardakiler” oyununu, sezon boyunca izleyebilirsiniz.

Neva’yı kurmaya nasıl karar verdiniz? Ve bir tiyatro kurmanın zorlukları nelerdir?

Yezdan Kayacan: İnsanların uyuduğu saatlerde, altı arkadaş uzun uzun sohbetler eder, yapacağımız işlerin hayalini kurardık. Her birimiz zamanın hızla aktığına ve ardımıza dönüp baktığımızda, iyisiyle kötüsüyle bizi mutlu eden şeyin, yaptığımız işler olduğuna mutabık olduk. Neva, benim için, içine ilk bozukluk atılmış, ilerde salladığımızda şıngırtısıyla bizi mutlu etmesini umduğum bir kumbaradır.

Nebahat Dağlı: Biz aslında eski arkadaşlarız. Ve bu zamanda, nefes aldığımızı hissetmek istediğimiz ve sevdiğimiz, anlaştığımız insanlarla, güzel sohbetlerimizin olduğu bir alan yaratmak istedik kendimize.

Şakir Güler: Farklı dinamiklere, farklı zevklere ve farklı becerilere sahip olan, beraber vakit geçirmeyi seven, çok yakın bir arkadaş grubuyuz. Yaptığımız işin keyifli olması için, neden bu farklılıklarımızı bir araya getirip, kendi işlerimizi üretmiyoruz gibi bir soruyla çıktık yola. Olur mu? Nasıl olur? derken, kendimizi her hafta yeni bir toplantının ve oyun okumasının içinde bulduk. Bizim için zorlu ama keyifli bir süreçti.

Barış Yalçınsoy: Müsamahaya, zarafete, güzelliğe, eşitliğe, her insanın biricikliğine inanıyoruz. Elimizdeki bu yaşamın, heba olmasına izin vermek istemedik. Çok büyük işler yaparak insanlığı ve sanatı kurtarmaktan bahsetmiyorum. Haddimiz, kendimize kadar. Son derece şahsi sebeplerle kurduk Neva’yı. İşimizi yapmayı seviyoruz. Yapınca mutlu oluyoruz. Birbirimizi seviyoruz. İşimizi beraber yapınca daha da mutlu oluyoruz.

Bahar Dağlı: Birbirini seven ve güzel paylaşımları olan eski arkadaşlarız. Bir aradayken güzel hayal edip, birbirimizi güzelleştirdik hep. Her ne kadar tiyatronun zorlukları olsa da, altı farklı enerjiyi bir arada tutarak üretime dönüştürmek istedik.

Ceren Taşci: Bir tiyatro kurmanın en zor kısmı, onu kurabilmek. (Güler.) Bir araya gelip, “bunu yapabilir miyiz?” demekle başlıyor her şey. Gerçi bizimkisi artık önünde durulamaz bir karardı, taşıyorduk kendimizden sevdiğimiz işi yapmak için. Kendi aramızda yaşadığımız zorluklar, herhangi bir konu üzerinde ortaklaşmaya çalışmak kısmında oluyor. Mesela tiyatronun adına bile, haftalarca yapılan toplantılar sonrasında karar verebildik. Onun dışında, devlet desteği olmayan ve kendi yağında kavrulmaya çalışan her özel tiyatro gibi en büyük sıkıntımız; para para para… (Güler.)

Özel tiyatrolar bu anlamda oldukça yalnızlar…

Yezdan Kayacan: İşin en zor kısmı bu sanırım. “Yalnız ve sevilmeyen çocuk olmak.”

Nebahat Dağlı: Bir tiyatro kurmanın sayamayacağım kadar zorlukları var. Ama biz, bu işi yapmayı ve birbirimize tutunmayı seviyoruz. Bir arada kalmak, en temel mesele Neva için. Ve birlikte olmaya devam edeceğiz.

Ceren, tiyatronun ismine karar vermenin haftalar aldığını söyledi. Neva’nın özel bir anlamı var mı sizler için?

Yezdan Kayacan: Neva, bizim üniversite yıllarında haftanın 4-5 günü topluca gittiğimiz eski püskü, mahalle bakkalı gibi hesap defterlerimizin olduğu barın adı. Gecenin bir saatinden sonra, hayaller dünyası daha renkli, duygular daha coşkulu olur. Bu coşkulu hal ve o masalarda geleceğimize fırlattığımız sözler, Neva’nın temelini oluşturdu. Diğer yandan Neva’nın kapısından kimse çevrilmezdi. Saat 2’ye doğru tozlu disko topunun altında translar, huzur evinden kaçmış ihtiyarlar, çok kıymetli hikayeleri olan sokak insanları ve biz, el ele dans ederdik. Orası benim çocukluğumdan beri hayalini kurduğum, insanların ne ya da kim olduklarının öneminin olmadığı yer.

Şakir Güler: Neva, sözlük anlamına bakıldığında Türk müziğinde bir makam aslında. Fakat bu bilginin, bizim Neva’yla uzaktan yakından alakası yok. En keyifli zamanlarımızın olduğu kadar, en kederli zamanlarımızın da vazgeçilmez mekanıydı. O zamanlar bizi tanıyan yüz kişiye sorsaydınız ‘bu ekip en çok nerede takılıyor?’ diye, doksanının cevabı Neva olurdu.

Bahar Dağlı: Bizi tanıyan herkes, bir sefer de olsa gitmiştir Neva’ya diye düşünüyorum. Bir süre önce maalesef kentsel dönüşüm sebebiyle kapatıldı.

Ceren Taşci: Bizde ismini alıp, bizimle yaşasın diye, yepyeni bir yere dönüştürdük.

Yıllar süren bir arkadaşlık var. Peki proje üretme açısından, bu topluluktaki isimler ilk kez mi bir araya geldi?

Şakir Güler: Hayır, bu ekip daha önce de bir araya geldi. 2009 yılında, yine bir şeyler üretme arzusuyla debelenirken, izlediğim “Inside” adlı bir kısa filmden etkilenmiş ve filmin kesinlikle bir tiyatro oyunu olarak uyarlanabileceği düşüncesiyle soluğu Yezdan’ın yanında almıştım.

Çok heyecanlanmış ve yapabiliriz diye birbirimizi ikna etmiştik, aynı Neva’nın kurulma aşamasındaki gibi. O yaşta bunu yapmış olmak, Neva’nın kuruluş aşamasında da yardımcı oldu. Her zaman, kendimize güvenmemiz gerektiğini hatırlattı. Bugün dönüp baktığımda, iyi ki o oyunu yapmışız diyorum.

Bahar Dağlı: Oyunumuzun adı, Aynada Kendiyle Karşılaşan Milyonlarca Ayna’ydı.

Metin seçiminde nasıl karar kıldınız? Sedef Ecer’in, “Kenardakiler” metnini seçme sebebiniz neydi?

Barış Yalçınsoy: İki buçuk ay boyunca metin okuması yaptık. Yerli, yabancı onlarca metin okuduk. Ama hepimizin birlikte heyecanlandığı tek metin Kenardakiler oldu. Zaten okuduğumuz anda kararımızı verdik.

Nebahat Dağlı: Metin seçiminde, oyundaki karakter sayısının bize uygun olması en önemlisiydi. Beraber iş yapmak istediğimiz için, sahnede de beraber olmak istedik. Okumalarımız sonucunda, bize uygun olduğunu düşündüğümüz derdi olan, dinamik, seyirciye ve bize dokunacağını düşündüğümüz Sedef Ecer’in Kenardakiler oyununu seçtik.

Yezdan Kayacan: Sedef Ecer’le uzaktan tanışma şansımız oldu. Onun heyecanı, bize duyduğu güven ve naifliği kararımızı netleştirdi. Provaya başladığımız günden bu yana, sanki hep yanımızdaydı. Desteği güç verdi, fahri üye olarak teşekkürlerimi sunarım.

Ceren Taşci: Bir teşekkür de ben edeyim o zaman. Bizim yolumuza inanan, her türlü kahrımızı çeken ve bize çok şey öğreten yönetmenimiz Mert Öner’e, aramıza iyi ki katıldı dediğimiz oyuncumuz Neslihan Aker’e ve biriciğimiz Müge Uzun’a. Ve müziklerimizi yapan, birbirinden yetenekli can arkadaşlarımız Jam in the Garden’a ve bizi destekleyen herkese.

Sizce Türkiye’de yerli metin sıkıntısı var mı? Son dönemde adını duyduğumuz pek çok yazar var. Siz yazılan oyunları nitelikli buluyor musunuz?

Yezdan Kayacan: Türkiye’de metin sıkıntısı var, okulundan mezun olmuş gençlerin iş bulma sıkıntısı var. Var oğlu var. Bu soruya, bir utancımı paylaşarak cevap vermek istiyorum. Dansçı bir arkadaşımın işinden çıktık, gösteri sonrası başladım atıp tutmaya… Vay efendim Sasha Waltz’in dansçıları şöyle, Dimitris Papaiannou’nunkiler roketatar gibi falan… Arkadaşım da bana, evde elektrikli soba karşısında prova aldığını söyledi. Çok utanmış, bir hafta yerimden kalkamamıştım. Bir işin niteliğini yükseltmek için koşullarını iyileştirmek gerekiyor. Sabah Tuzla’da çocuk oyunu oynayan bir oyuncunun, akşam oynayacağı temsile kadar sağlıklı kalabilmesi için robokop olması gerekir. İşin metin ayağı da aynı şekilde işliyor. Ben, şu zamana kadar, iki ay eve kapanacak fonu buldum diyen bir yazarla tanışmadım. Bu işle ilgilenen dostlarım, bir yandan bilmem ne markasının sosyal medya hesabının metinlerini yazıp, saçma sapan şeylerin editörlüğünü yapıp, dinlenmeleri gereken zamanlarda üretimlerini gerçekleştiriyorlar. Bu zorlu parkurlara rağmen, çok başarılı işler çıkıyor. Üretim ve talep arasındaki uçurumu da, bu sebepler yaratıyor.

Barış Yalçınsoy: Türkiye’nin son 10-12 yıllık tiyatro sürecinin, belki de en büyük artısı metin konusunda oldu. Daha önce tiyatro metni yazılmıyordu ya da kötü yazılıyordu gibi bir şeyden bahsetmiyorum. Artık yazarlar, yönetmen ve oyuncularla beraber çalışıyorlar. Hali hazırda, aktif olarak üreten yazarlarımız, genellikle çatısı altında bulundukları ekipler için çalışıyorlar. Ödeneksiz tiyatro ekiplerinin de bir hayli çoğaldığını ve sürekli iş ürettiğini düşününce, elimizdeki metin külliyatı son derece hızlı biçimde büyüyor.

Türkiye’de bir de sahne sorunu var. Son dönemde arka arkaya pek çok sahne kapandı veya kapatıldı. Ekipler için sahne bulmak sıkıntılı bir durum mu?

Ceren Taşci: Kapanan her sahne için içim acıyor. Çoğu arkadaşımız zaten, biliyoruz yaşadıkları bütün zorlukları. Gerçekten devlet bir destek sağlamadığı sürece çok zor bir iş ve bu destek, ülkenin şimdiki şartlarında oldukça güç duruyor. Bırakın desteği, azalarak bitelim diye uğraşıyorlar.

Nebahat Dağlı: Ülkemizde çok daha fazla sahne olsun isterim. Fakat şartlar dolayısıyla, pek mümkün görünmüyor. Ama ayakta kalabilen ve direnen sahneler var. Onlarla birlikte, birbirimize destek olmalıyız.

Oyunda en çok dikkat çeken karakterlerden biri de, Sultane. Her gün televizyonda gördüğümüz, oldukça iyi bildiğimiz bir tip. Seni izlerken, iyi ki, bizde sıklıkla kullanılan tipik “gay” tiplemesini oynamamış demiştim. Sen nerelerden yola çıktın?

Yezdan Kayacan: Klişelere karşıyız. (Güler.) Bu rol, aslında kadın rolü ama elime aldığım andan itibaren, ilgilendiğim son şey cinsiyeti oldu. Sultane, günün en az sekiz saati, rızamız dışında önümüze konan televizyon insanlarının, blendırdan geçirilmiş hali. Sultane, yalan söylüyor ve çok seviliyor. Çünkü içinde yaşadığımız dünyada, insanların yalanlara ihtiyacı var. Bomba patlıyor ve ertesi gün ekranlarda kurtlar dökülüyor. Bunlar gözümüzün önünde olsa sıkıntıya girer, sıkıntı çıkartırız. Uzunca bir zamandır insanlar, bu suni pembeliğin karşısında fasulye ayıklıyor. Sultane de bunu başarıyla yapan bir yalancı, insanlara istediklerini veriyor. Endüstriyel üretimlerde, gay olmak bir komedi unsuru olarak kullanılıyor maalesef ve yapılmak istenen şey amacına ulaşmıyor. Ben, biraz tavır olarak da hayranı olduğum, hiç bu yalanlara ihtiyaç duymadan var olmuş, sistemin yalakası değil de korktuğu biri olan Seyfi Dursunoğlu’ndan faydalandım.

Dünyanın tüm kenardakileri” diyor oyun ve aslında yakın bir maziye ışık tutuyor. Bu yakın mazi ile günümüz arasında nasıl bir bağlantı kuruyorsunuz? Politik sebepler, oyunu seçmenizde etkili oldu mu?

Nebahat Dağlı: Aslında Türkiye ve dünya için hiçbir zaman “kenardakiler” kavramı mazi olmayacak. Bu, politik bir söylem değildir. Bu dünyanın ve insanlığın problemidir. Bunun için çok üzgünüm.

Barış Yalçınsoy: “İnsan politik bir hayvandır” der Aristoteles. Erk-halk ikilisinin var olduğu herhangi bir toplumsal yapıda, her eylem doğası gereği politiktir. Tabii ki, her birimizin politik bir düşüncesi ve duruşu mevcut. Fakat biz Kenardakiler‘i politik bir metin olmaktan ziyade, insanın yaşam haklarına dair bir metin olarak görüyoruz. Oyun, belli bir coğrafyadaki genel-geçer siyasi duruma eleştiriden çok, dünyanın herhangi bir yerinde görebileceğimiz haksız yaşam koşullarıyla alakalı.

Ceren Taşci: Dünyanın düzeni, maalesef kötü kalpli, ellerindeki gücü kendi çıkarlarına ve iktidar yarışına dönüştürenlerin ellerinde. İstesek de istemesek de, bize ait olup olmadığını sorgulasak da, özellikle Türkiye’de yaşıyorsanız politik olandan uzak durmanız çok zor. Oyun, içinde yaşadığımız ve şahit olduğumuz birçok şeyden parçalar barındırıyor. Ve evet, dünyanın tüm kenarları içerdekilerin çöplüğüdür.

Koşulların çok zor olduğunu biliyorum… Yine de turneye çıkacak mısınız? Neva’nın manifestosunda, gezici olmak, pek çok yere ve kişiye ulaşmakla ilgili bir bölüm vardı…

Bahar Dağlı: Aslında hep beraber bir sahne sahibi olmayı hayal eden bir topluluğuz. Bu şartlarda, gezici olarak devam etmeyi tercih ettik epey de sevdik, belki böyle devam ederiz kim bilir. Başka şehirlerde hatta başka ülkelerdeki seyirciye ulaşmayı amaçlamak hepimizi çok heyecanlandırıyor. İyidir gezmek.

Nebahat Dağlı: Evet. Biz ilk önce, Türkiye’nin her yerinde ve sonra da dünyanın her yerinde, ulaşabildiğimiz kadar kişiye ulaşmak derdindeyiz. Biz Neva olarak, iletişimde olmayı seviyoruz. Dünya’nın tüm seyircileri bizim hazinemizdir.

Yezdan Kayacan: Gönlümüz istiyor ki gidelim Bitlis’e ama Maçka’dan Haliç’e taşınma masrafımız, gösterim günü elde ettiğimizin karın yarısı kadar. Umarım ödediğimiz fahiş vergiler, gün gelir bu hayali gerçekleştirmek için döner bize.

Ceren Taşci: Ya da bir yerlerden uçan halı buluruz. (Güler) Seyirci bizim için bir deneyim süreci, ne kadar farklı yere gider ne kadar farklı insanla paylaşırsak, oyunlarımızın bize geri dönüşü ve ilerideki işlerimize katacakları, o kadar artacaktır diye düşünüyorum.

Barış Yalçınsoy: Manifestomuzda da belirttiğimiz üzere, seyirciyi edilgen bir öğe olarak görmüyoruz. Temsil düzeyinde doğru bulduğumuz durum seyirciye akıl vermek, onlara marifet sergilemek değil. Onlarla ortaklık kurmak. İcranın, icracı ve seyirci arasında çift taraflı bir eylem olduğunu düşünüyoruz.

Neva’nın bundan sonra nasıl bir yol izleyecek? Bu grubun, ilerideki planları neler?

Yezdan Kayacan: İlk oyunumuzu yaptık ve seyirci sağ olsun bizi hemen benimsedi. Bu işi, bu kadar yalnız yapmak çok zor ama zorluklara karşı bağışıklığı güçlü bir nesiliz. Gücümüz el verdiğince, uzay boşluğuna fırlattığımız hayalleri gerçeğe dönüştürmekle uğraşacağız.

Bahar Dağlı: Beylik laflar etmek istemiyorum sadece güzel şeyler düşlüyorum. Gönlümüzde çok güzel paylaşımlar var; yazmak, çizmek, filmler, oyunlar.

Ceren Taşci: Aslında kocaman bir hayal bohçamız var. Bunun içinde yeni oyunlar, film çekmek, kendimize ait bir yerin olması, orada yazmaya, çizmeye, duvarlarını boyamaya, beraber şarkılar söylemeye devam etmek var. Yani biz birlikte ses çıkarmaya devam etmek istiyoruz. Ama en yakınımızda, yeni bir oyun yapmak duruyor. Oyun okumalarına başladık tekrar.
Kenardakiler’i izlemek isteyenler için tarihleri alalım. Bu ay, ne zaman ve nerelerde oynayacaksınız?

Ceren Taşci: 2 ve 16 Şubat 20.30’da TOY İstanbul’da, 9 ve 23 Şubat 20.30’da ise İkincikat’tayız.