Kadın şefkati, doğa fedakarlığı
İkisi şiddet karşıtı
İkisinin kucaklayan aşkı…

Yeşili metalaştırma, kadını maddeleştirme.
Doğaya ihanet istismar, kadına sürekli taciz
Sömürü her ikisine, şiddet her ikisine.
 
Doğar ekofeminizm.
70’leri arkada bırakıp da… Yeşil hareket ve feminist hareket etkileşimi ile kadının ve doğanın üzerindeki baskılara, tüm tehditlere ve dayatmalara karşı belki çığlık belki fısıltı.

Ekofeminizm uyanıklık hali.
1974’te François D’Eubonne tarafından kadınların dünyayı kurtarmak için önderlik edeceği ekolojik devrimin adı.
 
Erkek egemen toplum ile endüstriyel kapitalizm arasında doğrudan bir bağlantı olduğu ortada. Doğayı sadece kaynak deposu halinde gören kapitalizm, erkek egemen toplumla doğayı yok ediyor. Erkek sonsuz güç sahibi olmak için hem doğayı alt emek hem de bulduğu her şeyi evcilleştirmek istiyor. Oysa kadın doğayla barıştıran, doğayı kucaklayan. Doğaya sahip olma değil ait olma bilincini geliştirmiş.

Kadın ki asırlık ormanların yok edilmesine karşı korkusuzca buldozerin önüne atlayabiliyor, derelerin nehirlerin özelleştirilmesini engellemek için aylarca su nöbeti tutabiliyor. Doğayla insanı ayrı tutmanın olanaksızlığını biliyor. Biliyor ki o zeytin ağacı kesilirse ekmeği gidecek, Validebağ Korusu imara açılırsa nefesi bitecek, Akkuyu’da nükleer santral kurulursa deniz ekosistemi dolayısıyla yediği balık bitecek,bir kömürlü termik daha gelirse sağlığı, GDO sofralara girdi miydi geleceği bitirecek.
 
Ekofeminizmin kendi içindeki fikir ayrılıkları:
 
1. Kültürel (Biyolojik Temelli) Ekofeminizm

Kadın ve doğa arasında kurulan yakınlığı kadın biyolojisi ve psikolojisinin farklılığı ile temellendirir. Kadın ve doğa doğurganlık yetisi ile birleştirilir; şefkat, şiddet, ben merkezcilikten uzaklık, duygusallık, fedakarlık, tinsellik gibi kadına özgü özellikler ile bütünleştirilir.

2. Toplumsal Ekofeminizm

Tarihsel ayrım içerisinde oluşan kadın ve doğa ilişkisinden söz edilir. Ataerkil sistemin düalizlerini reddeder. Kadın ve doğanın sömürüsüne, kadın ve doğanın katline tepki olarak gelişir. Doğum, beslenme, çocuk ve yaşlı bakımına önem verilmesini tehlikeli bulur. Geleneksel toplumsal cinsiyet rollerini pekiştirmek değil kadınları potansiyellerini tam olarak gerçekleştirmeye çalışan varlıklar olarak tanımlar.
 
3. Feminist Çevrecilik

Üçüncü ayrılık ise, Kültürel (biyolojik temelli) Ekofeminizm ile Toplumsal Ekofeminizm arasındaki zıtlıklardan köprü kurmaya çalışır. Feminst çevreciliğe göre biyolojik ve psikolojik temellerle doğmuş bu yakınlık zamanla maddi temelini toplumsal süreçler içinde oluşturur.

Genel olarak baktığımızda ise Ekofeminizm kadınların yeşil direniş içerisinde aktif rol oynamasını benimser. Feminist ve yeşil hareketler eşitlikçi, anti-hiyerarşik sistemleri savunurlar. Kadın köleliğini biyolojik yapıyla açıklayan yalanı reddederler. ‘Öteki cins’ olan kadını güçlendirmeyi hedeflerler. Bu kapitalizme/patriyarkaya karşı kadını üstün/erk görerek değildir. Çünkü bir erke karşı başka bir erk yaratmak,cinsler arası eşitlikçi bir toplum geliştirmez.
 
Özgürleşme ve doğayı özgürleştirme eylemiyle kadın, kendisini var ederken aynı zamanda özgür dünya yaratma mücadelesini sürdürmektedir. Doğa ile kadın  asla ayrı düşünülemez.

Ve bu bütünlük barışı getirmelidir. Doğa ile kadın bütünleştiriciliği ile ekolojik devrimi getirecektir.