Miyazaki‘nin en iyi filmleri, çoğu klasik Hollywood filmleri ile aynı niteliği paylaşır ki bu da birbirinden farklı izleyicilere tek seferde hitap edebilmektir. Örneğin; Spirited Away (2001), asal kaygılarına çare arayan 10 yaşındaki kız çocuklarına yönelik iken, aynı zamanda daha yaşlı izleyiciler için ekonomik krizin bir alegorisi olarak işlenir. 10 yaş demografisinin içinde bulunmayan izleyici kesim de bir kız çocuğunun kafasının içindekilere şahit olmuş olur.
Miyazaki’nin eserlerindeki ikili ve hatta çoklu hitabın bir diğer örneği, Japon kültürüne aşina olan olmayan herkes için dikkat çeker olması. Film, Japonlar için Şinto metafiziğinin yalınlaştırılmış fantezisidir. Kamilerin doğanın her yerinde bulunması gibi, eserde de ruhlar neredeyse her yerdedir. Yaratık spaya korkunç bir kokuyla girdiğinde bu, ruhun işidir ve böylelikle Şintoizm’ in bir gereği olan fiziksel temizliği de tasdik etmiş olur. Şinto’da banyo yapmak önemli bir arınma ritüeline müdahil olmak demektir.
Bu belirtilerin bir diğeri de doğanın kutsallığıdır ki bu, Miyazaki’nin bu filminde de bol bol yanıttığı kaygısıdır. Nausicaa of the Valley of the Wind (1984) ve Princess Mononoke (1997) gibi filmlerde, bu Şinto inancı, endüstriyel toplumu ve özellikle nükleer silahlanmayı kınayan ekolojik bir alegoriyle harmanlanmıştır.
Ekolojik endişelerin Şintoist düşünceden kaynaklandığı Japon sinemasının da ötesinde çevrecilik, modern dünyanın yeni dini sanatı haline geldi. Ortaçağa ait katedrallerin yerini halka açık alanlara bırakmaya başlaması, dikkati ‘tü kaka’ endüstrinin gerçeklerine çekti. Yani bir başka deyişle, bu yeni temsiller, endüstrinin Doğa Ana‘ya zarar vermesini ve bu suistimalin onda bıraktığı yaraların nedametini gözler önüne seriyor.
Kaynak: tativille.blogspot.com
Görsel Kaynağı: Quinlan