István Mészáros tarihsel materyalist geleneğin yetiştirdiği en önemli filozoflardan biridir. Marks’ın yabancılaşma teorisi, kapitalin yapısal krizi, Sovyet tarzı devrim sonrası toplumlarda ve sosyalizme geçiş için gereken koşullarda çalışması hala günümüzde pratiğini korumaktadır. Sosyal yapı ve bilinç şekilleri üzerine yaptığı diyalektik araştırmalar- düşünce biçiminin yerine gelen sistematik eleştirisi- zamanımızın eşi bulunmaz eserlerindendir. Hugo Chavez’in kendisine atfettiği 21. Yy sosyalizminin “yol göstericisi” ithamını hak edecek kadar… —John Bellamy Foster

Zamanımızın en iyi politik filozoflarından olan István Mészáros 1 Ekim’de hayatını kaybetti. Bu makale de gösteriyor ki, István Mészáros global çevre krizini son dönem kapitalizmin merkezi çelişkisi olarak tanımlayan ilk Marksistlerdendir.

1970’te István Mészáros ilk Deutscher Memorial Ödülünü Marks’ın Yabancılaşma Teorisi kitabıyla aldı. Aşağıdaki makale Ocak 1971’de ödül teslim töreninde verdiği demeçten alınmıştır.

On yıl önce (1960’larda), bu dünyanın Walt Rostow’ları* büyük bir özgüvenle Amerikan Modeli “yoğun tüketimi” sadece bir yüzyıllık bir sürenin içinde evrensel olarak kabulü konusunda hala öğütler verebiliyordu. Bu Rostowlar, temel hesaplamaları yaparken rahatsız olmamakta ancak onları modelin evrenselleşmesinde gösterecek olan gerekli hesaplamalar- böyle bir düşüncenin ekonomik, sosyal ve siyasi saçmalık olduğu varsayılmaksızın- ekolojik kaynakların bu yüzyılın sonuna gelmeden tükenmiş olacağıdır. Buna karşın, bu günlerde yüksek kademedeki politikacılar ve onların Danışman Grupları ekoloji çoğunluğuna katılmaktansa askeri süs ve uzay kapsüllerine saklandılar. Bugünlerde hiçbir şey bize inanan – ya da inanmak isteyen- kişilere çok yakınımızdaki Uzay Odyssey’ine olan inanç ve teknolojinin her şeye gücünün yeteceği inancıyla çok büyük, çok uzak ve çok zor görünmemektedir.

Şu son on yılda birçok şey değişti. Askeri güç zehirlenmesi sadece Vietnam’da değil ayrıca Küba’da ve diğer Amerikan yarı küresinin kısımlarında çeşitli yenilgilere uğrattı. Uluslararası güç ilişkileri Çin’in ve Japonya’nın ani gelişimi ile bazı önemli değişimler geçirmiş, şimdi sadece yeni türden çok oyunculu satranç oyunu geliştirmekle yetinmeyip ayrıca bunu oynamak isteyecek yaratıklar yaratmak zorunda da olan rekabet uzmanlarının modernleştirilmiş hesaplamalarıyla dalga geçmektedir. “Refah Toplumu” atık maddeden boğulmak üzere olan topluma dönüşmüş ve iddiaya göre her şeye gücü yeten teknoloji siyahi gettolarındaki can sıkıcı gecekondu evlerindeki fare istilasıyla bile başa çıkamamaktadır. Ne de muazzam hesaplamalara bağlı olmaksızın Uzay Odyssey’inin kutsal görevi bunun üstesinden gelir… Prof. Dr. Werner von Braun monoton çoğunlukla karşı konulamaz örneği “yıldızlara özlem”e kendisi bağlı kalmış olsa bile… (Şimdiye kadar daha çok başarıya ulaşamamış gibi görünüyor.)

Teknolojinin herşeye gücü yeteceği görüşündeki “Başarısız Tanrı” şimdi üstü tekrar cilalanmış ve evrensel ekolojik kaygı şemsiyesi altında yeniden sergilenmektedir. On yıl önce “ekoloji meselesi” tamamen alakasız bir şekilde güvenle savuşturulabilir veya göz ardı edilebilirdi. Bugün, garip bir şekilde bu saptırılmalı ve tek taraflı olarak öylesine abartılmış ki böylece dehşet verici ekolojik nasihatlerden etkilenmiş insanlar başarıyla bu yakıcı, yıkıcı sosyal ve politik sorunlarından dikkatini başka yöne verebilsinler. Afrikalılar, Amerikalılar ve Latin Amerikalılar (özellikle L. Amerikalılar) zapt edilemez ekolojik izlere sebebiyet vereceği için keyifle- Eğer Roma Katolik Kilisesi’ndenlerse Tanrı’nın emriyle bile- çoğalmamalılar. Basit bir dille kapitalin kuralı ve güçlerin yaygın sosyal ilişkisini tehlikeye bile atabilir. Aynı şekilde, insanlar silahlanma için astronomik harcamalar hakkında her şeyi bir kenara bırakmalı ve “çevresel rehabilitasyon” maliyetlerini karşılamak için kendi yaşam standartlarındaki ölçülebilir kesintileri kabul etmelilerdir. Bu basitçe kurulu düzende sonuna kadar tüketilen israflı üretiminin kesintilerinin devam edeceği anlamı taşımaktadır. “İnsanın hayatta kalma” bahanesi altında büyük çapta ek ödeme yapmalarına değinmeyerek, sosyo-ekonomik sistemin sağ kalması için artan uluslararası rekabet ve kendi üretim yapısını kurmuş olan parazitik sektörlerin yararına artan mesailerin eksikliklerle mücadele etmek zorunda olduğu günümüz gerçeğidir.

Kapitalizmin ekolojiyle mücadele ettiği bu yol- yani kendi yolu- bizi şaşırtmamalıdır. Hiç olmazsa bile bir mucizeden başka bir şey olmayacaktır. Gelgelelim yine de Prof. Galbraith’in o narin kullanımı ile “modern sanayii devleti”nin yararı için bu istismar meselesine karşı koymak için gücümüz yetebilir anlamına gelmiyor. Günümüzde kullanılabilecek neyi kullanırsanız kullanın, sorunun kendisi yeteri kadar gerçekçidir.

Kapitalist gelişimin ihtiyacı gereği doğasında var olan sebepler aslında uzunca bir süre boyunca tüm gerçekliğiyle duruyordu sadece çok azımız bunun farkındaydık. Her nasılsa Marx bu meseleyi 125 yıldan daha fazla bir zaman önce önemli sosyo-ekonomik boyutlarıyla ele almıştı. Bu “19. yüzyıla damgasını vurmuş yeri doldurulmaz ideolog” olarak defalarca yerin dibine sokan insanlara şaşırtıcı gelebilir.

Feuerbach’ın insan ve doğa ilişkisi üzerine soyut düşünceyi ve idealist retoriği incelemesini eleştirerek şunları yazmıştır:

Feuerbach, dinsel özü insan özü haline getirir. Ne var ki, insan özü tek tek her bireyin doğasında bulunan bir soyutlama değildir. Ancak sanayi tarafından yapılan, her yeni buluş, her yeni gelişme bu alandan bir parça koparmaktadır ve böylelikle bu tarz Feuerbachçı cümlelerin örneklerini üreten böylesi bir zemin aşama aşama batmaktadır. Balığın “özü” onun varlığıdır yani sudur. Irmak balığının “özü” [de] ırmak suyudur. Ama bu ırmak sanayinin emrine tâbi kılınır kılınmaz, boyalar ve diğer atıklarla kirletildiğinde, buharlı gemiler üzerinde vızır vızır gidip gelmeye başladıkları zaman, balığı bu yaşam ortamından yoksun bırakarak ırmağın suyu başka kanallara aktarıldğında, basitçe suyu boşaltığında, bu su onun “özü” olmaktan çıkar ve artık ona uygun olmayan bir ortama dönüşür.” [Marx-Engels, “Alman İdeolojisi,” Toplu Eserler, Cilt 5, 55-6]

Bu Marx’ın meseleye 1840ların başlarında nasıl yaklaştığını göstermektedir. Marx’ın kesin olarak kaçınılmaz bir şekilde insan açmazının içsel olduğu bu tür gelişmeleri reddettiğini ve dolayısıyla sorunun günlük hayatta bunları kendimizle nasıl bağdaştıracağımız olduğunu söylememe gerek bile yok. Marx zaten daha sonra tam anlamıyla radikal bir yeniden yapılandırmayı insan değişiminin genel şekli ve kontrolünün doğa güçleri üzerinde etkili bir kontrolü için gerekli önkoşul olduğunu fark etmişti. Bu güçler, kör ve en nihayetinde kendi kendine zarar veren biçimin tıkır tıkır üstün gelen biçime dönüşmesidir ve insan kontrolü ve değişiminin yabancılaşmış, somutlaştırılmış şeklidir. Günümüz kurulu düzenin savunucuları için Marx’ın isabetli tanımlaması “dar bir tarih yanılgısı”ndan başka bir şey değildir.

“Çevremizi temizlemenin masraflarının toplum tarafından sonu getirilmeden karşılanması”nın hem bariz palavra olduğunu ve tipik bir kaytarma olduğunu söylemeliyim. Filozofların cevherini fark etmiş, bu konuya dair vaaz çeken politikacılara rağmen…  Tabii ki, bu her zaman her şeyin masrafını karşılayan üreticilerin toplumudur. Fakat gerçek şu ki, her zaman masraflarının karşılanacağı olması her zaman bunu yapabilirler anlamına da gelmiyor. Doğrusu, yaygın yabancılaşmış sosyal kontrol şekliyle bunun onların başına gelmeyeceğinden emin olmamızı sağlayabilir.

Üstelik farz edelim ki mevcut fahiş fiyatlar “fazla gelişimden elde edilen kaynakların kasten askıya alınmış mevcut oranlarınca” karşılandığını varsaydık. Bu Feuerbach’ın içi boş retoriğinden daha kötüdür. Artan kapitalist gelişmedeki içsel ek sorunlara değinmeye gerek bile yok.

Şunu da eklemeliyim ki “zamanımız gelişimi gelişmelerle kontrol edilecektir” sözü tamamen konumuzun dışındadır.

Sonuç olarak şunu da söylemeliyim ki “bilim ve teknoloji uzun vadede çözebilir” demek büyücülüğe inanmaktan daha kötüdür, çünkü yıkıcı günümüz toplumu, bilim ve teknoloji toplumunun gömülmesi ile reddedilir. Meselenin ne bizim teknoloji ve bilimi sorunlarımızı çözmek için kullandığımız- açıkçası yapmalıyız- ne de izlediğimiz yöntemleri temelli değiştirmede başarılı olduğumuz hususlarında bugün güçbela karar verdiğimiz ve kendi kendini yenileyebilen kar maksimizasyonunun ihtiyaçlarına göre sınırlandırıldığımız olduğu aşikardır.

Bu kaygıların günümüzde kurumsallaşmasından ziyade daha şüpheci olduğuna dair birçok sebep bulabiliriz. Dağlar doğum sancısı çekmekte ve ortaya bir fare doğmaktadır: ekolojik dikkatsizliğin süper kurumları hareketlerinde ve gelişmelerinde daha mütevazi olmaktan çıkarak, kendini haklı çıkarma retoriğine, yani Orta Sınıfın Rahatlığını koruyan Bakanlığa dönüşmüşlerdir.

*Walt Rostow. (1916-2003) ABD’li iktisatçı. 1966-69 arasında Beyaz Saray’da özel danışman olarak görev yapmıştır. İktisadi büyümenin aşamaları kuramıyla tanınmıştır.

Kaynak: Climate&Capitalism