Öncelikle bazı insanlar için tetikleyici olan “sakat” kelimesinden bahsetmek istiyorum. Kelimeyi kullanma sebebimin, bu kelimeyi politik bir şekilde pozitif bir öz-kimlik olarak geri kazandırmak olduğunu belirtmek isterim. Kör, sakat, topal gibi terimleri kullanmaktan çekinmek bir Kürt’ün “Ben Kürt kökenli biri olarak…” ya da kadınların “Biz hanımlar, biz bayanlar …” diyerek konuşmasından farklı değil. Sakatlığa yüklenen negatif değer ve sakatlar üzerindeki sosyal baskıyı öncelikle biz sakatların anlaması gerektiğine inanıyorum.

Erkek ve diğerleri, beyaz ve diğerleri, hiyerarşik toplumsal cinsiyetçilik, ırkçılık gibi kavramlardan yola çıkarak sakatlığa yüklenen negatif sosyal değerin ve sakatlar üzerindeki sosyal baskının sorumlusu olan sağlam ve diğerleri şeklindeki hiyerarşik yapılanmalara sağlamcılık diyebiliriz.

Farklılıklarımızın karşılaştırılıp kıyaslanmasına dayanan bu hiyerarşik yapılanma, sağlam olanı ileri, normal, sağlıklı, iyi, doğru, rasyonel; sağlam olmayanı da geri, rasyonel olmayan, sağlıksız, anormal, kötü, yanlış olarak sınıflandırırken; rasyonel, sağlıklı, normal olmayanın rasyonelleştirilmesi için gerekli müdahaleleri de meşrulaştırmış oluyor.

Sakat kelimesine yüklenen negatif anlam birçok engelli arkadaşımızı rahatsız edebilir biliyorum. Fakat herkesin bu kelimeyi benimsemesi gerektiğini düşünüyorum ve istiyorum. Acı ve baskı önemli tartışmaları teşvik edebilir. Eğer negatif uzaklaşma içgüdülerimizi yenip bizi üzen şeylerin üstünü kapatmayı bırakırsak o zaman gerçek ve köklü değişiklikler yapabileceğimize inanıyorum.

Kendimizi anlatmak için hakim dili konuşmamıza gerek yok.

İdealleştirdiğimiz dünyada, mükemmel olmayanın dışlanması, bizim değerlerimizi oluşturan toplumsal yapı içindeki sınıf ilişkilerine bağlıdır.

Zamanımın çoğu tekerlekli sandalyemin ve duyarsızlıkların yol açtığı sosyal zorlukları açmakla geçiriyorum.

Etik ve estetik değerlerle dünyayı özümsemenizden ve biz sakat bireyle estetik bir değer biçmenizden buna izin vermenizden bu anlamda temel rol oynayan iyi-kötü, güzel-çirkin, yüce gibi kavramlarla “güç”lülük ile simgeleştirmeniz ve kusursuz bir evren modeli tasarlayarak kusuru oluşturan nesne ya da insanın imha edilmesine, yok sayılmasına, aşağılanmasına destek veriyorsunuz.

Sürekli kusursuzluğu, simetriyi, orantıyı  hem fizyolojik yaşantımızda hem de dış dünyada arıyoruz. Sakat insanlara bakıp kendi halinize, Tanrı’ya durmadan şükrediyorsunuz.

Neden bizler; tecavüzcü, katil, dolandırıcı, ahlaksız, hırsız insanların bile acıma yüklü trajedi algısıyla ortada dolaşan şükür ibadethaneleri haline geliyoruz?

İnsanlar; tür değiştiriyor, form değişiyor, ruh değiştiriyor ama değişmiyorlar, dönüşmüyorlar, korkuyorlar. Özgürlükten korkuyor insanlar, köleliğin son bulmasından, aptallıklarının ortaya çıkmasından, kendi kendilerinin ifşa olmamasından çok korkuyorlar.
İnsanlar çok yalan söylüyorlar, gerçeklik denen en büyük yalanı sahiplenerek cehenneme döndürdükleri dünyayı kutsuyorlar.

İnsanlar günün yirmi dört saati sevgisiz,
İnsanlar günün yirmi dört saati düşsüz
İnsanlar günün yirmi dört saatinde güçsüz, günün yirmi dört saatinde benliksiz kalmışlar.
İnsanlar çok kötü kandırılmışlar, birbirleriyle savaşıyorlar.
İnsanlar kendi güdük iktidarının daha büyük iktidarlara yol açtığını anlamak istemiyorlar.

Kendileriyle ve ötekilerle bir bağ kurmaktansa bağımlılığı seviyorlar.
Bağımlılıkla bağlılık arasındaki inceliğin farkında değiller. Bağımlılığı sonuna kadar genişletme peşindeler. İnsanlar; umutsuz, bugünsüz, yarınsız, umarsızlar.

İnsanların değişimi gelişimi olgunluğu ancak ve ancak davranış kalıplarını sorgulaması, davranışlarının sorumluluğunu üstlenmesi, kendinin olaylar ve kişiler karşısında nasıl davrandığını görmesi ve kendi ile bu konuda savaşarak iyileştirme yapmasıyla mümkündür.

Modern dünyamızın naif insancıl halleri;

Sağlamcılığı en güzel şekilde gizliyor. Toplumumuz iliklerine kadar sağlamcı işte. Sağcısı, solcusu, liberali, milliyetçisi, anarşisti sağlamcılığın derin mahkemesinde nefes alıp veriyorlar.

Eskilerde sakatlar cehenneme postalanırken şimdilerde sahne dekoru, reyting malzemesi, gösteri maskotu olmuştur çoktan.

Sağlamlar çok konuşuyorlar, çok bakıyorlar, çok dolaşıyorlar, çok zırlıyorlar. Ama hiçbir şey söyleyemiyor, hiçbir şey göremiyor, hiçbir şey yaratamıyorlar.

Sonunda fark etmeliyiz ki bizlerin macerası çok daha karmaşık olacak…

Sağlam sever topluma, sağlamcı aileye, sağlamlardan oluşan kadim devlete, sağlamcı komşulara, sağlamcı yönetim kurullarına, sağlamcı arkadaşlara yeter artık dememiz gerekir. Onların maskelerini yırtarak onları da sağlamcılıktan kurtarmamız gerekir.