Anadolu Kültür ve zusa’nın yürütücü ortağı olduğu ve StiftungMercator ile EuropeanCulturalFoundation’un destekçisi olduğu VAHA Projesinin kapanış etkinliği Ankara Kült Kavaklıdere’de düzenlendi. 18 Nisan Cumartesi günü düzenlenen etkinlikte kültür ve sanat alanındaki sorunlar, kriz, baskı ve belirsizlik ortamında üretim koşulları, sansür, otosansür ve direniş konuları ele alınarak sanatçıların maruz kaldıkları zorluklar ve çözüm yolları tartışıldı.
Etkinlikte konuşma yapan, barış bildirgesine imza attığı için akademiden ihraç edilen Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyesi Veli Mert, sözlerine Anadolu Kültür’ün de kurucusu olan Osman Kavala’yı selamlayarak başladı. Ankara’da Veli Mert’le bir araya gelen muhabirimiz, sanatçıyla kurucusu olduğu D5 Sanat Ortamı, KHK’lar ve dayanışmanın önemi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi.
“Pişman Değilim!”
Bazı KHK’lıların mesleğe iade edilmesi ama bazılarının edilmemesi ile ilgili ne düşünüyorsunuz. Siz de iadesi gerçekleşmeyen akademisyenlerimizdensiniz.
Veli Mert: İşlediğimiz suç, güya suç olmasına rağmen hepimizi ayrı ayrı yargıladılar, herkese ayrı ayrı dava açtılar, herkesi ayrı ayrı mahkemeye yolladılar. Her farklı mahkemede aynı suça ilişkin farklı kararlar çıktı. Ben mesela şimdi kendime suç yakıştırıyorum! Diğerleri döndü, ben niye dönemedim diye sorguluyorum. Benim “Pişman değilim” diye bir açıklamam var, yani bir daha olsa bir daha yaparım. Demek ki devlet büyükleri, biraz daha dursun, diyor. Bunun dışında tırnak içinde söylüyorum, siyasi ve politik anlamda herkesin döndüğü yerde benim dönmemiş olmamı pişman olmama bağlıyorum.
Mersin’de kurucularından olduğunuz D5 Sanat Ortamı’nın kurulma sürecinden ve amacınızdan bahseder misiniz.
Veli Mert: İmzadan (barış bildirgesi) önce atölye açmak istiyordum ama bir türlü açamıyordum. Kendimi tamamen öğrencilerime adamıştım, resim bile yapamıyordum. Her şeyini öğrencisine adayan mesleki deformasyona uğramış bir hocaydım ben. Atıldıktan sonra 1 buçuk, 2 yıl kendi atölyemde dersler vermeye başladım. Sonra seramikten mezun Lorin Nakkaş arkadaşımız çok destek oldu. Evimizin altındaki dükkanı tutup organize ettik. Bu ortamı resim ve seramik ortamı yapmaktı amacımız. Sonra İbrahim Tokaslan, Lorin Nakkaş, ben ve eşim Nida Karaytuğ Mert dördümüz beraber bir kolektif kurduk. Sonra Derya Gözükızıl katıldı bize. Mersin’de güncel sanatla ilgili tüm üretimlere ortam oluşturmak ve bunu kentle buluşturmaktı hedefimiz. Ama öyle gerçekleşmedi. Biz kendimizi kendi üretimimizden daha çok, kentin kültür sanat politikalarını Kültürhane ile beraber yönetirken bulduk. Belediyelerle çok güzel iş birliği içine girdik ve D5 bir kimlik olarak ortaya çıktı. Şimdi Mersin’de kültür sanat politikalarında referans noktasındayız. Kişisel olarak ben Kültürhane’nin de başından beri içindeyim, derneğin üyesiyim aktif olarak. Kültürhane ile de D5 gibi bağım var.
Peki adınız neden D5?
Veli Mert: Beş duyu anlamına geliyor. İnsandaki beş duyuya yönelik üretim olacak diye bekledik. Ama en çok görme, dokunma ve birazcık da tat duyularına hitap edebildik. Lorin Nakkaş çok güzel yemek yapıyor!
Anadolu Kültür’le yollarınız nasıl kesişti?
Veli Mert: Akademik hayatımdan atılmadan önce Anadolu Kültür’le tanıştık. Bizim öğrencilerimizi yurt dışına götürmemize vesile oldular. Atıldıktan sonra da geldiler, D5’i ziyaret ettiler. Ve biz onların projesi olan VAHA’nınilk döneminde Kültürhane ile beraber sonra da Bediz’in (KHK’lı akademisyen Bediz Yılmaz) Mersin çalışmalarıyla hub olduk. Bizi sürekli takip edip desteklediler. Bu süre içerisinde Anadolu Kültür’ü hep yanımda gördüm. Anadolu Kültür başımıza gelen bu olay karşısındaki dirençli tutumumuzu, dayanışmacı tutumumuzu, iş birlikçi tutumumuzu bizimle beraber deneyimledi.
Anadolu Kültür sayesinde 2012’de Tandem ve 2017 yılında VAHAile Avrupa projeleri yürüttük. Mersin olarak Anadolu Kültür sayesinde Diyarbakır’la, Van’la, Mardin’le ilişki kurduk, buralara sergi götürdük, onları tanıma fırsatı bulduk. Akdeniz Belediyesi ile iş birliği yaparak Akdeniz Sanat Ekspresi oluşturduk. Eğer Anadolu Kültür olmasa oradaki arkadaşların bizden, bizim de oradaki arkadaşlardan haberimiz olmayacaktı.
“Umutsuz değilim, direnerek ilerliyoruz!”
Kültür ve sanat alanındaki baskı ortamı için ne söylemek istersiniz?
Veli Mert: Ne kadar basınç olursa öz daha çok sıkışıyor, kalite daha çok artıyor. Ben hayatımın 50 yılında yapamadığımı bu son 10 yılda yaptım. Bu da şunu gösteriyor; gün gelip bir şey sizi bulduğunda siz hangi potansiyelde ve hangi bakış açısındasınız? Burada mesela benim gibi isyankarları, direnenleri ve dayanışanları görüyorum. Biz direnerek ilerliyoruz. Ben umutsuz değilim, çok umutluyum. Biz en dipte bunları yaşıyorsak herhalde sürecin içinde başka bir boyuta geçeriz diye düşünüyorum.
Son olarak mesleğe iadesi yapılmayan akademisyenlerden biriydiniz. ve bu süreci kültür sanat açısından çok dolu geçirdiğinizi belirttiniz. Peki eğer akademiye iadeniz onaylanırsa kabul eder miydiniz?
Veli Mert: Edeceğim. Çünkü eşim de doktorasını bitirdi. Beraber çalışmak istiyorum.
Kültür-Sanat Üretimini Güçlendiren Merkez Dışı Dayanışma
Kültür ve sanatın yalnızca İstanbul merkezli olduğu anlayışına karşı çıkan Anadolu Kültür, azınlıkların ve bölgesel farklılıkların birer zenginlik olduğunu vurgulayarak bu çeşitliliğin desteklenmesi gerektiğini savunuyor. Osman Kavala’nın kurucusu olduğu Anadolu Kültür, Türkiye’nin farklı bölgelerinde kültürel üretimi teşvik etmeyi ve yerel sanat pratiklerini görünür kılmayı amaçlıyor.
Biz de Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Asena Günal’a yaptıkları projeleri sorduk:
Kuruluş amacınızı ve çalışmalarınızı kısaca anlatır mısınız?
Asena Günal: 2002 yılında kurulduk. Pek çok şeyin merkezi İstanbul ama Anadolu’da da bir kültür sanat ortamı var ve bunun alt yapısını güçlendirmeye yönelik bir ihtiyaç var. Buradan yola çıktık ve önceliğimiz merkez dışındaki şehirler. Kurulduktan sonra ilk açtığımız “Diyarbakır Sanat Merkezi” Oradaki ihtiyaç da 90’lara damga vuran o şiddet ortamından sonra orada farklı grupların bir araya gelip tartışabileceği, sanatsal etkinlikler üzerinden birlikte düşünebileceği, tartışabileceği bir zemin ihtiyacından yola çıktık. Anadolu Kültür’ün amacı zaten farklı grupları, dilleri, dinleri bir araya getirmek ve bir diyalog zemini yaratmak ve bunu yaparken de kültür ve sanatı kullanmak. Kars Sanat Merkezi açıldı ama orada belediye değişince devamlılığı olmadı. İstanbul’da Mardin’den, Antakya’dan, Diyarbakır’dan sanatçılar konuk ettik. Onların İstanbul ve Avrupa’daki görünürlüğünü arttırmaya çalıştık. Dolayısıyla o karşılaşmalar bizim için önemli. Yani temelde amacımız devletin ya da belediyelerin çok da desteğini alamayan kültür sanat inisiyatiflerine katkı sağlamaktır.
Mersin özelinde de projeleriniz mevcut, bunlardan bahseder misiniz.
Asena Günal: Mersin’de Tandem projemiz vardı. Bu projede amaç o dönem Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olma sürecinde Anadolu kentlerindeki kültür sanat inisiyatifleri ile Avrupa’dakileri bir araya getirelim, değiş tokuş olsun gibi bir niyet vardı, bu proje uzun yıllar devam etti. Daha sonra bu proje VAHA projesine evrildi. Buradaki amaç özellikle ihraç edilen akademisyenlerin kurduğu mekanlar, Kültürhane ve D5 gibi, desteklenmesi gerektiğini düşündüğümüz oluşumları önceledik. Biz oradaki kültür sanat aktörleriyle irtibatta ve iş birliği içinde oluyoruz.
Mersin’de yakın zamanda yapmayı düşündüğünüz bir projeniz var mı?
Asena Günal: Biz Anadolu Kültür olarak bir program ya da proje yaptığımız zaman açık çağrı yapıyoruz ve kurumlar başvuruyor. Bu noktada Mersin’den kurumlar başvurursa tabii onları da değerlendiririz.





