Carol J. Adams kimdir?

Carol J. Adams; ekofeminist bir teolog, bir aktivist ve hayvan hakları savunucusu bir yazar. İlahiyat yüksek lisansı bulunan yazarın, ileride bahsedeceğim Etin Cinsel Politikası adlı kitabında İncil’den bölümlerin bulunması tesadüf değil. Ayrıca Adams, evsizlerden şiddet gören kadınlara kadar tüm hakkı yenen öznenin mutlu yaşamaları için derneklerde çalışmış ve 1975 ile 1990 yıllarını kapsayan 15 yıl boyunca kütüphanelerde tek bir proje için çalışmış: Etin Cinsel Politikası.

Carol J. Adams; ekofeminist bir teolog, bir aktivist ve hayvan hakları savunucusu bir yazar. (Fotoğraf Kaynağı: Harvard)
Carol J. Adams; ekofeminist bir teolog, bir aktivist ve hayvan hakları savunucusu bir yazar. (Fotoğraf Kaynağı: Harvard)

Etin Cinsel Politikası

Carol Adams, Etin Cinsel Politikası‘nda feminist-vejetaryen kuramı irdeliyor. Ayrıca Adams, kadınlara ve hayvanlara yönelik davranışlar arasındaki benzerlikler üzerinde dururken hayvanın tüketim maddesi olarak görülmesi, kadınınsa cinsel nesne haline dönüştürülmesi arasında paralellikler kuruyor. Etin Cinsel Politikası; kadınları hayvanlaştıran, hayvanları da cinselleştirip dişilleştiren bir tavır ve davranışlar bütünü olarak tanımlanıyor.

Kitabı 2013 yılında Türkçe’ye çevirenlerden biri olan Güray Tezcan bir röportajında Etin Cinsel Politikası ve feminist-vejetaryen kuramla ilgili şu cümleleri kuruyor: “Etin cinsel politikasının popüler kültürde o kadar karşılığı varmış ki Adams’a zarflar içinde reklam küpürleri yağmaya başlamış. Gönderilen reklamlara bakın ki tüm hayvanlar veya etleri seksi kadın gibi resmedilmiş. Varabileceğimiz sonuç şu: Etin protein almak için zorunlu olduğu ve kudretin tek kaynağı olduğuna inandırılan çocuk, kan dökmeden hayatta kalınamayacağını farz eder ve kim elinde satır belinde silah ortalarda geziniyorsa onu üstün cins saymaya başlar. Erkek egemenlik, et ve savaşlar olmasa zor ayakta kalırdı.

Etin Cinsel Politikası
(Fotoğraf Kaynağı: www.liberationbc.org)

Etin hem protein için zorunlu olduğuna hem de gücün kaynağı olduğuna inanmamız için örülen mit, aslında erkeğin potansiyel şiddet eğilimiyle üstünlük kurmasına neden oluyor. Kültürel yaşamın hemen her alanında et yemenin erkeklik, güç ve şiddet ile birlikte algılandığını söyleyen Adams, bu davranışın erkek tahakkümünün ayrılmaz bir parçası olduğunu belirtiyor. Kitap bu noktadan hareketle, et yemeyi bilinçli olarak reddetmenin ataerkil fallokrasiyi sarsmak açısından feminizmi güçlendireceği iddiasını taşıyor.

Adams; ırkçılığın, cinsiyetçiliğin, şiddetin ve hatta diğer canlılar arasında insan seçkinciliğinin nedenini et tüketimi olarak görüyor. Bu nedenle de et tüketimini beslenme sistemimizden çıkarmanın geniş ataerkil kültürün yapısını sarsacağını ileri sürüyor. Carol Adams bu ilginç çalışmasında insan doğasının etoburr olmadığını ve fizyolojisinin de diğer etoburlara benzemediğini söyleyerek ağız, çene, diş yapısının otobur yeme biçimine uygun olduğunu belirtiyor. 

Et yemek ruhanileştiriyor

Günümüzde birçok insan özellikle çevre bilincinin gelişmesiyle hayvanlara yanlış davranılmaması gerektiğini söylüyor; fakat besin zincirini doğal ya da ilahi bir düzen olarak görüyor. Adams et yemenin ilahileştirilmesini, “Et yemek hem doğallaştırılmış hem de ruhanileştirilmiştir. Bazı insanlar var (ekologlar ve çevreciler) bu insanlar, “Ben her şeyi kullanmak istiyorum ve hayvana kendini kurban ettiği için teşekkür ediyorum” diyorlar. Sanırım bu da Hıristiyanlığın karşı çıkmadan kabul ettiği türden bir kurban dili. İşte bu dili kullanmaya yönelik bir eğilim söz konusu. Eğer doğallaştırma işe yaramazsa o zaman ilahileştirme giriyor araya. İnsanlar değişmek istemediği için ruhanileştiriyor veya doğallaştırıyorlar. Bambaşka bir argümanı da böyle doğallaştırabilir, ruhani bir boyuta taşıyabilirsiniz.” diyerek açıklıyor. 

Et yemek ruhanileştiriyor
Günümüzde birçok insan özellikle çevre bilincinin gelişmesiyle hayvanlara yanlış davranılmaması gerektiğini söylüyor; fakat besin zincirini doğal ya da ilahi bir düzen olarak görüyor. (Fotoğraf Kaynağı: www.salon.com)

Dişilleştirilmiş Protein

Yazarın hayvan endüstrisinde dişi hayvanın olmazsa olmazlığına yaptığı vurgu, kitabın feminist yanına ayrı bir ton kazandırıyor. Hayvanlara yönelik eziyetin çoğu dişi hayvanlara uygulanıyor çünkü doğurgan hayvanlar olmadan hayvansal ürün elde etmek imkansızdır. Adams, dişi hayvanların iki kat sömürüldüğünün altını çizerek göğüslerindeki sütün yavrularına besin olacak yerde bize “musluk” olmasını eleştirir. 

Tanıtım Bülteninden

Bu kitap, kadın ve hayvanın tüm yönleriyle eş olduğunu savunmuyor; yalnızca şiddet ve tahakkümden beslenen erkek egemen kültürün yerinin olmadığının, zayıf bulduğu her şeyi ve herkesi erkek tanımının dışına atarak alt edilecek bir öteki ilan ettiğinin altını çiziyor. Yiyecek/giyecek başka bir şey yokmuş gibi hayvanlara yaşarken kafesi, ölürken kan gölünü reva gördüğümüz sürece savaşları ve ayrımcılığı destekleyen şiddet kültürünün aramızdan ayrılmayacağını hatırlatıyor. Ayrıca burada ışık tutulan erkek şiddeti, kadın düşmanlığı, et yeme kültürü ve militarizm arasındaki bağlantılar bugün de Adams’ın yirmi yıl önce teşhis ettiği zamanki geçerliliğini koruyor.

Biz bütün zulümlerin birbiriyle ilişkili olduğuna inanıyoruz. Bütün canlılar özgür olana kadar; yani kötü muameleden, aşağılamadan, sömürüden, kirlenmeden ve ticarileşmeden kurtulana kadar hiçbir canlı özgür olmayacak.” – Carol J. Adams

Kaynak: Kaos GL, Hayvan Özgürlüğü Çevirileri, Feminist Sözlük