Kültür-sanat alanında artan baskı, sansür ve otosansürün tartışıldığı VAHA Projesi kapanış etkinliğinde multidisipliner alanlardan katılımcılar yaşadıkları deneyimleri paylaşırken, dayanışma ağlarının ve kolektif üretimin bu koşullarda nasıl bir çıkış yolu sunduğuna dikkat çekti.
Anadolu Kültür ve zusa’nın yürütücü ortağı olduğu, Stiftung Mercator ile European Cultural Foundation’un desteklediği VAHA Projesi’nin kapanış etkinliği Ankara Kült Kavaklıdere’de gerçekleştirildi. 18 Nisan Cumartesi günü düzenlenen etkinlikte, kültür ve sanat alanında giderek derinleşen kriz, baskı ve belirsizlik ortamında üretim koşulları çok yönlü biçimde ele alındı. Sansür, otosansür ve direniş pratiklerinin tartışıldığı buluşmada, sanatçıların karşı karşıya kaldığı zorluklar farklı deneyimler üzerinden aktarılırken, bu koşullara karşı geliştirilebilecek dayanışma ve çözüm yolları da masaya yatırıldı.
Etkinlikte söz alan resim eğitmeni Zozan Bor yaşadıkları sıkıntıları katılımcılarla paylaştı. Tatvan’da kadınlar tarafından hazırlanan, konusu “kadınlar” olan, kadına şiddeti ele alan sergide gözaltına alınan resim eğitmeni Bor, konuşmasında uğradıkları sansür ve otosansür deneyimlerini anlattı. Sistematik bir sansüre maruz kaldıklarını belirten Zozan Bor, tek seferlik bir durum olmadığını belirterek şunları dile getirdi: “Mekansal olarak baskılanıp engellenmeye çalışıldık. Bizim sergimizin olacağı günden bir önceki gün bitmesi gereken sergi, açılış günümüzde hala bitmemişti. Kendilerine sorduğumuzda sergiyi bir gün daha uzatmaları için bilgi verildiğini söylediler. Sergi sırasında da polisler kimlik bile göstermeden tablolarımıza el koydular. Emniyet amiri olduğunu, istediğini yapacağını hatta ‘Ben devletim, ne istersem yaparım’ dedi. Herhangi bir tutanak tutulmadı. Ben de orada gözaltına alındım. Gözaltı sırasında tacize uğradım. Tablolardan birini kendilerine yorumladılar. Saçları savrulan bir kadın vardı orada, kadının kadın olmadığını, Sakine Cansız olduğunu ve saçlarının da Kürdistan bayrağı olduğunu iddia ettiler. Tablolarımızı almak için dava açtık. Şu an dava İstanbul’daki başka bir davayla birleştirildi ve üzerinde gizlilik kararı var.”
“Sanatçılar sansür karşısında yalnız, dayanışma eksik ve haklarını bilmiyorlar”
Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı ve Siyah Bant kurucularından Asena Günal ise yaptıkları araştırmada sanatçıların karşılaştıkları olumsuz durumlarda haklarını tam olarak bilmediklerini belirterek “Sanat alanındaki sansür vakalarının aslında yeterince bilinmediğini, tartışılmadığını, derli toplu bir şekilde kayıt altına alınmadığını gördüğümüz için yola çıktık. Bu vakaları belgeleyip analiz etmek, farklı yöntem ve aktörleri araştırmak ve sansürle mücadele için yöntemler geliştirmek için 9 kentte 80 görüşme yaptık. Sanatsal ifade özgürlüğü kılavuzu çıkardık. Burada aslında çok somut bir şekilde, bir sanatçının sansürle karşılaştığında madde madde ne yapması gerektiği yazıyor. Fark ettik ki sanatçılar böyle bir durumla karşılaştıklarında aslında çok yalnız hissediyorlar. Bir dayanışma ağına ve yönlendirmeye ihtiyaç var. Sansürün aktörleri ve yöntemleri çok çeşitli; devletten de gelebilir, sosyal medyadan da gelebilir, alt kattaki komşunuzdan da gelebilir. Özellikle bu OHAL’in olağanlaşmasından sonra çok fazla devlet ve yargı eliyle yapılan sansür vakalarına şahit olmaya başladık. Tabii haliyle otosansür de artmaya başladı. Ki ölçmesi en zor şeylerden biri.”
İhraç sonrası kolektif üretim ve dayanışma süreci
VAHA Projesi kapanış Etkinliğinde konuşma yapan bir diğer isim, Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyesiyken barış bildirisine imza attığı için akademiden ihraç edilen Yard. Doç. Dr. Veli Mert oldu. Mert sözlerine Anadolu Kültür’ün de kurucusu olan Osman Kavala’yı selamlayarak başladı ve, “İmza olayının hemen arkasından benim görev süremin yenilenmesi vardı. 11 Ocak’ta bildiri yayınlandı. 1 Mart’ta benim görev süremin yenilenmesi lazımdı. Benim dosyamı YÖK’e göndermişler. YÖK de 11 tane Anadolu hocalarına rapor yazdırmış. Raporun tamamı yanlış! Atama dosyasına İletişim fakültesi yazıyor mesela, bu kadar yanlış. Üretme meselesine geldiğimizde önce ne yapabiliriz diye düşündük. Eğitim-Sen ve kardeşim bu süreçte çok destek oldu. Sendikanın ne işe yaradığını bilmiyorduk. 120 aydır Eğitim-Sen beni destekliyor. Müthiş bir güvendir bu. Daha sonra İbrahim Tokaslan, Lorin Nakkaş, ben ve eşim Nida Karaytuğ Mert ile birlikte bir kolektif kurduk. Sonra Derya Gözükızıl katıldı bize. Duyu 5 anlamına gelen D5 i kurduk. Derdimiz beş duyuda sanat yapmak”
“Eskiden söylerdik kimse dinlemezdi, şimdi herkes bizi dinliyor”
“Biz hep söylüyoduk aslında. Kimse bizi dinlemiyordu. Şimdi Mersin’de herkes bizi dinliyor. Bu toplumsal süreci öyle bir yönetmeye çalıştık ki Diyarbakır bizim kardeş kentimiz oldu. Orada çok güzel işler yaptık. Van’a gittik, Van’daki arkadaşlar öyle kötü koşullardaydılar ki arkadaşlarımı görünce daha fazla pozitif ayrımcılığın yapılması gereken bir yer olduğunu deneyimledim. Akdeniz Belediyesi ile Akdeniz Sanat Ekspresi diye çok güzel bir proje yaptık. Mardin’de sergiler düzenledik. Ben Anadolu kültürünü ufuk koyan bir yapı olarak düşünüyorum.
Dayanışma ağından doğan yeni bir kimlik ve üretim alanı
“Dayanışma ağı içinde bambaşka bir kültür oluştu. Bu anlamda bu dayanışmanın ve kültürün bir parçası olduğum için süreci daha rahat atlattım. Diyalog açısından da bambaşka şeyler deneyimlemiş olduk. Büyükşehir Vahap Başkan, Yenişehir Başkanı destek oldu. Mersin’i Türkiye çapında daha seçkin bir yer yapmaya çalıştık. Türkiye’de üniversitenin elinde olmadan, sivil yapılan ilk estetik sempozyumu gerçekleştirdik. Ben 60 yaşındayım ama 50 yaşına kadar yaptığım çalışmalarım bir yana, son 10 yılda yaptığım çalışmalar bir yana. Bu anlamda süreçten yana sıkıntım yok. İyi ki de üniversitede değildik. Kentin bize ihtiyacı vardı. 98’de geldiğimde ben sadece üniversiteye gelmedim. Ben kente geldim. Tarsus kökenli biriyim. Kendi kentime geldim. İsyankarlar ortamı içindeyiz bu koşullarda. İsyan etmeyen bu ortama girmesin diyorum ben. Çünkü gerçekten akış uyumlu bir akış değil. Sürekli kaçış noktaları arayan yapılar. Bu dayanışma ağı beni farklı bir kimlik noktasına taşıdı”
Diyarbakır’dan katılan Wejegeh Amed Kitabevi temsilcisi Seçkin Arslan, yayınevlerinin kültürel üretimdeki rolüne ve ideolojik baskılarla ilişkisine dikkat çekti, “Yayıncılık alanı sanatsal ve düşünsel dünyayı kökten belirleyen bir alan olduğu için ideolojik etkilere açık bir alan. Bu değerlendirmeyi yaparken sürgün edebiyatı, cezaevi edebiyatı gibi alanları da özellikle Kürtçenin kendi seyri içindeki edebi değerlendirmesini de yaparak seçtiğini göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Yani Kürtçe edebiyat alanında kendi gelişimi içinde seyreden bir yayıneviyiz. Bir yandan bugüne değin önemli sayılabilecek herhangi bir yasaklama yaşamamış bir yayınevi. Diğer yandan kuruluşundan bu yana kültür sanat hayatında sivil bir aktör olarak aktif bir şekilde yer alıyor.”
“Kentin hafızasını ve kimliğini edebiyat üzerinden tutmaya çalışıyoruz”
Seçkin Arslan sözlerine şu şekilde devam etti: “Kendi içine kapanmayı reddeden bir yayınevi olarak yerelden, Türkiye’den, ulusötesi ortaklarla birlikte sürdürerek çalışmalar yapıyoruz. Kentin hafızasını ve kimliğini edebiyat üzerinden tutmaya çalıştığımız, Diyarbakır Karşılaştırmalı Edebiyat Günleri de bu programlar içinde en önemlilerden biri. İki yılda bir düzenlediğimiz çok dilli, disiplinler arası etkinliğin bu yıl 6’ncısı düzenlenecek. Ve bu program kapsamında Türkçe, Kürtçe, Ermenice edebiyat ile “dil yarası” dediğimiz temsil imkanı daralan diller için bir bölümümüz var. Kürtçenin de kendine yer bulabildiği, çevirinin stratejik önemini vurgulayan, toplumsal bireysel ve ekolojik çatlakları edebiyat ışığında birlikte tartışan bir bakış açısıyla yola çıktık.”
Adadayız Hub’dan Adil Çamur, etkinlikte yaptığı konuşmada; ada kimliği, ada kültürleri ve adaların kültürel mirasına odaklanan çalışmalar yürütürken zaman zaman hedef gösterildiklerini ve yöre halkı tarafından sansüre maruz kalabildiklerini belirtti. Çamur, buna rağmen çalışmalarını yerel halkla birlikte sürdürmeyi önemsediklerini vurgulayarak, bu dengeyi koruyabilmek adına bir noktadan sonra otosansür uygulamak zorunda kaldıklarını ifade etti ve “Görünürlük ve güvenlik arasında denge kurmak için otosansür yapmak zorunda kaldık” dedi.
“AKP, kendisine benzemeyen herkesi terörize ediyor”
Kaos GL Derneği’nden Umut Güner, “Çok çözülebilir sorunlar var ortada ama çözülemiyor. Bu da insana kendini suçlu hissettiriyor, yanlış yaptığım bir şey mi var, diye düşünüyorsun. Böyle düşünüyor olmanın kendi ağırlığı var ve bu ağırlığı biz grup olarak her daim yaşıyoruz. Bunu yaşamak zorunda olmanın kendisi zaten otosansür mekanizmasının kendiliğinden işlediği süreci beraberinde getiriyor. Mesela en son Mabel Matiz’in yargılanma sürecinde hakim ‘Sen bu şarkıyı kime yazdın’ diye soruyor! Bu sadece ifade özgürlüğünü değil düşünce özgürlüğünü de ihlal ediyor. ‘Sen bu şarkıyı yazarken ne düşündün’ diyor! Ne düşüneceğine de ben karar veririm diyor! AKP kendisine benzemeyen herkesi terörize ettiği için herkesin diğerinin yaşadığı kötü deneyimi sistem içinde daha iyi anladığı bir dönemden geçiyor olabiliriz.”
“Toplum içindeki insanlar kendi dillerini konuşabilsin, bundan korkmasın ve geri çekilmesin istiyoruz”
Aras Yayıncılık Genel Yayın Yönetmeni Betül Bakırcı yayıncılık sektöründe Aras Yayıncılık’ın yeri ve vizyonunu vurgulayarak çalışma alanındaki sınırlarını okuyucularıyla ilişkisi üzerinden ele aldı: “Kendi başına bir ekol Aras yayıncılık, 33 yıldır faaliyet gösteriyor, kapısından giren herhangi bir araştırmacı olsun, derdi olan biri olsun onu geri çevirmeyip içe dahil ediyor ve birlikte neler yapabilirizin üstüne inatla gidiyor. Türkiye’de yayıncılık ve üretim alanlarını düşündüğümüzde Aras’ın yeri özgün bir konumda ve daha tematik ve misyon odaklı bir yerde duruyor. Ticari faaliyetler içinde kendini göstermeye çalışan bir yayınevi değil de kültür ve hafızayı korumaya çalışan bir ekol olarak yer alıyor. Batı Ermenicesinin öğrenilme, konuşulma aktarım biçiminin giderek azalıyor olması üzerinden yola çıktık. Geliştirmek, aktarmak ve yaygınlaştırmak istiyoruz. Esasında toplum içindeki insanlar kendi dillerini konuşabilsin, bundan korkmasın ve geri çekilmesin istiyoruz. Bu nedenle Ermenice ve Türkçe çift dilli yayıncılığı bir arada ilerletiyoruz. Ayrıca ana akımın görmezden geldiği kitlelerin görünür kılınmasında da mücadele veriyoruz.”
“Güncel sanat izleyiciden kopuk”
Sanatçı ve akademisyen Burak Delier, İstanbul merkezli büyük kültür sanat kurumlarından yola çıkarak, “Bir krize girdiler ve bu krizden de çıkamadılar. Özellikle güncel sanat alanında izleyiciyle büyük bir kopuş olduğu ve dolayısıyla bir yenilginin söz konusu olduğunu ve bir şeyin bittiğini, başka bir şeyin başlayacağını kabul etmek lazım” dedi.
“Hayatlarımız aslında sizin zannettiğiniz kadar korkunç değil!”
Etkinlik sonunda Devrim, Ecmel ve Kürliçe’nin “Anlat Aşko” adlı stand up gösterisi düzenlendi. Seyircisinden büyük beğeni toplayan gösteri, kültür-sanat alanında gün boyu ele alınan sorunlara mizah yoluyla değindi. Gaia ekibi olarak biz de LGBTİ+ aktivisti Devrim Aden’le kısa bir söyleşi gerçekleştirdik, VAHA projesinde 2. Defa sahneye çıktığını söyleyen Devrim Aden şunları söyledi: “Genel olarak hayata tutunma motivasyonlarımdan biri bu yaşadığım olayları, oradan ince bir şey bulmak, oradan akan suyu bulmak ve oraya tutunmaktır. Bir de bir lubunya olarak o stand-up kültüründeki erkekleri bir kenara bırakarak sahnede var olmak beni daha da güçlendiriyor. Buradayız ve hayatlarımız aslında sizin zannettiğiniz kadar korkunç değil, bizim hayatımızda da en az onlarınki kadar renk, neşe ve mutluluk var.”
Baskı ve sansüre sürekli olarak maruz kaldığını belirten Aden, “Zaten LGBTi+ biri olarak iktidarın bizi sıkıştırdığını ve o kıskacın içinde var olmaya çalıştığımızı farkında olarak sahneye çıkıyorum. Ben eğer bugün burada söylediğim herhangi bir şeyden cezaevine alınmayacaksam, yüksek ihtimal zaten ya yürüyüşümden ya alana çıktığım hareketimden ya da attığım herhangi bir Twitten ya da attığım herhangi bir slogandan, cümleden alınabilirim. O baskıyı buraya gelene kadar öncesinde çok fazla sıkıştırılma hali var. O yüzden o sahnede daha da rahat hissediyorum. Çünkü öncesinde zaten eğer alınacaksam saydığım bu sebeplerden alınırım diye düşünüyorum” dedi.




