Ursula Kroeber Le Guin’i çoğumuz Mülksüzler sayesinde tanımışızdır. Hiç yoktan şahsım adıma durum böyle. Anarşizm’e yatkın çoğu genç bu kitabı bir şekilde duyar, edinir ve okur. Benim de anarşist teorilerden önce Anarşizm’e açılan kapım olmuştu Mülksüzler. Ardı sıra da birçok farklı teorisyenin fikirlerini kurcaladım haliyle. Ama bu tanışmayı sadece Mülksüzler ile sınırlamak ve Le Guin’i okumamak kendime büyük haksızlık olurdu.

Bugün siz Gaia okurlarına Le Guin’in en son elime geçen kitabı Sürgün Gezegeni‘nden bahsedeceğim. 1964 yılında yazılan eser, Hanish Cycle (Hainli Döngüsü) serisinin de bir parçası. Öncelikle on yıllar önce basılmış olan bu eseri Türkçeleştirip yayına hazırlayan ve biz okurlara bu keyfi yaşatan İthaki Yayınları‘na teşekkür etmek istiyorum.

Hainli Döngüsü’ne dönecek olursak; bu serilerde adı geçen Hainli insanlar, Mülksüzler’de de yer alan en eski insan türü. Serideki yedi kitapta geçtiğine göre Hainli insanlar diğer gezegenlerdeki insanların da ataları. Birçok gezegen ve dünyanın anlatıldığı Hainli Döngüsü kitaplarında, farklı gezegenlerden insanların kurduğu birlikten ve bu birbirinden farklı şekilde evrimleşmiş insanların farklı evrim süreçlerinde birbirlerini nasıl karşıladıklarından bahsediyor. Le Guin, böyle bir kalıp içinde insanlığın gelişimini öncesi ve sonrası şeklinde karşılaştırmalı olarak ele almış da diyebiliriz. Bir gezegende yıldızlararası seyahat edebilen Hainliler varken, diğer bir gezegende henüz tekerleği bulamamış ataerkil Tevarlılara rastlayabiliyoruz.

Yıldızlararası seyahat eden insanların diğer güneş sistemlerindeki insanlarla ekonomik ve sosyal bir ‘birliktelik’ kurmak için uğraşmaya başlaması ile etkileşimlerini aktaran Hainli Döngüsü eserlerinden Sürgün Gezegeni, bizleri yerli Tevar Halkı’nın ve Alterralılar’ın yaşadığı Eltanin yıldızındaki bir dünyaya götürüyor. Farklı şekilde evrimleşmiş bu iki insan ırkından Tevarlıları geri kalmış, ataerkil ve gelenekselci bir toplum olarak anlatıyor Le Guin. Tevarlılar’ın ‘Yabansoylu’ diye adlandırdığı Alterralılar ise daha farklı evrimleşmiş ve kültürel olarak gelişmiş bir toplumu işaret etmekte (Alterralılar ise Tevarlı’lara izcanlı -İleri Zekâlı Canlı- demekteler).

Hikâye Alterralılar’ın ‘lideri’ Jakob, Tevar Büyüğü Wold ve Wold’un kızı Rolery’nin anlatıları ile aktarılıyor. Bu iki farklı insan türünün birbirleri ile olan husumetini ve birbirlerini alt insan türleri olarak gördüklerini kitabın daha ilk kısımlarında anlıyoruz. Irkçı ve türcü bu dışlayışları ve düşmanlığı her diyalog ve karşılaşmada ince ince işlemiş Le Guin. Hikaye ise bu iki toplumun kapılarına dayanan bir istilaya karşı verdikleri mücadeleye odaklanıyor. Konu olarak bir istilayı ve savaşı ele alsa da, Le Guin bu iki toplumun yapılanmasını da çok güzel kurgulamış.

Alterralılar kültürel olarak gelişmiş olsalar da teknolojilerinden yoksun kalmış bir halk ve yavaş yavaş geriye gitmekteler. Konsey dedikleri ve on kişiden oluşan bir yönetim ile karar alan bu halkın konsey dışında bir liderleri yok. Ama konsey üyeleri Jakob’u lider olarak görmekteler ve kararları ‘uygulama’ inisiyatifini Jakob’a bırakmaktalar. Benzer bir yapılanma Tevarlılar’da varsa da, Tevar halkı daha gelenekselci ve liderlerine bağlı olarak anlatılmakta. Kolektif bir yaşam sürseler de eşitlikçi bir toplum olmaktan uzak Tevarlıların toplumsal olarak da gelişmediklerini söyleyebiliriz. Tevarlılar’ın da taş merasimi denilen bir meclisleri olsa da liderleri daha güçlü ve kararların genelinde söz sahibi. Meclis ise sadece bir uzlaşı mekanizması olarak ele alınmış.

Toplumsal kuralların irdelendiği ve Anarşizm’in izlerinin görüldüğü Sürgün Gezegeni, feminist Le Guin’e göre fazla erkeksi ve eylemsel bir kitap. Erkeklerin sürekli sahnede olduğu ve kararlar alıp uyguladığı kitapta yazar, karar almayanların etkililiğini alttan altta işliyor. Pasif bir karakter olan Rolery’nin üzerinden işlediği bu olgu, Le Guin’in Taoizm’e yatkın olan yanını bizlere göstermekte. Feminist olarak Taoist felsefeyi benimseyen Le Guin, ‘eylemsizlik aracılığıyla eylemde bulunma’ fikrini okuruna Rolery karakteri ile vermekte.

Jakob karakteri ise Le Guin’in liderlik olgusunu eleştirdiği ana karakter. “Otorite kişinin kendisinden mi kaynaklanır, yoksa etrafındakilerden mi?”, bu soruya net bir yanıt verilmese de Konsey’de sorumluluk alıp halkına önderlik eden Jakob, inisiyatifi hiçbir zaman tek eline almamakta. Konsey kararları Jakob itiraz da etse çoğunluğun onayı ile alınmakta. Kolektif bir yapılanmanın anlatıldığı Alterra halkı içinde Jakob, sorumluluk alan ve halkı için mücadele veren bir temsilci. Bir liderden öte halkıyla her alanda omuz omuza çalışan bir önder.

Anarşizm’in, Feminizm’in ve Taoizm’in yanı sıra yurtsuzluğu, ötekiliği ve ön yargıları da satır aralarında ahenkle işlediği bu güzel hikaye için Le Guin’e ne kadar teşekkür etsek az. Sevenlerine ve merak edenlerine şimdiden iyi okumalar dilerim.