Bütün hengâme sona erdiğinde Âdem resmi baş dansçı olarak ilk gösterisine çıkacak olmanın gururuyla sıralarının gelmesini bekliyordu. Heyecanla perdenin arkasından izleyiciyi kontrol etti. İzmir seyircisi her zamanki gibi coşkuluydu. Ön sıralarda oturan torpillilere göz gezdirirken aşina olduğu bir simaya odaklandı. Çok iyi göremiyor olmasına rağmen hemen tanıdı bu yüzü. Mert gelmişti. En önde kalabalık bir grupla gözlerini sahneden ayırmadan sohbet ediyordu. “Benim için gelmiş olabilir mi? Ne alakası var diğer gösteriye gelirken beni tanımıyordu bile. Ama artık tanıyor. Ya bu defa tanımazsa.” Âdem gösteri öncesi kontrolsüz sorularla boğuşup modunu düşürmek yerine diğer dansçıların yanına giderek aynadaki suretine beğeniyle son kez baktı.
Bu defa morun tüm tonlarının büründüğü, tarlatanı olan uzun bir elbise giymişti. Sıklamen, pembe, eflatun… Siyah küt kâküllü peruk ile elbisenin şatafatı dengelenmişti. Mert’in de gösteriyi izleyecek olması Âdem’in üzerinde güçlü bir motivasyon kaynağı oldu. Yine büyülemeli yine hayran bırakmalıydı.
Gösteri sırasında sabit kalması gereken her anda gözlerini kapatan tülün ardından Mert’i gözetledi. Her kısa anda Mert’in kendisine odaklandığını görebiliyordu. Artık diğer seyircileri görmüyor, duymuyordu. Olanca neşesiyle dans ediyor, işi almış olmanın mutluluğuyla içten içe kendince başarısını kutluyordu. İzleyici ile selamlaştıktan sonra kulise giderken Mert’in tekrar gelmesi için içten içe yalvardı. Gözü kapıda hızlıca makyajını temizledi, peruğunu çıkardı. Gelen giden yoktu. Elbisesini çıkarıp astı, takılarından kurtuldu. Mert gelmiyordu. Âdem Hancıoğlu kimliğine geri dönerek ümitsizce dışarı çıktığında Mert’i kapıda onu beklerken buldu. Bu defa üstten üç düğmesi açılmış beyaz gömlek giymiş, saçları daha da uzamış ve sararmıştı.
Mert bembeyaz dişleriyle gülümserken ne kadar etkileyici olduğunun farkındalığıyla;
“Bu defa rahatsız etmeden tebrik etmek istedim” dedi.
Âdem kurtulamadığı mahcup ifadesiyle “Çok naziksin, teşekkür ederim” diyebildi.
“Dışarıda bir şeyler yapmak ister misin farklı bir planın yoksa? Bu güzel İzmir gecesini uyuyarak yazık etmek istemezsin sanırım.”
“Evet olabilir. Pek uykum yok zaten. Gidebiliriz elbette”.
Âdem hevesli olduğunu gizleyerek kabul etmeyi başardı. Bu geceyi iyi değerlendirip Mert’in maksadını netleştirmeliydi lakin Âdem son derece etkilenirken, Mert yalnızca eğlenceli bir dost edinmek istiyor olabilirdi. Arabaya bindiklerinde Mert’in yanındaki arkadaşlarının onlara katılıp katılmayacağını merak ederek;
“Sen yalnız mı geldin gösteriye?”
“Hayır, arkadaşlar vardı ama hepsi evli barklı olduğu için dağıldık.”
“Dansla baya ilgilisin anlaşılan.”
“Arda benim çok eski müvekkilim. Paylaşımlarını takip ediyorum, yakınlardaysam da kaçırmıyorum diyelim. Ama bu akşam senin çıkacağını bildiğim için geldim.”
Âdem şaşkınlığını bastırmak için hızlıca konuyu değiştirdi.
“Avukat mısın? Bilmiyordum.”
“Bilmen için iyi bir avukata ihtiyacın olması gerekirdi. Bilmemen daha iyi. Şanslısın.” Mert, bu kısacık cümlesiyle kendini överken Âdem’e de ne kadar şanslı olduğunu hatırlatmıştı. Şans konusuna içten içe gülen Âdem hiç renk vermeden yalnızca geceye odaklandı.

