Ekonomi ile ekoloji arasındaki uyuşmazlığın çarpıcı sonuçlarına sahne olan Türkiye, son dönemde izlediği politikalarla bir yandan ekonomik göstergeler açısından yüksek rakamlara erişirken bir yandan da kirletme hızını en çok artıran ülkeler arasında yer almaya başladı. Bir gün ülkenin çevre tarihi kaleme alındığında AKP yıllarının, doğal varlıkların ve tarihi değerlerin artık geri dönülemez biçimde tahrip edildiği bir dönemi simgelediğinin yazılacağına kuşku yok.

Ekonomik gerekçelerin ekolojik kaygılara ağır basmasından kaynaklanan bu durumun ülke içinde yeterince bilindiği, sorgulandığı, gündeme getirildiği söylenemez. Doğal dengenin ekonomik büyümeye feda edilmesinden kaynaklanan sorunlar, yalnızca sınırlı sayıdaki çevrecilerin, duyarlı grupların, uzmanların ilgi alanına giren uğraş konuları olarak kabul edilmiştir. Bu durumun bir nedeni siyasetteki oy kaygısı ya da akademideki aşırı uzmanlaşma ise bir diğer nedeni de ülkenin güçlü bir çevreci ya da yeşil oluşumu destekleyecek ekonomik, toplumsal yapıya sahip olmamasıdır.

İşte bu yazıda, çevreciliğin ve yeşiller hareketin içinde bulunduğu yapısal sorunlardan, önündeki engellerden ve karşılaştığı zorluklardan yola çıkarak, siyasal alanda hareketin başarı kazanması için gündeme gelebilecek olası seçenekler değerlendirilmeye çalışılacaktır. İlk olarak doğa temelli arayışların Türkiye’deki olağan sıkıntılarına değinilecek, ardından hareketin bugünkü resmine bakılmaya çalışılacak, en sonda da “Ne yapmalı?” sorusuna aranacak yanıtların neler olabileceği üzerine bir tartışma yürütülecektir.

Devamını buradan okuyabilirsiniz.

Hazırlayan: Bülent Duru / Ankara Üniversitesi – Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi
Başlık Fotoğrafı: PwGrosser