Televizyon kanallarında dolaşırken aklıma takılan bir sorunun peşinden gittim, vardım buralara… Acaba tercihler mi belirliyordu yayınların kurgularını, yoksa kurgular mı yön veriyordu tercihlere?

En çok da gençlerin ilgisini çeken bu yayınlar, onların gerçek hayattaki duyarsızlıklarının bir sonucu muydu yoksa sebebi mi? Genç nüfusuyla övünen Türkiye’nin acaba ne kadar dikkatini çekiyordu bu kuşağın ilgi ve tercihleri? Bir nevi algı operasyonuna maruz kalan bu neslin dinamiklerini oluşturan şeyler neydi ve zaman içinde nasıl şekillendi? Nasıl apolitikleştirildi?

21. yüzyılın asıl kahramanları olan Y kuşağı dünya nüfusunun üçte birini oluştururken; Türkiye’deki nüfusun neredeyse yüzde 40’ını temsil eder niteliktedir. YSK verilerine göre, en son seçimlerin yüzde 33’ünü ifade eden Y kuşağının siyasi çevrelerce odak noktası haline getirilmesi beklenirken; nasıl bu kadar duyarsız kalındığı, sergilenen çaba ve beceri(ksizlik) karşımıza çıkan en büyük paradokstur aslında. Görmezden gelmeyi tercih eder tutumlarıyla pekiştirdikleri bu durumu ”apolitikleşme” olarak tanımlamak ve üzerine bir de sorgulamak daha büyük bir ironidir kendi içinde.

Y kuşağı dendiğinde şüphesiz akla ilk gelen yeniliğe ve gelişime açık, dijital ortamda büyüyen bilişim çocukları olmalıdır. Sabırsızlıklarıyla, ünlü şikayetçilikleri ile çokça anılanlardır onlar. Yaşadıkları coğrafyaya ve kültüre göre farklı karakteristik özellikler sergileseler de genel manada bir çok konuda benzeşirler. En belirgin özellikleri çoğunluğunun belli bir sınıfa ait olmamasıdır. ”Bir fikre körü körüne bağlılığa tezat kişilikleri” sayesinde hiç gelişmez aidiyet duyguları. Kitlelere hitap etme, etkileme ve empoze etme derdinde de olmazlar bir önceki kuşağın tersine.

Özbenlik duygusu hakim olmakla birlikte, kuvvetli aile bağları en az arkadaş çevreleri kadar önem arz eder kendi değerlerinde. Kurulan ilişkinin temelinde saygıdan önce sevgi geldiğinden – çünkü saygı duyabilmenin birincil koşulu sevmektir onlara göre – otorite merkezli saygı kavramına itibar etmezler. Sevmeden sayamazlar özetle.

Sorgulayan bakış açıları, X kuşağından farklı olarak aile ve dost ortamlarında onları çatışmalara da sürüklemez. Mücadelelerini olaylar ve kişilerden bağımsız, olgular ve fikirler üzerinde yürütürler. Temelde ”çevreyle uyum”u ”farklılaşma”ya takas etmiş olduklarından, uyum içinde farklı sesler çıkarmayı mühim bulurlar. Tek bir renkte buluşmak yerine, düşünsel boyutta rengarenk bir yelpaze oluşturabilmek esas gayeleridir.

Haksızlık ve saçmalık, tahammül edemedikleri iki başlık olarak çıkar karşılarına. Haksızlığa karşı itaatkâr bir duruş sergilemeleri, mantıksız ortamlarda sükunetlerini korumaları kadar imkansızdır onlar için. Bu yüzdendir ki; yeniliğe tok, gelişime kapalı, doğrunun ve gerçeğin neredeyse var olmadığı siyaset arenasında yer almak yerine dışarıdan bakmayı tercih ederler peşin peşin.

Zamanında ağzı yanan ebeveynler korumacı içgüdüleriyle büyütürken çocuklarını; geçmiş sancıların mağduru sol görüşün karşısında düzen yanlısı, sorgulamayan bir sağ kesit oluşturuldu zaman içinde. Farklı bir nesil yetiştirme çabasında en etkili araç olarak kullanılan medya, yarattığı dezenformasyonlarla akılları karıştırdı büyük bir ustalıkla. Zenginlik ve güzelliği önemseyen konfor ve marka tutsağı gençler icat etti gün geçtikçe. Bu uğurda ”İşte Benim Stilim”in sıkı takipçileri dizilerdeki aşklarda hayat bulurken, Survivor’cıların başarılarıyla övünüp onların sorunlarını memleket meselesi haline getirir oldular. İçleri boşaltılmış, adeta uyuşturulmuş bir nesle dönüştürüldüklerinin farkına bile varmadan sürdürdüler ömürlerini bir süre. Memleket meselelerinin çözümsüzlüğüne ve her geçen gün eksilmeyen acı haberlerine karşı duyarsız kalabilmenin belki de tek formülü bu sanal döngü, ilaç hükmünde her gün birer doz şeklinde enjekte edildi genç bedenlerine…

Düşünce boyutunda mücadele eden Y kuşağı 

İşte tam bu umutsuzlukların ve paradoksların içinde bu kuşak; ülkemizde daha önce eşi benzeri görülmemiş en görkemli direnişle, Gezi Parkı eylemleriyle can verdi umut suyu tükenenlere. Sınır tanımaz zekaları ve başa çıkılmaz mizah anlayışlarıyla, kendilerini apolitiklik ile suçlayan başta siyasilere ve tüm sosyal çevrelere okkalı bir cevap verme imkanı bulmuş oldular böylece.

X kuşağının ihtiraslı eylemcileri kanlı ve bol ızdıraplı eylemlerle seslerini duyurmaya çalışırken; Y kuşağı gençleri ellerine kitaplarını aldı… Üstlerine sıkılan gazlara karşılık yemeklerini ikram ettiler silahlı güçlere… Tomaya gitarla şarkılar söylediler korkusuzca… Her şeyden önemlisi, kendileri başta olmak üzere her şeyi mizah konusu yaparak düşünce boyutunda mücadeleyi tercih etmiş oldular. Kullandıkları capsler ve geride bıraktıkları duvar yazıları ile kendinden önceki kuşakların gönüllerine taht kurarken bolca güldürdüler bir yandan da düşündürerek. Ve böylece, onları tehlikeli yapan salt zeka ve keskin mizah anlayışlarıyla hepimizin geleceğine umut tohumları ektiler. Onların ”kaybolduklarını düşündüğümüz dijital ortam”dan nasıl bir güç yaratabildiklerine şahit olduk bizler böylece. Hayat kurtaran paylaşımları ile neleri başarabildiklerine… Mücadelenin en etkili silahını nasıl beceriyle kullanabildiklerine… Kısacası asosyal, fikirsiz ve sorumsuz olarak gördüğümüz maskelerinin altında yatan cevherlere dokunduk hep birlikte…

Özetle zaman içinde gelişen olayların sonuçlarına mahkum ettiğimiz bu neslin, her ne kadar yaptığı tercihlerle yoğrulsa da; güç odaklarınca daha kolay yönetilebilmek adına bilerek ve isteyerek şekillendirilmeye çalışılan birer hazine olarak görüldüğünü maalesef fark edemedik vakitlice. Yaptıkları tercihlerde sağduyuyu yakalamalarını sağlamak ve bu sayede öz değerlerine sahip çıkmalarını öğretmek, sorgulamaktan önce yapmamız gereken şeydi aslında.

Yeni dönemeç

Şimdi karşımızda yeni bir seçim var… Yeni bir dönemeç… Bu ve bunun gibi bir sürü benzer dönemeçte söz hakkı yine onlarda olacak. Dönemin kahramanları olarak aldıkları kararların sonuçlarını yarınlara taşıyacak onlar… Sağduyulu ebeveynler olarak hepimizin tek beklentisi, bugün ve gelecekte onların yararına olacak en sağlıklı sonuçların çıkmasıdır elbette. Güzel günler hep oldu ve olacak. İnancımızla suladığımız çiçeklerimizin açması da solması da toplumsal farkındalığımızda saklı olduğundan; doğru bilinci ve inancı sonraki kuşaklara aşılamak, ebeveynler olarak asıl görevimiz olacak bundan sonra.

Ne gelenin son durak olduğunu düşünüp umutsuzluğa kapılmalarına, ne de duyarsızlık denizinde boğulmalarına izin vermeyeceğiz bundan sonra. Unutmamalıyız ki umut orada bir yerlerde. Yüzü geleceğe dönük bu kuşağın sıcacık ellerinde… Var oldukça, beslendikçe ve inandıkça yeniden yeşerecek; belki de umutların söndüğü o yerde, yeni bir dönemeçte tekrar açacak. Renk renk… Çeşit çeşit… Ve alabildiğine hür…

Farklı çiçeklerin yeşerdiği yaşanası bu yeni dünyada, rengarenk bir yelpaze olabilmenin tadını çıkaracağız belki de hep birlikte… Neden olmasın?

Kaynaklar:

Türkiye İstatistik Kurumu (2015-2016)
Yüksek Seçim Kurulu (2015)
Evrim Kuran – Y Kuşağı araştırmaları
Deloitte – Y Kuşağı Araştırmaları (2015-2017)
Muhtelif Üniversite Araştırma Yazıları