John Berger, Türkiye’ye gelip gitmelerinden birisiyle ilgili yazdıklarında “onlar gibi oturan bir millet yoktur,” der. Anlatımı hemen hemen şöyle devam eder, “güleryüzle sizi karşılarlar, bir yer gösterirler, çay, kahve ikram ederler. Sonra otururlar ve siz de oturursunuz.” Doğru bir gözlemdir. Buralarda misafir bile, “oturmaya” çağrılır. Belki de bu nedenle bu topraklarda yazılanların oturaklı şeyler olmaları beklenir! Her yazar kitabının bir yerinde “gökten balık yağdırmaya,” ya da buna benzer bir şey yapmaya cesaret edemez ne de olsa bu çok oturaklı bir gelişme değildir. Haruki Murakami, “koşmasaydım yazamazdım” diyen bir yazar. Eserlerine gerçeküstü olay ve durumları böylesine doğallıkla yerleştirebilmesini de belki koşmasına borçludur. Biz de bir yazarın koşması makbul müdür, bilemiyorum. Ne de olsa yazar dediğin şöyle “oturaklı şeyler yazan bir adam!” olmalıdır değil mi!? Diye sorduktan sonra ister istemez neyse ki bu yazımın konusu bu değil, diyorum. Bu yazı, Haruki Murakami ve onun Sahilde Kafkası üstüne.

Haruki Murakami

Haruki Murakami, 12 Ocak 1949’da Japonya’da doğmuştur. Budist bir rahibin oğlu ve tüccar bir babanın kızı olan anne ve babası edebiyat öğretmenidir. Evde sürekli Japon edebiyatından bahsedilir. Murakami’nin Amerikan edebiyatına yönelmesinin de bu duruma bir tepki olduğu söylenmektedir.

İlk kitabı 1979’da yayımlanır. Fare Üçlemesi’nin ilk kitabıdır. Bunu pekçokları izler. Aynı zamanda pekçok eseri Japonca’ya kazandırır. Yabancı dile çeviri yapmak konusunda kendini yetkin hissetmese de Japonca’ya çeviri yapmak konusunda ustadır. Yazdıktan sonra kitaplarını tekrar okumadığını ama kitaplarının başka dillerdeki çevirilerini okuduğunu söyler.

22 yaşında evlenir. Karısı yazdıklarının da aynı zamanda ilk okurudur.

Müziğe karşı özel bir ilgisi vardır. Hayatının bir döneminde bir jazz bar işletir. Eserlerinin arka planında müzik hep geçer. Onun kitaplarını kitaplarında bahsettiği şarkılar eşliğinde okumak da mümkündür.

Kedileri ve beyzbolu çok sever ve ikisine de kitaplarında yer verir.

Sahilde Kafka kitabı 2002’de yayımlanmıştır. Bu kitap, 2005 yılında New York Times’ın yılın en iyi on romanı listesinde yer alır. 2006’da da Franz Kafka ve Fantasy ödülünü alır.

Aday olsa da Nobel edebiyat ödülünü henüz almamıştır. Hatta 2006’da aday olduğu Nobel ödülünü Orhan Pamuk alır. Bu nedenle 2006’da yurt basınında kendisine çokça yer verilmesi ülkemizde tanınmasına büyük katkı sağlamıştır.

Ve son olarak Haruki Murakami her gün koşar ve yılda bir maratona katılır.

Sahilde Kafka

“‘Kafka’, Çek dilinde ‘karga’ demektir,” der Fergökçe. Bu kısa açıklama hem kitabın kapağını hem de kitapta bir içses olan Karga adlı delikanlıyı açıklayan bir ipucudur.

Sahilde Kafka, mitolojinin düğümlerini attığı ve hatta bu düğümleri çözdüğü bir olay örgüsünden hoşlanabilecekler için biçilmiş kaftandır. Hatta Sahilde Kafka’yı postmodern bir oidipus romanı olarak okumak bile mümkündür. Tıpkı onda olduğu gibi bir kehanetle açılır.

“Kehanet karanlık bir su gibi hep oradadır.”

“Bir düzenek gibi içinde bir yerlerde gömülüdür.”

Babasının bu kehaneti romanın kahramanı Kafka Tamura’nın evden ayrılmasına yol açar. Böylece kahramanın yolculuğu da başlamış olur.

“On beşinci yaş günümde evimden ayrılarak daha önce adını bile duymadığım, uzaklardaki bir şehre kaçtım; orada küçük bir kütüphanenin bir köşesinde yaşamaya başladım.”

“Belki masal gibi gelebilir. Fakat bir masal değil. Hangi anlamda olursa olsun.”

Hiç bilmediği bir şehre giderken, otobüste aslında ablası olmasını isteyebileceği Sakura’yla tanışır. Yeni gittiği yerde bir pansiyona yerleşir ve Komura Kütüphanesi’ni bulur.

Romanın Diğer Kahramanı

İkinci bölüm karşımıza ilginç bir soruşturma çıkarır. Bu soruşturma, İkinci Dünya Savaşı sırasında bir okul gezisinde birden uyuyan ve bir süre sonra hiçbir şey olmamış gibi uyanan çocuklarla ilgilidir. Çocuklardan sadece biri diğer arkadaşları gibi hemen uyanmaz. Ölümü yakın bir halde üç hafta hastanede kalır. Uyandığındaysa bildiği her şeyi unutmuştur. Bu kişi, adı Nakata olan diğer kahramandır. Nakata’nın ve Kafka Tamura’nın hikayeleri ayrı bölümlerde ilerleyerek sarmal bir yapıda tek bir merkeze doğru ilerler.

Nakata, başına gelen bu olayın okur tarafından öğrenilmesinden sonra artık yaşı ilerlemiş bir adam olarak okurun karşısına çıkarılır. Bu kahramanın kendine ait bir de sırrı vardır. Kedilerle konuşabilmektedir. Bu nedenle kayıp kedileri arayarak kendine ek gelir sağlar. Susam adını verdiği bir kediyi aradığı sırada gölgesinin de diğer insanlardan farklı olduğu söylenir. Onun gölgesi yarımdır. Ve kediler ona Susam’ın kaçırılmış olabileceğinden bahseder:

“Yüreği hasta bir insanın Susam’ı kaçırmış olması ihtimali”nin ilerleyen sayfalarda doğru olduğu ortaya çıkacaktır. Kedilerden biri Nakata’yı uyarır:

“Bay Nakata, zorbalığın hâkim olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bu zorbalıktan kimse kaçamaz. Bunu lütfen unutmayınız. Ne kadar dikkatli olursanız olun yeterli olmayabilir. Bu insanlar içinde kediler içinde geçerli.”

Nakata boş bir arsada Susam’ı beklerken, siyah bir köpek yanına gelip ve onu takip etmesini söyleyecektir. Bunun olduğu gece Kafka Tamura üstü başı kan içinde, birisini yaralamış ya da öldürmüş olduğu düşüncesiyle bir tapınakta uyanır.

Askeri Soruşturmayla İlgili Yıllar Sonra Gelen Mektup

Çocukların bayıldığı 7 Kasım 1944 günü öğrencilerin başında olan öğretmenin yıllardır aklından çıkmayan ve kendini bağışlamadığı, kimseye de anlatmadığı bir ayrıntı vardır.

O günün gecesinde askere (savaşa) giden kocası rüyasına girmiştir. Tutkulu bir beraberlik yaşamışlardır ve gezide beklenmedik bir biçimde aybaşı olmuştur. Özenle gizlediği kanlı mendilini bulan Nakata’yı yaşadığı utançtan tokatlarken diğer öğrencilerin ona baktığını görmüş ve hemen sonra korkunç bir pişmanlıkla Nakata’ya sarılıp, özür dilemiştir. Öğrencilerin bayılması bunun ardından olmuştur. Uyandıklarındaysa hiçbiri bu anı hatırlamıyordur.

Romana açılan bir kapıda burada netlik kazanır. Romana mitolojideki Oidipus söylencesinden etkilenerek Freud’un geliştirdiği, Oidipus Kompleksiyle de bakılabilir. Roman psikanalitik bir eksende Freuyen düşüncelerle sarılıdır. Bastırılmış cinselliğin, rüyalarla dışa vurumu, utancın yol açtığı şiddet, erkek çocuğun annesine duyduğu aşk, babayı öldürme isteği, tüm bunlar ve daha fazlası romanın içindedir.

Romana açılan bir kapıda bahsedilenin ergenlik olduğunu fikriyle bakmaktır. Buradan bakıldığında Kafka Tamura’nın macerası daha anlaşılır olmaktadır.

Nakata’nın Yola Çıkışı

Köpeğin direktiflerine uyarak geldiği malikanede kedi avcısı Johnnie Walker Nakata’yı beklemektedir.

“Kedileri öldürüyorum. Çünkü onların ruhlarını topluyorum.” der.

O, kedilerin ruhlarından kendine kaval yapmaktadır ve Nakata’nın kendisini öldürmesini istemektedir. Bunu yapmasına yol açmak için canice kedileri keser, yüreklerini daha atarken yer. Nakata kedileri kurtarmak için neredeyse bilinçsizce Johnnie Walker’ı öldürür.

Nakata bu cinayetini karakolda itiraf etse de ciddiye alınmaz. Hatta ertesi gün gökten balık yağacağını söylemesi de umursanmaz.

Ertesi gün gökten balık yağar. Nakata’nın söylediği gibi sardalye ama aralarına istavrit de karışmış olarak.

Bu, Nakata’nın yol açtığı başka bir zamanda da şemsiyesini açtığında gökten sülük yağması gibi tuhaf bir olaylardır.

Kafka Tamura’nın Rehberi

“Ben bir şeyleri istediğim halde, aynı zamanda o şeylerden kaçıyorsam?” bu soru Kafka Tamura’nın Oşima’ya sorduğu sorudur. Üstü başı kan içinde kaldıktan sonra pansiyonunu terk edip yolda tanıştığı Sakura’ya gider. Kafka Tamura ondan cinsel olarak etkilendiği için orada kalamayacağını anlar. Kütüphanede çalışan Oşima yani roman boyunca rehber görevini görecek olan kahraman, onun kütüphanede kalmasını ayarlamaya çalışacaktır. Oşima, Kafka Tamura’nın çelişkilerini, kafasından geçenleri konuşabildiği yegâne kişidir. Aralarında geçen  diologlar felsefi göndermelerle doludur. Oşima, Kafka Tamura’nın durumunu, Cassandra’nın Laneti’ne benzetir. Cassandra’nın dile gelen kehanetleri doğru çıkar ama ona kimse inanmaz.

Kütüphanedeki Saeki Hanım’ın yitirdiği aşkı, gizemli kişiliğiyle ilgili bilgileri de okur Oşima’dan öğrenir.

Oşima; hemofil, eşcinsel ve androjen bir kahramandır. Hatta kitabın bir bölümünde hayalgücünden yoksun kişilerin kendilerini vakfettikleri mücadeleye nasıl zarar verebileceklerini biraz da didaktik bir uslüpla sergiler. Bu kısım feminist bir araştırma yapan iki kadının kütüphaneyi ziyareti sırasında yaşananlarda okunur. Murakami bu noktalarda okuru ters köşeye yatırmayı sevmektedir. Hatta maalesef ki Saeki Hanım’ın aşkını yitirişi de öyledir. O, üniversite olaylarında arkadaşlarına yiyecek götürürken, tanınmayıp, karşı taraftan sanılması sonucu dövülerek öldürülmüştür.

Sahilde Kafka’nın Bestelenmesi

Sahilde Kafka aslında Saeki Hanım’ın gençliğinde yaptığı ve çok popüler olan bir albümün adıdır.

“Tekrar tekrar dinledikçe, Sahilde Kafka’nın nasıl olup da o kadar çok insanın yüreğine işleyebildiğini, zor da olsa anlamaya başlamıştım.” der Kafka Tamura.

İçe işleyen ve kaydedildikten sonra her yerde çalmaya başlayan, şiiri, çok da anlaşılmayan bu beste, aslında romanda olacak olayların iskeletinin şiirleşmiş halidir.

Sahilde Kafka bestesiyle ilgili kitapta geçenler beni, İnsanlığın Yıldızın Parladığı Anlar kitabında Zweig’in anlattıklarına götürdü. Başka okurlarda aynı etkiyi yapar mı? Bilemiyorum.

Nakata’nın Rehberi

Nakata’nın nereye gittiğini bilemeden çıktığı yolculukta ona Hoşina rehberlik edecektir. Hoşina kamyon şöforüdür ve Nakata’yı aracına alır. Romanın sonunda Nakata’nın görevini tamamlamak da ona düşer. Hoşino’nun Nakata’yı dedesine benzeterek kurduğu bağ, Nakata’nın onu bel ağrısından bir tür şifacılıkla kurtarmasıyla derinleşir. Evet, Nakata Johnnie Walker’ı öldürdükten sonra artık kedilerle konuşamıyordur ama şemsiyesini açtığında gökten balık ya da sülük yağdırması gibi esrarengiz bir iyileştirme yapabilmektedir.

Aynı Zamanda Resim Olan Sahilde Kafka

Sahilde Kafka sadece bir beste değildir. Aynı zamanda Kafka Tamura kütüphanede kalmaya başlamasından sonra geceleri gelerek ona görünen Saeki Hanım’ın hayaletinin izlediği resmin de adıdır. Bu hayalet Saeki Hanım gençliğidir.

Resim Kafka Tamura’nın cüzdanında taşıdığı ve kayıp olan ablasıyla çekildiği fotoğrafa da çok benzemektedir.

Kafka Tamura Neden Evden Ayrılmıştır

Saeki Hanım’la konuşmalarında evden ayrılma nedenini şöyle anlatır Kafka Tamura:

“Orada kaldıkça, bir daha asla düzelmeyecek yaralar alacağım hissine kapıldım.”

Saeki Hanım’sa onun geri döneceği bir yer olması gerektiğini düşünmektedir.

“Geri dönmeye değer bir yer.”

Aralarındaki konuşmalardan sonra Kafka Tamura şöyle düşünür.

“Haddinden fazla ortak noktamız vardı. Birçok farklı şey, hızla tek bir noktada toplanmaya başlamıştı.”

Nakata’nın Aradığı Taş

Nakata’nın aradığı bir taştır. Giriş taşı. O bu arayışının nedenini şöyle ifadelendirir.

“İşin orasını bendeniz Nakata pek bilmiyorum. Bildiğim tek şey artık birinin bu işi yapması gerektiği.”

Bu arada söylemeden geçmeyeyim: Nakata, Haruki Murakami kahramanları içinde en sevilen kahramanmış. Sanırım, okur, Nakata’nın konuşmalarındaki yukarıdaki alıntıda görülen bu saflık ve doğallıktan etkilendiği için onu bu kadar sevmiş ve benimsemiştir.

Giriş taşını bulmalarında onlara daha doğrusu Hoşima’ya yine ilginç bir karakter yardım edecektir. Kentucky Fried Chicken’ın ambleminde yer alan Albay Sanders. Aslında adı ya da şekli olmayan bir şeydir Albay Sanders ve Murakami’nin kahramanlarından bazılarını kapitalist pazar sembollerinden seçmesi eleştiri aldığı noktalardan biridir. Kitapta adsız ve şekilsiz kahramanın neden Albay Sanders olduğunu Murakami incelikli mizahıyla şöyle verecektir:

“Ben de Albay Sanders gibi, kapitalist dünyanın sembollerinden biri sayılabilecek, akılda rahat kalan bir kılığa girdim. Miki Fare de olabilirdi, ama Disney telif hakları peşinden koşarken çok inatçı oluyor. Dava edilmek istemem.”

Ve Albay Sanders’ın görevi: “İki dünya arasındaki karşılıklı ilişkinin düzende kalmasını sağlamak.”tır.

Taştan Çıkan Dramaturji Dersi

Albay Sanders giriş taşıyla ilgili şöyle der:

“Doğrusunu söylemek gerekirse, bu taşın kendisinin bir anlamı yok. Koşullar bir şeyleri gerekli kılıyordu, tesadüfen de o şey bu taş oldu. Rus yazar Anton Çehov çok güzel söylemiş. “Eğer öyküde bir tabanca geçiyorsa, sonunda mutlaka patlaması gerekir” diye.”

Tabii karşısında Hoşima vardır ve onun ne söylediğini anlamaz. Albay Sanders açıklar:

“Çehov şunu demek istemiş. Gereklilik bağımsız bir kavramdır. Mantık, ahlak ve anlamdan ayrı olarak söz konusu olur. Görev ve işlev birbirini tamamlar. Görev itibariyle gereksiz olan bir şeyin, bulunmasının da anlamı yoktur. Görev itibariyle gerekli olan bir şey de, mutlaka bulunmalıdır. Buna dramaturji denir.”

Tüm Kurgu Aslında

“Benim kim olduğumu siz de mutlaka anlamışsınızdır, diyorsun. Ben Sahilde Kafka’yım. Senin hem sevgilin hem de oğlunum. Karga adlı delikanlıyım. Dahası, ikimizde özgür kalamayız. Kocaman bir girdabın içine düşmüşüz. Bazen de zaman dışında kalıyoruz. Bir yerlerde yıldırım düşmüş üzerimize. Sessiz görünmeyen bir yıldırım.”

Evinden kilometrelerce uzakta üstü başı kan içinde uyandığı gece Kafka Tamura’nın babası öldürülmüştür. Fiziksel olarak bu cinayeti işleyemeyeceği aşikardır. Peki ya rüyalar?Burası romanın belirsiz kılınmış yeridir. Polisin soruşturma için onu araması üstüne Oşima onu yine ormandaki kulübeye getirir. Bu ormanda savaş sırasında bir tatbikatta iki asker kaybolmuştur.

“Bizim yaşadığımız dünyanın hemen yanı başında başka bir dünya mutlaka vardır. Oraya bir ölçüde ayak basabilirsin. Hiçbir şey olmadan geri de dönebilirsin. Dikkatli olursan tabii ki. Fakat belirli bir noktayı geçecek olursan, bir daha asla dönemeyebilirsin. Dönüş yolunu bulamazsın. Labirent gibidir.”

Labirent sözcüğünün kökeninin bağırsaktan geldiğini belirten Oşima,

“Yani labirentin temel prensibi aslında senin içindedir. Üstelik, dış dünyadaki labirentlerle paralellik gösterir.”

“Senin dışında olan bir şey içinde olan bir şeyin yansıması; senin içinde olan bir şey dışında olan bir şeyin yansımasıdır. İşte o yüzden de, kendi dışında olan bir labirente adım atmak yoluyla, kendi içindeki labirente de adım atmış olursun.” der.

Kafka Tamura’nın istediğiyse:

“Bir an önce o ağırlığı omuzlarımdan atmak. Ondan sonra da, başka birinin arzularının içinde hapsolmuş biri olarak değil kendim olarak yaşamak. İstediğim yalnızca buydu.”

Ve

“Beni iyi dinle. Savaşı bitirmek için savaş diye bir şey asla olamaz.” dedi Karga adlı delikanlı. “Savaş, savaşın içinde gelişir. O şiddet sonucu akıtılan kanı içer, şiddet sonucu parçalanan etleri yiyerek büyür. Savaş, bir tür bütünlüğü olan canlı gibidir. Bunu öğrenmen gerekir.” der içsesi.

Saeki Hanım’a Veda

Nakata ve Hoşino kütüphaneye giderler. Nagata her zamanki gibi aslında niye oraya gittiğini bilmiyordur. Kütüphane gezisinden sonra Saeki Hanım’la konuşmak ister. Bu konuşmada Saeki Hanım’ın da gölgesinin de yarım olduğu öğrenilir. O bir şeylerini anılarının içinde olmak için bırakmıştır. Giriş taşını biliyordur. Nakata’ya sorar:

“Sen de o resmin içinde değil miydin? Arka plandaki insanlardan biri olarak. Beyaz pantolonunun paçalarını kıvırmış ayaklarını denize sokmuş biri olarak.”

Nakata’dan yıllardır yazdığı anılarını yakmasını ister ve sonra orada Nakata’nın elleri elinin üstündeyken yaşama veda eder.

Dönüş

Kafka Tamura, ormanın derinliklerine ilerlerken iki askerin hayaletiyle karşılaşır. Onlar, onu geçit hâlâ açık olduğundan diğer tarafa götürebilecektir. Askerler Kafka Tamura’ya oraya kadar geldiğine göre orada görmesi gereken biri olduğunu söylerler.

Geçilen bu yer, olmayan bir diyardır belki de öte dünya. Saeki Hanım genç hali ama sadece ruhsuz ve duygusuz bir görüntü olarak orada onun için vardır.

Bu dünyanın göğünde daireler çizerek uçan kargayı, Johnnie Walker tehdit etmektedir. Ona bir hiç olduğunu, isterse kavalını çalarak ondan sonsuza dek kurtulabileceğini söylemektedir. Manidar, değil mi?

Ve Kafka Tamura, Saeki Hanım ona geri dönmesini söylediği için oradan ayrılır. Ona dönüş yolunda da kayıp iki asker yol gösterecektir, geçit hala açıktır ve askerler Kafka Tamura’yı uyarırlar: “Sakın geriye dönüp bakma.” Burada yine bir mit görülür: Orpheus.

Bir anlık tereddütle arafta kalan Kafka’yı yine Saeki Hanım kurtaracak ve ona kendisi gibi Sahilde Kafka resmine bakmasını söyler. Kulübeye döndüğünde, Oşima’nın abisi onu almaya gelir. Çünkü Saeki Hanım ölmüştür.

Yolda bir zamanlar onunda o iki askeri gördüğü ve oraya gittiği konuşulur. Nasıl bir yerdir? Oşima’nın abisi, bu konu üstüne söz söylemeyi ve yanıt vermeyi red eder.

“Gerçek yanıt, sözcüklere dökülmeyecek bir olgudur.” 

Bu, sözcüklere dökülemeyecek olgu, oidipus kompleksi, ergenlik ya da sadece büyüme olabilir.

Romanın Sonu

“Çok somut, biricik ve özel bir kütüphane. Hiçbir şeyle değiştirilemiyecek, örneği olmayan bir yer.”

Evet, Sahilde Kafka’nın bütün olaylarının merkezi haline gelmiş kütüphanesi her okur için var olmuştur. Sahilde Kafka kitabı da öyle.

“Uyansan iyi olur” dedi Karga adlı delikanlı. “Gözlerini açtığında, yeni bir dünyanın parçası olacaksın.

Sonra uyuyorsun. Gözlerini açtığında ise, artık yeni bir dünyanın bir parçası oluyorsun.”

Roman bu cümlerle bitiyor. Bunun üstüne şöyle hayal ediyorum. O, yani yazar bu son cümleyi yazdıktan sonra gözlerini kapatıyor ve gözlerini Sahilde Kafka adlı bir roman yazmış olduğunun bilinciyle yani Oşima’nın kütüphane için söylediklerinden uyarlarsam, “hiçbir şeyle değiştirilemiyecek, örneği olmayan bir” romanı var etmenin bilinciyle, yeni bir dünyaya açıyor ve bu son cümleleri okuyan okur da gözlerini kapatıyor. Sürükleyici bir romanın kurgu aleminden kendisine kalanlara bakmak için gözlerini kapatıyor. Gözlerini açınca belki mutfağa gidip kendine kahve yapıyor. Belki de bin yılların birikimi ve milyonlarca insanın emeğiyle oluşan medeniyetin her hangi bir penceresinden sokağa, ağaca, kuşa, geceye ya da gündüze bakıyor.

Alıntılar: Merve Fergökçe, Kafka, Uçurumda Murakami! (29.01.2010)

http://www.sabitfikir.com/elestiri/sahilde-kafka-ucurumda-murakami

Haruki Murakami, Sahilde Kafka, Çeviren: Hüseyin Can Erkin, Doğan Kitap, sayfa: 11, 17, 18, 115, 197, 217, 319, 346, 347, 352, 356, 395, 396, 400, 444, 490, 539, 540, 549, 640, 649, 651