Jessie Nelson imzalı 2001 yapımı filmin başrollerini bu yapımdaki performansıyla en iyi erkek oyuncu dalında Oscar’a aday gösterilen Sean Penn, Michelle Pfeiffer ve 7 yaşında olmasına rağmen sergilediği başarılı oyunculukla Dakota Fanning paylaşıyor.

Film müziklerinin tamamı Beatles şarkılarının coverlarından oluşur. Ayrıca Beatles fanatiği olan Sean Penn’in canlandırdığı karakter Sam, kızının adını “Lucy in the Sky with Diamonds”tan esinlenerek Lucy Diamond koyar.

Baba, yalnızca kızlar mı yalnızdır yoksa yalnız erkekler de var mıdır? Varsa onlara ne denir?
Onlara “Beatles” denir.

Zihinsel engelli Sam Dawson’ın sokaklarda yaşayan evsiz bir kadından kızı olur. Evsiz kadın tarafından terk edilip yeni doğmuş bebeğiyle ortada kalan Sam, bebeğine gösterdiği ilgi ve sabırla, zekâsında sorun olmamasına rağmen çocuğu ile yakınlık kuramamış olan ebeveynleri sorgulamamızı sağlamaktadır.

Yedi yaşındaki bir çocuğun zekâsına sahip olan ama yaşamını kendisi ve daha çok kızı için kaliteli hale getirmeye çalışacak kadar azimli biri olan Sam Dawson, Starbucks zincirinin parçası olan bir kafede garsonluk yaparak kızı ile mutlu bir şekilde yaşamaktadır. Bu mutluluk Sam, Lucy ve Sam’in zihinsel rahatsızlığı olan birkaç arkadaşına yetmekte, hayatları onlar için başkalarınınkine benzemesine gerek olmayacak ölçüde güzel gitmektedir.

Baba, sen farklısın. Sen diğer babalar gibi değilsin. Önemli değil baba. Önemli değil. Özür dileme. Ben çok şanslıyım, kimsenin babası parka gelmiyor…

Mutluluğunu birçok sahnede belirten Lucy, babasının durumunun farkında olan ama bundan utanmak yerine babasının eşsiz olduğunu düşünen, aklı 7 yaşında olan babasının aksine yetişkin bir insan gibi düşünebilen bir çocuktur.

Baba, kar niye tane halindedir?
Çünkü kar, kar tanesidir.

Baba, güneş niye sarıdır?
Iıı… Çünkü üstünde sarı ketçap var.

Baba, niye erkekler kel olur?
Çünkü bazen kafaları parıldar ve kafalarında saç yoktur, yani kafaları biraz da yüzlerinin devamı gibidir.

Ancak Lucy 7 yaşını doldurduktan sonra zekâ olarak babasını geçmeye başlar. Bu ilginç baba-kız ilişkisi, Lucy’nin doğum gününde sorun haline gelir. Devlet dairesinde çalışan bir kişinin dikkatini çeken bu olay mahkemeye taşınır. Lucy devlet korumasına alınır. Şimdiye kadar kızı ile olan ilişkisi sonsuz şefkat ve iyi niyete dayanan Sam, kızını geri almak için avukat Rita Harrison’la bir maceraya atılır.

Rita zengin, zekâ seviyesi yüksek, başarılı bir kadındır ancak küçük oğlu ile ilişkisinin kötülüğü izleyicinin zihninde Rita-Sam karşılaştırmasını canlandırarak “akılsal zekâ mı, duygusal zekâ mı?”, “hangisi daha mutlu?”, “hangisi daha iyi bir ebeveyn?” ve “önceliklerimiz neler olmalıdır?” sorularını oluşturmaktadır.

Koşturmayla geçen hayatı Rita’yı yanlış öncelikler benimsemeye itmekte, Rita insani değerlerini kaybetmeye başlamaktadır. Film, tüm ebeveynleri bu anlamda kendini eleştirmeye yöneltmektedir. Rita’nın oğlu annesiyle oyun oynamak, ona sarılıp uyumak, onunla bir şekilde zaman geçirmek istemektedir. İstediğini alamayan çocuk gittikçe asabileşmekte ve dizginlenemez hale gelmektedir. Bu çocuğun Sam gibi ilgili, oyun oynamayı seven bir ebeveyn hayal ettiğini Rita ve Sam’in aile ilişkilerini karşılaştırmamıza imkan veren sahnelerden anlamak mümkündür.

Bir tarafta toplum tarafından “sağlıklı” olarak nitelendirilen, kendisine ve çocuğuna karşı yabancılaşmış bir ebeveyn diğer tarafta toplumun “hasta” olarak nitelendirerek hiçbir çocuğa bakabilecek durumda görmediği ama kendisini kızına adayarak ona sonsuz ilgi gösteren bir ebeveyn…

Her sabah uyanıyorum ve hayal kırıklığına uğruyorum. Sonra etrafıma bakıyorum ve herkes ilerliyor. Ama nedense ben yapamıyorum. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım asla yeterli olmuyor.

Lucy başka bir aileye verildiğinde de kaçıp yine babasının yanına gitmiştir. Zenginlik ve sınırsız oyuncak Lucy’e babasını unutturamamıştır.

Her zaman yüksekleri hayal et Lucy.

Zeki olmak yaşamdan daha çok keyif almayı mı sağlar?