Her sezon başında yılın festivallerine hızlıca bakıyorum. Dikkat çeken ve adını iyi duyduğum festivallere gitmek güzel oluyor. Daha önceleri gitmeyi çok istediğim, fakat kısmetin 7.yılına olduğu “Kayseri Film Festivali”ndeydim. Kayseri’nin ilçe belediyesi olan Talas Belediyesi ev sahipliğinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü destekleriyle, Anadolu Sinemacılar Derneği tarafından düzenlenen festivalde acısıyla tatlısıyla güzel vakitler geçirdik. Festivalin direktörü olan ve canla başla çalıştığına şahit olduğum Kadir Turna’yı tebrik etmek gerek. Festivalde tamamen gönüllü çalışan, konukları ve Kayserili sinemaseverleri memnun etmek için uğraşan Erciyes Üniversitesi’nin pırıl pırıl İletişim Fakültesi öğrencilerini de kutluyorum.

Kayseri’de bir film festivali olması beni her zaman şaşırtmıştır. Bir Anadolu kentinde festival yapılıyor olması, hele bunun ‘sinema’ temasıyla olması, muhteşem bir şey. Ve festivale dâhil olduğumda fark ettim ki, Kayseri’ye bir film festivali çok yakışmış. Salonlar oldukça doluydu. Moderasyonunu gerçekleştirdiğim “Kızım Gibi Kokuyorsun” filminin soru-cevap bölümünde oldukça güzel yorumlar ve iyi sorularla karşılaştık. Can Evrenol’un yeni filmi ‘Peri’yi seçkide görür görmez, mutlaka izleyeceğim filmler arasına dâhil etmiştim. Salona geldiğimde, kocamana salonun tıklım tıklım olduğunu gördüm ve zar zor kendime koltuk buldum. Dakikalar geçtikçe merdivenlerin de dolmaya başladığını görünce, hem büyük bir şok hem de büyük bir mutluluk yaşadım. Bu sele ‘Uluslararası’ ibaresini göremediğim festival, umarım gelecek yıllarda uluslararası alanda da başarılı olabilir.

“Altın Çınar” sahipleri kimler oldu?

Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda, “En İyi Film” ödülü, Omar ve Biz’in oldu. En İyi Yönetmen ödülü de ‘Omar ve Biz’ in yönetmenleri Maryna Er Gorbach ile Mehmet Bahadır Er’e layık görüldü. ‘Saf’ filmindeki rolüyle Saadet Işıl Aksoy “En İyi Kadın Oyuncu” seçilirken; “En İyi Erkek Oyuncu Ödülü” ise ‘Küçük Şeyler’ filmindeki rolüyle Alican Yücesoy’un oldu. ‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’ ödülünü ‘Peri’ filmindeki performansıyla Özay Fecht’in olurken, ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ ise ‘Dilsiz’ filmindeki rolüyle Emin Gürsoy’un oldu.

‘Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması Jüri Özel Ödülü’nün sahibi ise, “Peri” filminin oyuncuları Denizhan Akbaba, Elif Sevinç, Özgür Civelek ve Kaan Alp Dayı’ya verildi. ‘Elia Kazan Jüri Özel Ödülü’nün sahibi ise Seyid Çolak’ın yönetmenliğini yaptığı Kapan filminin oldu.

“Aidiyet” ve “Görülmüştür” filmleri neden yarışma dışı kaldı?

Hızlı ve güzel başlayıp devam eden festivalde, tabi ki sinema adına hoş olmayan bir gelişme de yaşandı. Bu gelişme festivale biraz gölge düşürse de, buna rağmen tadı kaçmadan geçti festival. Festivalin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda yer alan “Aidiyet” ve “Görülmüştür” filmleri, filmlerinin yarışma dışı bırakıldığını açıkladılar. Filmlerin yapımcı ve yönetmenleri, filmlerinin yarışma jürisi tarafından web linki ya da disk üzerinden, bilmedikleri bir salonda izleme yapmalarına karşı çıktıklarını ve jüriye link göndermedikleri için yarışmadan çıkarıldıklarını söylediler. Bunların üzerine de festivalden konu ile ilgili “Filmler, tüm jüri üyelerinin birlikte hazır bulunduğu ve teknik imkânlarla donatılmış özel bir salonda gösterilmiştir.“ açıklaması geldi. Ayrıca festival, sırf bir film bu konuda ısrarcı oldu diye, diğer 8 filmin bu duruma tamam demesi ve o filmlere de bunun haksızlık olacağını da dile getirdi.

Yapımcılar ve yönetmenler, filmlerinin DCP ile bir sinema salonunda izlenmesini tabii ki isteyebilirler ki zaten istemeliler. Çünkü bir sinema filmi sinemada izlenmelidir. Birçok yönetmen ve sektördeki kişiler de bu konuda hemfikir zaten. Özellikle bu bir yarışma ise, jürinin de izlemeyi sinemada yapmasını istemek çok doğru. Fakat bir film festivalinin yönetmeliğinde: “Yapımlar izleyiciye ve seçici kurula festival yürütme kurulunun uygun göreceği salonlarda ve yaptığı izlenceye göre sunulur. Festival süresince yapılan gösterimler için (televizyon hariç) filmlerin yapımcılarından ayrıca izin alınmaz.” maddesi yer alıyor ise, film sahiplerinin buna dikkat ederek yarışmaya başvurmaları önemli. Birçok festivalde, jürilerin web linki ile kişisel bilgisayarında izleme yaptığı her zaman kulağımıza gelir. Belki de bunun önüne geçmek adına tüm film yapımcılarının festival direktörleriyle bir araya gelip bir karara varması gerekli. Bu sorun Kayseri’de patlak gösterdi, fakat diğer festivallere sıçramadan ve bütün festivallere zarar vermeden bir sektör buluşması gerçekleşmeli.

Sonuç olarak; 2 film yarışma dışı kaldı, 1 film etkinliklere katılmayacağını açıkladı, Siyad jürisi feshedildi ve usta sinema yazarı Burçak Evren Siyad’dan istifa etti. Burçak Evren, törende yaptığı konuşmada sinemanın birleştirici bir güç olduğunu bir kez daha hatırlattı. Butik bir festival olan Kayseri’nin saygın bir festival olmasını hedeflediğini söyleyen Evren, festivallerin sanatçıların festivali olduğunu ve festivallerin herkese eşit olması gerektiğinin altını çizdi. Ben de sinemanın her zaman birleştirici bir gücü olduğuna inandım. Umarım sinemayı seven herkes iyi olmak için elinden genel her şeyi yapan festivallerin çatısında buluşur…

İzlediğim yarışma filmleri: “Peri”, “Kızım Gibi Kokuyorsun” ve “Sezen Sokakta”

Peri: Ağzı Olmayan Kız

Türk korku sinemasına yeni bir soluk getiren “Baskın” ve “Housewife” filmleriyle tanınan başarılı yönetmen Can Evrenol’un yeni filmi “Peri: Ağzı Olmayan Kız”ı, Kayseri’de izleme şansı buldum. Film, Cem Özduru’nun “Perihan” isimli çizgi romanından esinlenerek fantastik bir çocuk masalını konu alıyor. Birer duyu organları olmayan 4 çocuğun macera dolu kaçış hikâyesini anlatan film, odağına ağzı olmayan Peri’yi alıyor. Can Evrenol’un bir önceki filmleri de fark yaratan ve Hollywood referanslarını sinemamızda deneyerek kendine has tarzda ilerliyor. Peri de yine ülkemizde yeni yeni denenmeye başlayan bir türün farklı bir ele alımı aslında. Kimi zaman keyifle, kimi zamanda şok olucu şekilde izledim filmi. Evrenol’un hikâyeyi kavrayış şeklini yönetmenliğini çok sevdim, sinemamızda dipdiri filmlere ihtiyacımız olduğunu bir kaz daha anladım.

Başroldeki 4 küçük gencin şahane performanslarında nefes aldım, umutlandım. İleride çok büyük yıldızlar olacak gençler… Aynı zamanda Özay Fecht ve Mehmet Yılmaz Ak da olukça kaliteli performanslara imza atmışlar. Sanat yönetiminin de özellikle büyük ev ve baraka mekânda ön plana çıktığı filmin akışı da düzenli. Belki sadece final sahnesinde, her şey yolunda giderken bir anda tuhaf bir heyecanın eklenmesini çok fazla bulduğumu söyleyebilirim. Aslında o sahnenin de filme ayrı bir anlam kattığını söyleyebiliriz, ama önceki sahnede kanıtlanmış bir şeyin üstüne bastırma havası da vermesi söz konusu…

Kızım Gibi Kokuyorsun

“Vicdan Ağacı” ve “Mor Ufuklar” gibi filmleriyle tanınan Olgun Özdemir’in yeni filmi “Kızım Gibi Kokuyorsun” da izleme şansı bulduğum yarışma filmlerinden. Temmuz 2016’da Fransa Nice’de gerçekleşen saldırıda ailesini kaybeden Beatrice, terör örgütü tarafından kaçırılan ve onlardan kaçan Suriyeli Hevi ve yurt dışında yaşayıp tatil için ülkesine gelen İbrahim’in yolları Antakya’da kesişiyor.  Son dönemlerde mülteci hikâyesi içeren fazlaca film çekilmeye başlandı. Olgun Özdemir, bu konuya dikkat çeken filmlere güzel imzalar atan bir yönetmen. Kızım Gibi Kokuyorsun’da hem cast hem senaryo hem de teknik anlamda daha üste atladığını göstermiş aslında Özdemir. İki acının bir araya gelişi, benzer acıların farklı dillerde de olsa anlaşılması ve birbirine desteğin önemi burada çıkıyor. Afad’ın mülteci kamplarındaki görüntüler oldukça hoştu. Aslında filmin hikâyesi gereği arkada bir dram yer alsa da, oradaki çocukların yeni bir insana hasret ve gözlerindeki mutluluk bile bazen yetiyor. Filmi dikkatlice izlediğinizde, oldukça dikkat çekici detaylara çarpıyorsunuz. Mesela camın ödünde fotoğraf çerçeveleriyle birlikte yer alan mumlar… Filmin en ana meselesinde yatan terör sorunu ve bu sorunu oluşturanların kinlendikleri din ve mezhep meselesine son derce tokat gibi bir cevap olmuş mumlar.

Filmin 3 başrol oyuncusu da son derece rollerine hâkim ve senaryoyu oldukça iyi yakalamış durumdalar. Clemence Verniau’nun bir yıldız gibi parlayan performansı üstüne, Yılşen Özdemir’in adeta ‘Hevi’ nin benliğine girişi ve Çağlar Ertuğrul’un hiçbir şeyi umursamaz ama gördüğü dramlar sonrası kendi benliğindeki değişimi gördüğümüz İbrahim performanslarında çok iyiler. Filmde usta oyuncu Şerif Sezer’i görmek de oldukça güzel. Ama sürekli film boyunca televizyon izlemesi ve aralarda hikâyelere dâhil olması bana yeterli gelmedi. Ben Sezer’i daha da etkin bir rolde izlemek isterdim. Ama buna rağmen Şerif Sezer’le birlikte Tolga Güleç ve Muhammet Cangören gibi iyi oyuncuları da güzel performanslarda görmek güzeldi.

Sezen Sokakta

Belgesel yarışmada yarışan, Bedran Güzel’in yönettiği ve müzisyen Erkan Güleryüz’ün yazdığı “Sezen Sokakta” da dikkatimi çeken yapımlar arasındaydı. Filmde efsane isim Sezen Aksu’nun şarkıları; Türkiye’de farklı illerde, sokak sanatçıları ve profesyonel müzisyenler tarafından seslendiriliyor. Müzikal ve anı unsurlarıyla bezendiği yapımın özenli olduğunu gösteren şeyler ise; birçok şehre gitmesi ve birçok farklı sanatçının bir araya gelip Sezen Aksu şarkılarına başka bir soluk getirmesi aslında. Filmi izlerken, özellikle şarkı anlarında, öyle bir hisse giriyorsunuz ki; sanki şarkılar sizi içine hapsediyor ve salonun içinde şarkılara kimi zaman eşlik ederken kimi zaman da dans ederken kendinizi buluyorsunuz.

“Kuan” grubunu görmek çok hoşuma gitti. Çünkün Kuan’ın ezgisi ve Demircan Demir’in şarkıları söyleyiş tarzı oldukça benzersiz ve ruh dinlendirici. “Belalım” şarkısını izlerken de dinlerken de adeta kendimden geçtim ve bir anda duygularım beni aldı götürdü sanki. Vapurdaki Kadın’ın röportaj kısmı da çok güzeldi, özellikle İzmir fonu olması aynı bir keyif verdi. “Şarkı Söylemek Lazım” şarkısına da farklı bir soluk getiren Vapurdaki Kadın’ın, eline mikrofonunu ve hoparlörünü alıp İzmir Saat Kulesi’nin önünde özgürce, çılgınca ve dinleyicisini de katarak şarkı söylemesi çok hoşuma gitti. Gencer Savaş’ın bölümünde, Savaş’ın müziğe farklı bir soluk getirmek istediği anlar çok güzeldi. Özellikle çelik saksıya su koyarak onunla birlikte farklı bir tını yakaladığını söylediği anlar çok hoş. Sezen Aksu’nun sevdiğim efsane albümü “Işık Doğudan Yükselir” de yer alan ve Karadeniz tınıları içeren “Ben Annemi İsterim” şarkısını seslendiren Eleonore Fourniau da güzel bir hava veriyor filme. Ve tabi Sezen Aksu’nun dâhil olup izleyenlere selam verdiği anlar da, filme pozitif havayı veren bir bölüm aslında…