İstiklalde metroya binmeden önce pastaneden güzel bir çikolata paketi hazırlattı. Bir de şarap alsa mıydı? Mert şarap sever miydi? Peki Mert, Âdem’in alacağı şarabı içer miydi? Vazgeçti şarap almaktan. Hızlı adımlarla girdi metroya. Trafik olmasa taksiye binmek istiyordu ama görüntüsü bozulmadan, kokusu uçup yok olmadan önce gitmeliydi. Tüm bunlar bahaneydi aslında. Gerçek olan Mardin’den sonra Mert’in davetinden başka hiçbir şeyin kafasını dağıtmasına yetmeyeceğiydi. Odağını değiştirmeli, günlük yaşamına aynı akışta devam etmeliydi çünkü yurt dışı turneleri birkaç hafta sonra Hollanda ile başlayacaktı. Konsantre olması gereken tek şey işiydi. Provası bittiğinde ekip arkadaşlarının akşam yemeği davetini yorgun olduğunu söyleyerek geri çevirdi. Akşam herhangi bir planı olmasa da katılmak istemezdi lakin dansçı arkadaşları ile kişisel bir problemi olmamasına rağmen dışarıdan direkt baş dansçılığa getirilmesi grupta hazımsızlık yaratmıştı. Arda’dan çekinmeleri sebebiyle sözlü olarak dile getiremeseler de Âdem’e karşı hal ve tavırlarından bunu anlamamak imkânsızdı.
Tüm gün devam eden provalardan sonra eve vardığında sokak kapısının önünde ağlayan yavru bir kedi gördü. Saate baktı. İlgilenecek zamanı olmasa da vicdanına emanet olan küçücük bir canlıyı yok sayarak hayatına devam etmesi mümkün değildi. Âdem’in bacaklarına dolanarak merhamet dilenen yavrunun etrafta annesi de görünmüyordu. Terk edildiği belliydi. Aç, susuz, korunmasız… Üstelik sokağındaki çocuklardan şiddet görme ihtimali yüksekti. Arabaların altında ezilme ihtimali de yüksekti. Vahşi insanlar tarafından tekmelenerek ya da zehirlenerek öldürülme ihtimali de yüksekti. Her türlü işkence, eziyet… Delirmemek işten değildi! Sevgisiz ve eğitimsiz toplumlarda diğer canlıların hayatta kalma ihtimalinin sıfıra yakın olduğu düşünülürse içinde merhamet zerresi taşıyan herkes muhakkak böylesi ufacık bir canlıya el uzatırdı. Zihninden hızla geçen ihtimaller silsilesinden sonra kediyi kucağına alarak hızlıca markete gitti. Marketteki bazı insanlar yardımseverliğine iltifat ederken bazıları da kucağında bok taşıyormuş gibi iğrenerek bakıyorlardı kirli kalplerini hesaba katmayarak. Bütün bunları görmezden gelerek kuru-yaş mama, süt, kum gibi lazım olan en acil malzemeleri alıp evine gitti. Kediyi odasına koyarak önce karnını doyurdu, ıslak mendille kirli tüylerini temizledi, kumunu küçük bir kaba koyarak odasında en köşe yere yerleştirdi. Kedi, nice insanda bulunmayan minnet duygusuyla teşekkür edercesine atladı Âdem’in kucağına. Âdem kedilerin uğurlu olduğunu hatırlayarak bu küçük kıza “Şans” ismini verdi.
Şimdi sıra kendisine gelmişti. Hevesle geceye hazırlanmaya başladı. İlk olarak tıraş oldu. Dişlerini iki kere fırçaladı. Tırnaklarını kökünden kesti. Köpük köpük yıkandı. Bütün vücuduna hanımeli kokulu bir krem sürdü. Sıkmaya kıyamadığı odunsu parfümünü muhtelif bölgelerine boca etti. Gül kurusu bir sweatshirt, kot pantolon geçirdi üzerine. Yeni aldığı pabuçlarını bugüne kısmetmiş diyerek ilk kez giydi. Saçlarını briyantin ile geriye doğru taradı. Artık hazırdı. Ev arkadaşları için odasının kapısına “İçerde Şans var, kapıyı açık bırakmayın” notu yazarak çıktı evden.
Yolda yürürken kralın huzuruna davet edilmiş bir soytarı gibi hissetti kendini. Bu ezikliğin mimarı Hamza’ydı. Çocukluğundan beri ince ince işlemişti bilinçaltına. Kendini telkin edecek cümleler kursa da ilk çatlakta gün yüzüne çıkıyordu hissettiği değersizlik. Oysa Mert düşmüştü Âdem’in peşine. Peşini bırakmamıştı üstelik. Âdem, Mert’in verdiği kartvizitteki numarasını kaydetmesine rağmen bir kere bile aramamıştı. Kendini ikna etmesi gereken bir durum yoktu. Mert gibi kırk yaşlarında yetişkin bir adam ne istediğini de ne istemediğini de gayet iyi bilirdi elbette. Sabahtan beri ilerlemeye üşenen zamanın, gece olduğunda tüm küstahlığıyla akıp gidecek olduğunu bildiği için kuruntularını bir kenara bırakarak akışa teslim olmaya karar verdi.
Metro çıkışında merdivenleri tırmanırken içinde aniden parlayan yıldızlar telaşla sönerek midesinde şiddetli kramplara dönüştü. Buna engel olmak imkânsızdı. Derin nefes alarak Mert’in tarif ettiği adrese doğru yürümeye başladı. Rezidansların arasında tarif edilen adresi bulamama endişesiyle gerildi. Karşısına çıkan ilk güvenlikten yardım istedi. Görevli güzelce anlattı gideceği yeri. Doğru adrese geldiğinde güvenlik, Mert’ten onay alarak yönlendirdi Âdem’i. On beşinci kat, daire yüz otuz iki. Kaybolmamak mümkün değildi. Asansörde numaralar arttıkça korkuyla, aşkla sıkışıyordu yüreği. Gece burada kalırsa yarın sabah tekrar bineceği bu asansörde neler hissedeceğini merak etti. Dokunaklı bir dua ile çıktı asansörden. Uzun koridorda yürürken açılan kapıdan başını uzatan Mert’i gördü. Mert her zamanki gibi neşeliydi.
“Hoş geldin. Buyursunlar”
Âdem ayakkabılarını çıkarıp çıkarmamakta tereddüt etti.
“Ayakkabılarınla gir lütfen. Keyfine bak.”
Âdem buyur edildiği gibi salona girdi. Çikolata paketini ortada duran uzun sehpanın üzerine bıraktı. Mert teşekkür ederek ne içmek istediğini sordu. Âdem açken içmek istemezdi ama uyum sağlamak için “Sen ne içersen aynısı olsun” diye geçiştirdi. Mert, Âdem’in gerginliğine anlam veremese de üstüne gitmiyor rahatlaması için zaman tanıyordu. Viskiler geldi. Âdem gevşemeyi umut ederek kocaman bir yudum içti.
Evinin tarzı dikkat çekiciydi. Ruhu olan evlerdendi. Siyah, beyaz ve kırmızının hâkim olduğu sade, şık ve huzurlu bir ev… Salonun bir duvarı iç içe geçmiş çıplak kadın, erkek tasvirleriyle bezenmişti. Büyük yemek masası en kalabalık grupları bile misafir edebilecek türdendi. Yumuşacık halılar, modern avizeler, pahalı tablolar… Salonda perde olmaması dikkatini çekti. Belli ki camlar içeriyi göstermiyordu. Ortamda uyumsuz ve gereksiz hiçbir şey yok gibiydi. Ve göze çarpan zengin alkol büfesi. Yüzden fazla şişe boy boy sıralanmış, keyifle veya kederle içileceği günü beklemekteydi.
“Evin çok güzelmiş.”
“Güvendiğim bir mimar arkadaşıma yaptırdım. Evde fazla vakit geçirmesem de keyifli bir ortam olmasını istedim. Bu arada aç mısın? Şahane yemekler hazırlattım sana”
Âdem “Yiyebiliriz artık” diyerek bir kısa cümle daha kurdu. Viskiden umudunu kesmek istemiyor lakin bir türlü rahatlayamıyordu. Büyük yemek masasına geçtiler. Âdem tam karşısına denk gelen tabloya odaklandı. Mert muhabbet olsun diye tablonun hikâyesini anlatmaya başladı.
“O tabloyu benim eski bir müvekkilim bana İtalya’dan hediye olarak getirdi. Neden biliyor musun? Kendisini aldatan kocasından yedi sülalesine yetecek rekor bir tazminat alarak boşanmasını sağladım. Devede kulak kalır.”
Âdem kafa sallamakla yetinerek yorum yapmadı. Ne tablo ne de kazanılan tazminat umurundaydı. O, masadaki çeşit çeşit yemeklerin hangisinden başlayacağına karar vermeye çalışıyordu.
“Bak bu karidesleri çok güzel yapar benim yardımcım. Soğutmadan tadına bakmalısın.”
Âdem tabağına biraz karides, somon balığı, bol kaşarlı püre, sebzeli kiş, zeytinyağlı enginar, otlu peynir ile roka aldı. Mert ağzının tadını biliyordu.
Âdem bir lokma yemek yiyor iki yudum viski içiyordu. Bir türlü rahatlayamamış, ortama uyum sağlayamamıştı. Mert ile biraz daha öz güveni yerine geldikten sonra tanışsalar çok daha iyi olacaktı. Babası her ne kadar varlıklı olsa da kültürsüzdü. Evlerindeki zenginliğin ölçütü istediklerini yiyebilme özgürlüğüydü. Bir vizyon yoktu, hayat standardı, bakış açısı yoktu. Dümdüz yaşayan ve köşeli bir aileden çıkmıştı. İstanbul’da okudu, çalıştı, ortam gördü görmesine ama Arda ile tanışana kadar parası yoktu. İstediği hayatın temellerini yeni atmaya başladığında çıkmıştı Mert karşısına. Mert de bunun farkındaydı, buna rağmen tanımak istedi Âdem’i.
Hayal ettiğinden daha sakin geçti yemek faslı. Fazla konuşmadan yediler yemeklerini. Âdem bir kadeh daha istedi masadan kalkarken. Ellerini yıkamak için banyoya gittiğinde aynada kendine baktı. İyi görünüyordu. “Sal artık kendini” dedi kendi kendine. “Âşık olmaktan korkuyorsan buraya gelmeyecektin. Buraya geldiysen âşık olmaktan korkmayacaksın.” Kontrollü giderse âşık olmayacağını sanıyordu. Âşık olmak bu kadar kolaydı Âdem için.
Salona döndüğünde viskiler tazelenmiş, müzik açılmış, mumlar yakılmıştı. Atmosfer tümüyle değiştiği için Âdem rahatladı. Mert’in yanına oturarak mesafeyi kapatmaya çalıştı. Gülümseyerek baktı Mert’in yüzüne. İlk uygun anda aklındaki soruyu soracaktı. Kocaman iki yudum içtikten sonra ağzına bir parça çikolata attı. Kafasını çevirdiğinde Mert dudaklarına yapışıp öptü Âdem’i. Zaman dondu, Âdem bıraktı kendini. Gözlerini kapatarak Mert’in dudaklarında kayboldu. İştahlı bir öpücükten sonra Mert bir sigara yaktı. Âdem sormak istediği soru için en uygun anı nihayet yakaladı.
“Senin cinsel yönelimin ne?”
Mert bir süre sessiz kalınca Âdem yanlış bir soru sorduğunu düşündü. Neyse ki fazla bekletmeden cevapladı Mert bu hassas soruyu.
“Biseksüelim ben”.
Bu yanıtın modunu düşürmesine izin vermemeliydi. Çünkü artık kadın, erkek herkesten kıskanacaktı. Mert peşi sıra gelecek sorulara engel olmak istercesine tekrar öptü Âdem’i. Küçük ısırıklarla tahrik ederek uzun uzun emdi dudaklarını. Âdem’ in tek yapabildiği akışa teslim olmaktı.
Mert, Âdem’i ellerinden tutarak yatak odasına doğru götürürken kısa aralıklarla öpüyor ve elleriyle vücudunu okşuyordu. Âdem heyecandan terleyerek duş almak istedi. Mert “Daha sonra” diyerek hoyratça yatağa itti. Âdem tavanda boydan boya asılı duran aynayı fark etti. Yanına uzanan Mert önce pantolonunu sonra gömleğini çıkardı. Emredercesine “Soyun” dedi. Mert, aktif pasif rolleri belirlemiş, efendi-köle oyununu başlatmıştı. Âdem bu maskülen tavırdan tahrik olsa da nezaketiyle tanıdığı adamın böyle davranmasına şaşırıyordu. Yavaş yavaş soyundu. Artık çırılçıplaklardı. Mert, Âdem’in elini tutarak “Dokun bana” dedi. Âdem söylenenlere harfiyen uyarak Mert’in üzerine oturdu. Bedeninin her milimini kıymetli bir hazineymiş gibi baştan aşağı tadarak keşfediyor, kokusunu içine hapsediyordu. Yokluğunda hayalini kuracağı geceyi an be an hafızasına kaydederek…
Mert hızla kalktı yataktan. Âdem’i bacaklarından kavrayarak yatağın ayak ucuna çekti.
“Korkuyor musun?”
“Hayır” dedi Âdem.
“Titriyorsun ama”.
“Heyecandandır”.
Âdem engel olamadığı bir isyanla çocukluk günlerinin Kudret abisini hatırladı. Her sevişmenin ilk anında, zihninin kilitli zindanlarından salına salına çıkıp sinsi bir silüet halinde belirirdi Kudret abisi. Ömürlük bir sözleşmeye imzasını silinmez mürekkeple mühürlemiş gibi kâbus olup çökerdi geceye.
Beklenen an geldiğinde kendini Mert’in ellerine bıraktı Âdem. Terleri birbirine karışmış iki sıcak beden… Mert, Âdem’in kalçalarını tutarak sertçe girdi içine. Omuzlarına abandığında Âdem’in acıyla karışık aldığı haz tarifsizdi. Bir süre sonra nefes nefese inleyerek boşalan Mert hızlıca banyoya gitti. Duş sesi geliyordu. Âdem nasıl bekleyeceğini bilemedi. Giyinse olmaz, çıplak kalsa hiç olmazdı. Hemen eşyalarını topladı. Yatağı düzeltti. Pencereyi açtı. Aynada kendine baktı.
“Duşa girebilirsin” diye seslendi Mert. Âdem eşyalarını yanına alarak duşa girdi. Çıktığında korkunç bir ayıbı örtmek ister gibi yüzünü sakladı. Mert eski haline dönmüş, son derece keyifliydi.
“Film izleyelim mi? Ne dersin?”
Âdem affedilmez bir günah işlemiş gibi utanç duyuyor, gitmekle kalmak arasında tereddüt ediyordu.
“Sen film seçerken ben tatlıları hazırlayıp hemen geliyorum.”
Âdem hızlıca eskiden izlemiş olduğu bir film seçti. Telefonunu kontrol etti. Arayan soran yoktu. Sehpadaki dergilerden birini karıştırır gibi yaparken Mert elinde iki tabak brownie ile geldi.
“Üstüne rahat bir şeyler vereyim. Kalacaksın değil mi?”
Mert’in kalmasını istediği belliydi. Âdem hem yabani gibi kaçmak hem de meraklı gibi kalmak istemiyordu. Açık açık konuşmanın işleri her zaman kolaylaştırdığını çok kez tecrübe etmişti.
“Kalmak isterim ancak seni de rahatsız etmek istemem” dedi.
Mert her zamanki en nazik haliyle;
“Sen beni rahatsız edeceğini mi düşünüyorsun?” diyerek bir öpücük kondurdu Âdem’in dudaklarına.
Keyifle geçen gecenin ardından sabah usulca çıktı yataktan. Mert ile tekrar görüşmeyi garantilemek için unutulmuş kayıp eşya süsü vererek banyoda bir köşeye bıraktı kol saatini. Asansöre binen Âdem artık aynı kişi değildi. Âşık olduğunu sanıyordu. Belki de aşıktı. Oysa aşk sandığı şey baba yerine koyacağı, her daim eksikliğini hissettiği güven ihtiyacıydı. Sırtını yaslayabileceği, kabul göreceği, koşulsuzca sevgisini hissedeceği bir sığınaktı.
Ne baba ne de kendi evinde hissedebildiği konfor ve güveni yıllar sonra bu evde hissetti Âdem. Engel olamadığı gülümsemesi ile çıkıp gitti güvenli bölgesinden.
Lilith’in Kızı Âdem 1. Bölüm https://gaiadergi.com/lilithin-kizi-adem-bolum-1-bodrum/
Lilith’in Kızı Âdem 2. Bölüm https://gaiadergi.com/lilithin-kizi-adem-bolum-2-surpriz/
Lilith’in Kızı Âdem 3. Bölüm https://gaiadergi.com/lilithin-kizi-adem-bolum-3-izmir/
Lilith’in Kızı Âdem 4. Bölüm https://gaiadergi.com/lilithin-kizi-adem-bolum-4-kiraz-agacinin-altinda/
Lilith’in Kızı Âdem 5. Bölüm https://gaiadergi.com/lilithin-kizi-adem-bolum-5-adem-on-uc-yasinda/
Lilith’in Kızı Âdem 6. Bölüm https://gaiadergi.com/lilithin-kizi-adem-bolum-6-mardin/

