Okuma süresi: 6 dakika

Tiyatro, dans, müzik ve yenilikler atölyesi 3K Karaburun Kavimler Kapısı 18’inci yılına yaklaşırken sanata dair umutları yeşertmeye devam ediyor. Tiyatro yönetmeni ve eğitmeni Gonca Yalçıner ile 3K’ye dair keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

“keyfi bir buluşma…”

Öncelikle 3K Karaburun Kavimler Kapısı nasıl ortaya çıktı?

Bu aslında çok uzun bir hikâye. Çok kısa anlatmaya çalışacağım. Burayı keşfeden babam Şıh Ali Yalçıner. Kendisi Amsterdam’da tiyatrocu ve hala Amsterdam’da yaşıyor. 1998 yılı uluslararası projelerimizin olduğu bir süreç içerisinde İzmir ve etrafında bu projeleri gerçekleştirebilecekleri belediyelerle iletişime geçmeye çalışıyorlar ve yerler bakıyorlar. Bu serüven içerisinde Karaburun’a geliyorlar ve babam burayı ilk gördüğünde hemen vuruluyor. Tabii ki de bu tarihçesiyle de çok alakalı bir durum. Babamı Ambarseki Köyü’ne getiriyorlar. Burada çok yıkık dökük, harabe halinde eski bir yağhanenin, eski zeytinyağı fabrikasının kalıntılarını görüyor ve bu kalıntıların yanında koca bir çınar ağacı ile bir pınar var. Babam kendi hislerine ve buranın tarihçesine de güvenerek vizyonunu gerçekleştirebileceği bir yer olarak gördüğü için burayı satın alıyor. Eski usulüne göre içerisinde hala o taş değirmenin ve presin bulunduğu yerleri hiçbir şekilde oynatmıyor, etrafına koca bir stüdyo yapıyor. Taş bir bina burası ve burayı 2001-2002 yılları içerisinde uluslararası projeler için açıyor. Bunu ilk yaptığında da Bornova Belediyesi ve oradaki gençler ile birlikte çalışıyoruz. 2005’ten itibaren de Amsterdam Tiyatro Okulu ile birlikte uluslararası projelerimizi oturtmaya başladık.

Karaburun ile buluşmanız nasıl oldu?

Anlattığım hikâye ile iç içe keyfi bir buluşma… Tabii ki de zorlukları vardı. Özellikle köyde herkesin yağhane ya da viran olarak gördükleri eski bir yeri canlandırıyorsun…  Köylülerle ve Karaburun Belediyesi ile iletişime geçmek, buranın kültürel bir yer haline gelmesi, aktif bir halde faaliyetlerini devam ettirmesi için tabii ki bir çaba harcamak zorunda kaldık. Ama Karaburun genel olarak çok aydın bir yer olduğu için bize kucak açtı. Zorluklar yaşamadık değil, yaşadık. Hala bazı zorluklarla karşılaşabiliyoruz. Ama Karaburun’un yerli halkından ve daha sonra Karaburun’a göç etmiş insanlarımızdan, komşularımızdan da büyük destek alıyoruz.

Karaburun, burada adeta eviniz gibi hayat bulan atölyenizi şekillendirirken size neler kattı? Hedeflerinizi ne kadar gerçekleştirebildiniz?

Temel hedefimiz, her zaman özellikle 14 yaş ve üstü gençlerimizin ve tiyatroyla, müzikle, sanatla iç içe olmak isteyen insanların yaratıcılıklarını farklı bir şekilde beslemek ya da interdisipliner şekilde çalışmak isteyen insanlar için bir platform olmaktı. Bunu gerçekleştirebiliyoruz. Buradaki hayat ve buranın eski yağhane olması mekânsal olarak da beraber üretmeyi destekliyor. Bir zeytinyağı fabrikası, bir yağhane, nasıl çalışırsa nasıl tek bir kişiyle dönmeyecekse (Tiyatro da zaten böyledir.) bizim burada yaptığımız hiçbir faaliyette de hiçbir şeyin bir kişinin çabasıyla olmayacağını biz her zaman ön planda tuttuk. Bu bizi katman katman beraber çalışmaya ve farklı kültürlerden, ülkelerden, disiplinlerden insanlarla/ sanatçılarla çalışmaya kadar taşıdı. Bizim en tap noktamız diye adlandırabileceğim, yaptığımız en güzel işlerden bir tanesi; yıllık Amsterdam Tiyatro Okulu’ndan son sınıf öğrencilerimizin burayı bir staj yeri olarak kullanabiliyor olmaları. Bu şekilde yeni akademisyenlerimizi, mezunlarımızı Türkiye’deki gençlerimizle, tiyatro aşıklarıyla, tiyatro okulu bölümü insanlarıyla ya da diğer sanatçılarımızla da buluşturabildiğimiz bir platform kurduk. En güzel örneklerinden bir tanesi, uluslararası çalışabiliyor olmamız ve insanlara bu networku, bu paylaşımları, buluşmaları sunabiliyor olmamız.

3K Karaburun Kavimler Kapısı ile çevre ilçelerin ve köylerin çocuklarının da sanatla iç içe eğlenceli vakitler geçirmelerini, kendilerini eğitmelerini sağlıyorsunuz. Bununla ilgili olarak nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?

Bununla negatif geri dönüşler almamız hiç mümkün değil. Çünkü bizim burada beraber çalıştığımız ve köylerde yaşayan çocuklarımız olsun;  diğer çevre belediyelerden, şehirlerden gelen gençlerimiz olsun hepsinin kendilerini geliştirebildiklerini gördük. Bizim – babam ve benim – için en güzel geri dönüş de bu. 18 yıllık serüven içerisinde çok güzel örnekler var. Şu an Türkiye’de ünlü oyuncular olsun, illüstratör olsun, eğitmenler olsun bizimle beraber burada büyüdü. Çocuk eğitmenliği yapan arkadaşlarımız, çocuklarımız bizimle birlikte burada büyüdüler, bizim eğitimlerimizden geçtiler. Burada tiyatro bölümlerine öğrenciler yetişti. Biz burada ‘insan olmak nedir’, ‘paylaşmak neden insanlığa dair bir şeydir’, ‘bizi insan yapan şey nedir’ soruları üzerinden aslında temelde çocuklarımıza bir şeyler vermeye çalışıyoruz. Geri dönüşlerde hem aileleri tarafından olsun, hem kendilerinin geleceklerine dair attıkları adımlar içerisinde olsun çok güzel örneklerimiz var. Hepsi hala büyük sevgiyle ve hasretle ve özlemle ya gelir giderler ya yeni insanları gönderirler.

3K,  18. yaşına yaklaşıyor. Bu süreçte oluşan tiyatro, dans, müzik ve yenilikler atölyelerinizden bize biraz bahseder misiniz?

Atölyelerimiz içerisinde interdisipliner çalışmaları çok önemsiyoruz. Beraber çalıştığımız eğitmenlerin/ sanatçıların öncelikle kendilerinin de bir derdi olmasını çok önemsiyoruz. ‘Dünyaya dair araştırmaların içerisinde dünya duruşları nedir’, ‘sanata bakış açları nedir’ ve ‘bunu Karaburun Kavimler Kapısı’nın katkısıyla nasıl araştırabilirler, nasıl geliştirebilirler’ sorularını sordukça aslında birçok şey oluştu. Biraz önce bahsettiğim gibi bu uluslararası projeler içerisinde Amsterdam Tiyatro Okulu’ndaki staj yeri olması, 2005-2006 yılında Küba’dan, Amsterdam’dan, Almanya’dan, Fransa’dan bir araya gelen dansçılarımızın, birçok dans eğitmeninin birlikte beden dilini araştırdıkları atölyelerimiz önemli örneklerden bir tanesidir. Göç üzerine yaptığımız Avrupa’nın 7 ülkesinden gençlerin katıldığı ve bir bölümünün de burada gerçekleştirildiği bir projemiz var. En önemlilerinden bir diğeri de bu. Mesela bugün burada çalışan Kadıköy Sanat Tiyatrosu’nun (KaST) bir atölyesi var ve onları çok önemsiyorum. Çünkü interdisipliner çalışmak üzere bir caz müzisyeni Çağıl Kaya, koreograf Dicle Doğan, tiyatrodan gelip aslında fiziksel tiyatroda kendini çok güzel geliştirmiş Salih Usta ve Didem Kiriş ile beraber burada çocuklarımıza 10 günlük bir süre içerisinde bir atölye veriyoruz. Ve onlara baktığım zaman o birleştirmeleri, kafalarındaki soru işaretleri, zorlukları, kendi sınırlarını zorlamaya çalışmaları aslında bu süreç içerisinde oluşan atölyelerin en önemlilerinden bir tanesi. Şu an devam eden atölyemiz de bu.

Burası neden hep güzel?

Biraz önce bahsettiğim şeyler sayesinde hep güzel. Gerçekten Karaburun Kavimler Kapısı, kapımız, kendini geliştirmek isteyen, sanata dair dünyaya dair yeni bir şeyler denemek isteyen herkese açık. Zor günler yaşıyoruz Türkiye’de. Diğer ülkeler de zor günler yaşıyor. Dünyaca zor günlerden geçiyoruz. Bu zorluklarla nasıl baş edebileceğimize dair bir arayış içerisinde olan herkes için aslında kapımızı açıyoruz ve burası bu yüzden güzel. Birlikte olduğumuzun altını çizebildiğimiz ve paylaşabildiğimiz için güzel.

Bütün bu sanat aktivitelerinin yanı sıra yiyecek ihtiyacınızı da bahçenizde kendi yetiştirdiğiniz sebzelerden sağlıyorsunuz ve katılımcıları da buna davet ederek aslında büyük bir çevre duyarlılığı gösteriyorsunuz.  Sizi buna teşvik eden ne oldu?

En basitiyle küresel ısınma diyebilirim. Mevsimlerimizin saçmalaması ve bununla beraber tabii ki Türkiye ekonomisinin de saçmalaması diye adlandırabiliriz. Bugün şakasını yaptım hatta; pazardan gidip domates almak, kendi domatesini yetiştirmekten çok daha pahalı ve ne yediğini bilmiyorsun. Ekonomik anlamda en başta bu var.

Diğer taraftan bu bilinçlenme ve paylaşım süreci içerisinde önemli olan, eğer zeytini sen kendin topluyorsan tabağındaki o zeytini bırakırken gerçekten düşünmeye başlıyor olman. Bizim burada hissettiğimiz şey o. İsraf etmek, bir şeyi atmak veya çok kolay tüketmektense onun nasıl yetiştiğini, bazen yetişemediğini, ekolojik sorunlardan dolayı hastalıklara nasıl kapıldığını izleyip zorluklarla baş edince o dalından koparttığın domates birdenbire çok değerleniyor, o salatalığın tadı daha güzel oluyor. Zaten doğal ama diğer taraftan da ona emeğimiz geçtiği için hep birlikte tüketmekle ilgili de bir sorgulama yapabiliyoruz.

Son olarak 2017 yılı atölye takviminizde neler var? İnsanlar atölyelerinize nasıl katılım sağlayabilir?

Doğaçlama atölyemiz, vahşi benlik buluşması, organik mekan inorganik beden, mekan tiyatrosu yönetme, enerjiden ifadeye dans tiyatrosu, fiziksel anlatım ve yaratıcı süreç, metafor ve performans atölyemiz var.  Bu yıl bunlara ek olarak eylülde iki tane yoga atölyesi yapılacak. Yoga atölyelerinin tarihleri henüz kesinleşmedi. Bana mail atabilirler. Web sitesi ya da Facebook sayfalarımız üzerinden iletişim kurdukları zaman davet ediyoruz. Niyet mektubu yazmalarını isteyebiliyoruz.