6 Aralık 2014 tarihinde Tüm-Bel SEN Genel Merkezinde bir hareketlenme vardı. Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelen çevreyle ilgili, siyasi ve bağımsız topluluklardan insanlar Türkiye’nin ekolojik duruşunu masaya yatırmak için bir araya geldi. Biz de merak ettik, gittik, gördük. Gördüklerimizi sizlerle de paylaşalım, belki gelecek toplantısına siz de katılmak istersiniz…

Meclisin ilk toplantısı iki oturumdan oluşuyordu. Türkiye’nin her yerinden duyan gelmişti. İlk oturumda yerel sorunlardan bahsetmek üzere çeşitli kişiler söz aldı ve bölgelerindeki çevre sorunlarından bahsettiler. İkinci oturumda ise çözümler üzerinde durulurken aynı zamanda meclisin nasıl olması gerektiği, özellikle de katılımcıların kendi aralarında nasıl daha medeni ve egosuz iletişim kurabileceği üzerine tartışıldı. Pek çok kişi ülkedeki nükleer santrallerin durumundan şikayet etti, bunun üzerine rüzgar enerjisi ve güneş panellerinin nükleer enerjinin yerine kullanılmasının kesin bir çözüm olup olmayacağı konusunu irdelediler. İrdelerken büyük şirketlerin kuracağı güneş enerjisi santrallerinin veya rüzgar enerjisi santrallerinin de doğaya aynı şekilde zarar verebilme riski olduğunu; çünkü kapitalist sistemlerde eğilimin rant sağlamak üzerine olduğunu ve şekil değiştiren çözümlerin de aynı amaçla aynı sonucu vereceğini vurguladılar. Enerji konusuna ek olarak maden işletmeleri ve bunların çevreye zararları da irdelendi.

Soma’da kaybedilen madenciler anılırken, 446 gündür eylem yapan Yatağan Termik Santrali ve Kömür İşletmesinin işçilerinin özelleştirme karşıtı eylemlerinin bitmesi sonucunda işverenlerle masaya oturmalarından; fakat istenilen etkinin yaratılamamasından dolayı işçilerin kendilerini istedikleri şekilde ifade edemediklerinden duydukları üzüntüyü dile getirdiler. Konuşmacılar ayrıca sık sık Çevre Etki Değerlendirme Toplantılarını eleştirdiler. ÇED’in düşünce olarak ve kavramsal olarak işlevsel olduğunu; fakat ÇED raporu hazırlayan bilirkişilerin masraflarının proje sahibi şirketler tarafından karşılanmasının, raporların denetimini ve tarafsızlığını etkilediğini belirttiler. ÇED raporlarını düzenleyen bilirkişilerin masraflarının bağımsız kişiler tarafından karşılanması ve tarafsız, bilimsel ve doğa dostu nitelikte raporlar oluşturulması gerektiği konusunda hemfikir oldular.

Toplantıda dikkat çeken uygulamalardan birisi, kadınlara pozitif ayrımcılık uygulamak adına konuşma sürelerinin erkeklerden iki dakika fazla tutulmuş olmasıydı. Ayrıca konuşmacıları kürsüye, bir kadın ve ardından bir erkek olarak çağırarak fırsat eşitliğini sağlamayı amaçlamışlardı. Meclis ortamında demokratik bir duruşu hakim kılmak gayesinde oldukları açıkca belli oluyordu ve katılımcıların dahil oldukları topluluk veya siyasi oluşumu ön plana çıkartmalarına engel olmak adına ara ara divan tarafından uyarılar oldu. Toplantıda verilen aralarda katılımcılar beraber çay içerlerken, kendi aralarında sohbet edip tanıştılar ve görüşlerini paylaştılar. Genel hava samimiydi; ama meclisin iskeleti henüz oturmamış olduğu için konu geçişlerinde ve konuşmalarda biraz dağınıklık hakimdi. Bunun da önüne geçebilmek adına konsey kuruldu ve yerel meclislerin ve iletişim ağının ivedilikle kurulması gerektiği vurgulandı.

Toplantıda üzerinde durulan bir başka fikir ise ekoloji akademileri kurmaktı. Kendilerinin de ekolojik terminoloji ve teknik konusunda eksiklik hissettiklerini belirten katılımcılar, ayrıca meclise biyologlar ve ekologlar tarafından, yani bu işin okulunu okumuş insanlar tarafından katılımın artmasının meclis adına çok yararlı ve aydınlatıcı olduğunun altını çizdiler. Her şeye ek olarak konuşmacılardan bir tanesi fakir mahallelerde bostan kültürünün geliştirilmesi gerektiğini ve bu mahallelerden genele yayılarak insanların besin konusunda dışa bağımlılığının azaltılabileceğini ileri sürdü. Bu güzel fikri ilerde uygulamada görmek çok yararlı olacaktır, özellikle ülkemize sığınmış Suriyeli mültecilerin besin açısından dışarıya bağımlılıkları azaltılırsa, bu insanlar artık Türkçe öğrenmeye ve eğitilmeye başlarlar. Bunun sonucunda da daha yumuşak bir mizaçları olur, sonuçta hep beraber yaşayacağız, realist olmak lazım, komşularınızın aç ve bezgin mi olmasını tercih ederdiniz, yoksa rahat ve iletişimci mi? Konumuza dönersek, toplantıda pek çok siyasi fikirden katılımcı vardı. Örneğin ilahiyat fakültesi mezunu genç bir kadın doğa yanlısı çok güzel bir konuşma yaptı ve muhafazakar kesimin de doğa mücadelesinin tam ortasında durmasını desteklediğini, bunun zaten dini inancının kalbini oluşturduğunu vurguladı. Rabia Tamer adındaki genç ilahiyatçının görüşlerini anlattığı yazısına AlakırınSesi adresinden ulaşabilirsiniz.

Gittik, gördük, geldik ve bizce umut verici bir adım olmuş böyle bir meclisin kurulması, umarız ki ilerleyen tarihlerde daha yüksek katılımcı sayısıyla ve daha fazla biyolog katılımcıyla yine toplanırlar ve doğanın sesi olmayı başarırlar. Meclise katılımcı olmak isteyen ve söyleyecek sözü olan herkese de gidip katılmasını tavsiye ederiz, eminim hepinizin söyleyecek ya da en azından öğrenecek şeyleri vardır.